
FELSEFİ KURAMLAR VE MİTOLOJİK KISSALAR IŞIĞINDA AHLAK (ÇÖKÜŞÜ) KAVRAMINA DAİR KISA DENEMELER: 4. Nietzsche’nin (oku: Niççe) Efendi-Köle etiği ve Pygmalion’un kendi kendini gerçekleştiren kehanetleri
4.1: Nietzsche’nin Efendi-Köle etiği
Eğer felsefeyi, ayaküstü, insan, doğa ve doğaüstüne dair sistemli düşünceler bütünü olarak tanımlama yoluna gidersek, ki herhalde bu böyledir, Friedrich Nietzsche’nin (1844-1900) tüm eserleri içinde adeta bunun tam tersini kanıtlama gibi bir uğraş içinde olduğunu görürüz. Bana göre, Nietzsche’nin külliyatı kendinden önceki ve sonraki hemen hemen tüm filozofların müşterek özelliği olan SİSTEMATİK düşünme, gerekçelenme ve açıklama yerine RİZOMATİK diye adlandırabileceğimiz (bkz. Gilles Deleuze,1981) bir niteliğe sahiptir. Yani Nietzsche’nin felsefesinin amacı Kozmos’u (yani dinginliği, ahengi) değil tam tersine Kaos’u (karmasa ve çatışmayı) anlatma çabası içindedir; çünkü “İnsan” böyledir der Nietzsche. Ve ve tabir caizse aydınlatılmış otoyollarda ıslık çalarak seyreden bir sürücü yerine kimsesiz karanlık sokaklarda adres arayan bir insanın ruh halini andırır bu üslup ve içerik; bu sebeple de Nietzsche’nin felsefesi, filozofların umumiyetinin yaptığı gibi algoritmalar (yani bulmanın kuralları) yerine Höristikler’le (aramanın kuralları) düşünce üreten bir niteliğe sahiptir.
Biraz daha anlaşılabilir olması bakımından şöyle bir örnek vereyim: Sistematik düşünen insan, ormandaki ağaçların, nerden bakarsan bak, nasıl bir düzen ve ahenk içinde birbirlerine göre konumlandığını gözleyip izlerken, Rizomatik düşünen insan, tam tersine, ağaçların toprak altındaki köklerinin nasıl içiçe geçmiş, izlenip gözlenebilirlikten tamamen uzak bir karmaşa, girift ve kaotik bir kompozisyon gösterdiğini düşünür.
Nietzsche de bana göre, biyografisi ve çilekeş yaşamı itibarıyla da böyle bir insan, böyle bir filozoftur. Bu bakımdan o, Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar eserindeki karamsar ama gerçekçi insan tipiyle ve distopik dünya anlatımıyla büyük benzerlikler gösterir. Onun için Sistem (Kozmos, Harmoni, Düzen) değil, Rizom’dur (Kaos, Uyumsuzluk, Karmaşa) felsefi düşüncenin dinamosu. Külliyatını oluşturan metinler başı-kıçı belli tahmin edilebilir, ne bileyim, giriş, serim, düğüm, çözüm gibi klasik edebi bir stil yerine, “aforizmalar” ekseninde üretilmiş polemik fikirlerden oluşur. Kimi yerlerde de farklı aforizma ve fikirlerin birbiriyle çeliştiği algısı da oluşur. Tam da bu sebepten dolayı eserleri yanlış anlamalara ve farklı yorumlara meydan veren bir niteliğe sahiptir. Bekli de bu bakımdan bana göre onu, tüm meslektaşlarının tersine kozmosun değil “kaosun filozofu” diye tanımlamakta mümkündür. Kozmos içinde “Bu kadar güzel yıldızlar doğurmak için kaos olmak gerekir” diyen sıradışı bir düşünürden başka ne beklersiniz?

Tüm bu özelliklerin onun yine sıradışı diye niteleyeceğimiz ahlak felsefesine de yansıdığını düşünmek şaşırtıcı olmaz.
Nietzsche’nin, Ahlakın Soykütüğü Üstüne: Bir Kavga Yazısı (Zur Genealogie der Moral: Eine Streitschrift, 1887) adlı son eserinde tamlaştırdığı “perspektifçi ahlak” yada Efendi-Köle etiği diye de bilinen “ahlak felsefesinin” ki klasik anlamda “ahlak” diye birşeyi reddeder, temel özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:
• Ölümünden sonra çoğu eleştirmen tarafından en iyi eseri olarak kabul edilen Ahlakın Soykütüğü'nde Nietzsche, “iyinin” ve “kötünün” relatif karakterli; dönemden döneme ve ülkeden ülkeye farklılık gösteren değerler olduğunu savunur. Eski zamanlarda, ansiyen dönemde "iyi", kahramanlar ve fatihlerin yani Efendilerin davranışlarını, "kötü" ise zavallı halkın ve Kölelerin davranışlarını tanımlamada kullanılan normatif kavramlardı. Daha sonra bu değerler Yahudi-Hıristiyan ahlakı tarafından altüst edildi. "İyi" artık, yardıma muhtaç, zayıf, hasta, aç, yani çaresiz halk ve kölelerin davranışlarıyla özdeş hale gelirken (örneğin: Roma’nın Palestina valisi ve Kudüs Yahudi Hahambaşına başkaldıran hz. İsa), “Kötü” ise egemenlik uğruna, kahramanlık veya şövalyelik ruhundan sıyrılmış, acımasız, umumiyetle bir meslek öğrenmemiş ve de bu yüzden donanımsız despot yöneticilere atfedilen davranış türü olarak bilinir hale geldi. Nietzsche özellikle ahlak üstüne yazdığı bu eserinde iyinin ve kötünün orijinal anlamının yeniden tesis edilmesi gerektiğini savunur. Ve bu anlamda polemolog karakterinin yanında, eskiye dönüşü savunduğu için aslında bir muhafazakardır Nietzsche!
• Nietzsche’yi burda böylesi sıradışı ve sezgi dışı arayışa iten temel mesele, bahsi gecen Yahudi-Hristiyan ahlakının insanları Hiççiliğe (Nihilizm) ittiği ve temel klasik değerlerden yoksun bıraktığı düşüncesidir. Zira, esrarengiz bir yanlış anlama sonucu adı felsefede hiççilik kuramı ile özdeşleştirilen Nietzsche tam aksine (ki bunu Genealogie eserinde de göstermiştir), yaşamı boyu hiççi (nihilist) dünya görüşü ile mücadele etmiş sıradışı ve kuraldışı bir düşünür, ancak saygıdeğer, eminant bir filozoftur.
• Bu durumu en iyi anlatan, Böyle Buyurdu Zerdüşt (Also Sprach Zarathustra, 1883) adlı eserindeki 125inci aforizmada kurguladığı zavallı ve bilinçsiz halkın bir pazaryerinde “tanrı öldü, tanrı öldü, biliyor musunuz ey zavallı insanlar?”) diye bağıran bir deliye gösterdikleri tepkidir. Bu hikâyede, elinde bir fener bulunan bir “deli”, güpegündüz Tanrı'yı aramak için pazar yerine gider ve Tanrı'nın (yani eski klasik değerlerin) öldüğünü ve bunu da biz insanların yaptığını ilan eder. Deli, “artık Tanrı da yok, şimdi yaşamınızda tüm destekten yoksun, evrenin karanlık boşluğunda küçük hesaplar ve bir Hiç uğruna sonsuza değin cebelleşeceksiniz ey zavallılar!” diyerek haykırır. Ancak pazarcı halk sessiz kalır ve ona tuhaf tuhaf bakar; durumu deliliğine yorar. Deli’nin şok edici mesajını kimse kavrayamamıştır.
• Nietzsche’nin derdi ve mücadelesi, artık, kendi de belki bir zaman köle olan ve hiçbir zaman bir Fatih, bir Şövalye olmamış olan işbaşındaki egemenlerin, klasik şövalye ruhundan yoksun, zavallılık edebiyatı ile sömürü düzenini ayakta tutan despotların ahlakı, daha doğrusu ahlak çöküntüsüdür. Tan Kızıllığı adlı eserinde (1881), “Despotlar, havanın ahlaklı olduğu bölgeleri severler” derken tam da bunu anlamaktadır.
• Tüm bunları kafamda çevirip, Nietzsche’nin ahlak kuramını telgraf stiliyle özetlemeye çalışırken, daha önceki kuramcılar ve kıssalarda da gördüğüm / gösterdiğim gibi aslında yüzyıllar, binyıllar boyu iyi ve kötüye değin pek de birşeyin değişmediğini ve bugün egemen olan neo-liberal talan ve sömürü düzeninin asıl olarak Köle Ahlakı’na ait davranış sistemleri sayesinde ayakta kaldığını da yeniden keşfettim;
• Bakalım gelecek sefer sahneye alacağımız bir başka mitolojik kahraman, Kıbrıslı Pygmalion bu meseleye nasıl bakacak, onu inceleyeceğiz son olarak; “Kendi kendini gerçekleştiren tahminler, sendromunun, yani kehanetlerin bu işlerle ne alakası var” diye sorarak Nietzsche’nin ahlak kuramını Pygmalion’un hikâyesindeki kıssa ile açıklayıp, Ahlak Çöküntüsü temalı yazı dizimize son vereceğiz.









