
FELSEFİ KURAMLAR VE MİTOLOJİK KISSALAR IŞIĞINDA AHLAK (ÇÖKÜŞÜ) KAVRAMINA DAİR KISA DENEMELER: 4. Nietzsche’nin Efendi-Köle etiği ve Pygmalion’un kendi kendini gerçekleştiren kehanetleri
4.2: Pygmalion’un kendini gerçekleştiren kehanetleri1.
Nietzsche’nin geçen bölümde Efendi-Köle ahlakı adı altında incelediğimiz ve en yalın anlatımıyla “nerden bakarsan, dünya biraz da öyle gözükür; yani iyi ve kötü’nün her yerde ve her zaman geçerli olduğu, tüm insanlığı kapsayan, nesnel bir ahlak yoktur; ahlak, değişen zaman ve mekanlara göre ve özellikle de öznel menfaatlere göre uydurulan “ilkeler” zeminine yaslanan, alışılmış davranış kurallar sistemidir” diye özetleyebileceğimiz Sübjektif Perspektifçi Etik kuramı günümüzde de halen yakıcılığını koruyan kimi esrarengiz insan davranışlarına da ışık tutmaktadır.
Bunların başında şüphesiz özellikle sosyal psikoloji ve kitle iletişim sosyolojisi gibi alt disiplinlerde yaygın olan ve birilerince aşağı yukarı doğru bir çeviriyle Beklenti Etkisi diye de Türkçeleştirilmiş ve de bana göre Olgu’dan çok Algı’larla ilgili bir mevzu gelmektedir. Pygmalion Sendromu diye de bilinen bu Beklenti Etkisi (mesela çocuk eğitiminde) yüksek beklentilerin daha yüksek performansa, düşük beklentilerin ise daha düşük performansa yol açtığı durumları ifade eder.
Mitolojideki özet hikayeye görePygmalion’un serencamı: antik çağda Kıbrıs’ta yaşayan heykeltıraş Pygmalion çevresinde gördüğü kadınlarla hiç ilgilenmediği için bekar kalır. Hayalinde, ilgilendiği tek kadın olan tanrıça Afrodit’e bakarak onun kar beyazı fildişinden bir heykelini yapar. Ve Pygmalion, ortaya çıkan bu kusursuz güzelliğe, yani kendi eserine (aynen daha önce incelediğimiz Nergiz’e benzer şekilde) derinden aşık olur. Bunu gören güzellik abidesi Afrodit, ruhunu bu heykele vermeye karar verir ve madde olan fildişi ile mana olan ruhun birleşmesi sonucu, tanrısal güzellik diye tabir edilen Galathea (ya da Galata) ortaya çıkar.
Pygmalion’un başına gelenler daha önceki kıssalarda hikayelerini anlattığım çilekeş Orpheus, Prometheus ve Nergiz’in serencamından daha farklı, bir mutlu sonla, bir “happy and” ile sonlanıyor.

Bu hikayenin alegorik özü, ya da kıssası özetle şudur: insan bir şeyi çok ister ve bu istek yönünde beklentilere girerse; gösterdiği davranış ve eylemlerle isteğini er veya geç gerçekleştirecek, elde edecektir. Pygmalion’un yaşadığı da bundan başkası değildir. Kehanet, (yani fildişinden güzel bir heykelini yaparsa Afrodit’in de sonuçta buna sessiz kalamayacağı beklentisi) nihayetinde kendi kendini gerçekleştirmiş, beklenti cisimleşmiş, mana madde haline; algı olgu haline dönmüştür.

Kaşla göz arasında Algıların Olgulara döndürüldüğü günümüz dünyası ve Türkiyesinde ne kadar da tanıdık ve güncel bir konu değil mi?
Pygmalion’un bu hikayesinden hareketle, kendi kendini gerçekleştiren kehanetler (ya da orijinal tabiriyle Selffulfilling Prophecy) diye tanımlanarak modern psikoloji ve sosyolojinin araştırma desenlerinde kullanılan bir kavramdır bu. Aynı zamanda metodolojinin (yöntembilim) elli yıldan beri temel taşlarından biri haline gelen bu kavramı gelecek seferde ve son bölümde iki kıssa halinde yorumlayıp Kuramlar veKıssalarla Ahlak bahsini kapatacağız.
Sağlıcakla kalın








