Bugün Anneler Günü. Şefkat, koşulsuz sevgi, güven ve özveri sembolü annelere ithaf edilmiş bir gün. Öte yandan Anneler Günü, ne yazık ki, aynen sevgililer günü, hayvanlar günü, babalar günü, vb. gibi tüketim toplumuyla özdeşleşmiş, duygusal anlamı erozyona uğramış günlerden de biri. İnsanların, yani tüketicilerin en duyarlı zafiyetlerine seslenerek satış ve promosyon rakamlarını maksimize etmekten, paraya para katmaktan başka amacı olmayan serbest piyasacı merkantil kapitalizmin de bir kurgusu haline geldi yani bu anneler günü.
Aynen diğer gayri milli ve gayri dini anma ve hatırlama günleri gibi, anneler günü kutlamasının da kökeni, olumlu ve olumsuz yanlarıyla batıya dayanıyor. Tüm yaşamını kadın hakları ve refahına harcamış olan annesini onurlandırmak üzere Amerikalı AnnaJarvis, ölen annesine atfen, yaşadığı Virginia eyaletinde, yüz yıl önce ilk kez anneler günü kutlaması organize etmiş. Ne var ki, duygusal karakteri sebebiyle olsa gerek, hızlı bir yayılmayla geniş halk kitleleri tarafından benimsenen bu gün yaygın bir kutlama haline gelmiş. Federal hükümetin gözünden kaçmayan bu gelişme sonucu anneler günü 1914'te ABD'de resmî tatil ilan edilmiş, kısa zamanda da kapitalizmin beşiği bu tüketim toplumunda ticari bir araca dönüşmüştür. Girişiminin yanlış amaçlara alet olmasından rahatsız olan ve pişmanlık duyan Jarvis tüm yaşamı boyunca bu resmi kutlamayı iptal ettirmek için çalışmıştır. Ancak ne yazık ki çabaları akıntıya kürek çekmekten öte gitmemiştir. Türkiye'de ise giderek palazlanan kapitalist tüketim ekonomisi paralelinde anneler günü 1955 yılından beri mayıs ayının ikinci pazar günü kutlanmaktadır.
"Anne" sözcüğünün kökeni, Uygur Türkçesindeki "ana" sözcüğüne dayanır. “Anne” zamanla günümüz Türkiye Türkçesinde daha yaygın halde kullanılır hale gelmesine karşın, özellikle orta Anadolu’da halen “Ana” seslenişi egemendir.
“Ana” kelimesi, çeşitli mitoloji ve dillerde anlam yükü olarak sadece anne’yi değil, aynı zamanda “ilk”, “temel”, “başlangıç” gibi anlamları da taşırlar. Mesela Türk mitolojisi ve efsanelerinin en temel figürlerinden biri olan ve “ana”, veya “başlangıç” kavramlarını sembolize eden efsanevi dişi kurt Asena (veya Aşina), Eski Yunan mitolojisindeki evren yani Kaos (Khaos) içinde ilk başlangıç olarak belirtilen ana tanrıça Gaia (yeryüzü), Budist mitolojisinde geçen şefkat, merhamet sembolü anne figürü olan Guanyin, İskandinav mitolojisindeki kurucu tanrıça Freya, Hint mitolojisindeki ve Sanskritçede anne anlamına gelen Mata, “Ana” kavramına yüklenen bu anlamların çeşitli örnekleridir. "Ana" kelimesi, fonetik (ses olarak) ve semiyotik (anlam olarak) “ana”ya çok benzeyen varyantlarıyla hemen hemen tüm doğu ve batı mitolojilerinde ve dillerinde karşımıza çıkmaktadır. Modern batı dillerindeki mama, Yunanca mana, Hintçe’deki mata gibi farklı dillerdeki adlandırmalar bunun örnekleridir.
Ana kelimesinin bu mitolojik, tarihsel ve evrensel kökeni özelikle analitik psikoloji’de ve psikiyatride de her zaman önemli ilgi odaklarından birini oluşturmuştur. Analitik psikolojinin kurucu babası Carl Gustav Jung, “anne” imgesini de aynen “su”, “toprak”, “hükümdar”, “isyankâr”, “yaradan”, vb. gibi bir arke tip, yani kökkavramı* olarak niteler. Jung’a göre, anne kök kavramı, gibi, daha insan dünyaya gelir gelmez henüz hiçbir algı veya bilgiye sahip değilken beyin hücrelerinin bir yerinde içi doldurulmaya hazır bir “nosyon” olarak mevcuttur.
Gelelim kendi rahmetli anneme; giderek silikleşen anılar ve hatıralara. Çocukken, hatırlarım, sevgili annem para biriktirerek ona hediye olarak aldığım klasik albümleri zaman zaman açar ve o karakteristik sesiyle peeh, peeh, diye mırıldanarak, acı acı gülümseyip, bazan da gözyaşı damlatarak eski resimler içinde kaybolup gider, muhterem babamın tabiriyle zaman zaman böyle “zaman tüneline” girerdi. Ben de yaşlanmışım demek ki: şimdi albüm yerine Google’un dijital foto albümünde veya Facebook’ta aile üyeleriyle paylaştığımız “eski resimlere” baktıkça yahu ne çabuk geçmiş bu zaman demeden kendimi alamıyorum. Goethe’nin Weimar’daki evini ziyaret etmiş ve son nefesini verirken söylediği, yatağının başucuna da asılı duran epigram beni çok etkilemişti: “biraz daha zaman lütfen; biraz daha”. İnsan gerçekten, hele de yaş ilerledikçe, daha da fazla zamana ihtiyacı olduğu hissine kapılıyor. Benim de bu sözleri sarf edeceğim günler mi yaklaştı ne?
Neyse.
Anneler gününe, hele de bu ekonomik kıskaç döneminde, illa çok pahalı bir hediye almak gerekmez. Önemli olan niyet ve sevgi ifadesidir. Ben de rahmetli anneme postüm bir armağan hazırladım. Geç başlayıp anneler gününe yetiştiremediğim ancak yağlıboya portresinin bu sondan bir önceki evresini yansıtan ve babamla evlendikleri yıl çektirdiği fotoğrafını referans alarak yaptığım portresini yaptım. Bu portreyi, ona daha önceden yazdığım, çileli hayatını anlattığım aşağıdaki mısralarla taçlandırıyorum bu anneler gününde.
Portre her ne kadar o 50’li yılların “natalitesi” (yenidoğanlığı), iyimser naifliği ve acık da romantizmini yansıtıyor gibi görünse de çekilecek hayatın bu güzelliklerle tezat teşkil edecek bir çileler silsilesi olduğundan henüz habersiz, daha sonraki gri ve kara tonlu kahpe sosyo-politik-ekonomik Türkiye şartlarının kurbanı olan, genç yaşında doyamadan kaybettiğimiz sevgili annem: senin ve senin gibi tüm annelerin günü kutlu olsun.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
“Hüzünlü Dönenceler”
Ne bankada vardı beş lira paran
Çekip çekip harcasak
Kaymak* alsak top alsak
Ne de artık seni arayıp soracak
Fakılılı bir Elif Halan
Heyhat!
Çocuklarda çok küçük
Ne dert dinler ne aman
Kaymak ister top ister
Şimdi de bu hastane
Hepsi burnumda tüter
Bu muydu hayattan geriye kalan?
Heyhat!
Sabah olmaz, gün doğmaz
Patlatır gecenin sessizliği kulaklarımı
Gördüm seni bir defa;
Gördüm o kanatlarını
Vaktim geldi
Anladım!
Hadi inelim aşağı şu bayırdan
Salıver ulaklarını
Açıver kanatlarını
Görelim yavrularımı
Sonra da…
Gidelim bu diyardan
Heyhat
Ama yine de (U)mutluydun hayattan
Ey anam, canım anam
İki şiir defteri doldurup
Üçüncüyü de sipariş etmiştin bana
O ateş halen yanıyordu yani
Son ışık söndüğü zaman
Heyhat
Selam sana, sevgili anam
Yürek dolusu selam!
Rahat uyu
Rahat yat
Evlat
Amsterdam 28 Şubat 2013
* altmışlı yıllarda dondurmaya kaymak denilirdi.









