
FELSEFİ KURAMLAR VE MİTOLOJİK KISSALAR IŞIĞINDA AHLAK (ÇÖKÜŞÜ) KAVRAMINA DAİR KISA DENEMELER: 3. Aristoteles’in Erdemler Etiği ve Prometheus’un çılgınlığı
Özet hikaye: efsaneye göre Prometheus (bkz. Metamorphoses, Ovidius) , insanların tabiat karşısındaki acizliğine dayanamayarak, daha güvenli ve rahat bir yaşama geçebilmelerini sağlamak amacıyla Zeus’un Olimpos’ta saklı tuttuğu Ateş’i çalar ve insanoğluna hediye eder. İnsanoğlu artık demiri döver, alet yapar ve daha güvenli yaşamaya başlar.

Zeus bunun üzerine hem Prometheus’u hem de kardeşleri Atlas, Epimetheus ve onun karısı Pandora’yı sonsuzluğa dek cezalandırır (ceza: nemesis): Prometheus, Kafkaslarda bir dağ tepesinde kayalıklara bağlanır; sabaha kadar tekrar iyileşmek üzere her gece Etan adlı kartal tarafından karaciğerleri deşilir, ancak tüm işkencelere karşın Prometheus yılmaz ve amacından taviz vermez…
Ve nihayetinde birgün yine bir dürüstlük ve güç timsali olan yarı insan yarı tanrı Herakles (Herkül) tarafından kurtarılır. Diğerlerinin akıbeti de mesela yengesi Pandora’ya verilen içi tüm hastalıklarla dolu kutu gibi, benzer şekilde cezalarla son bulur.

Aristoteles’in Erdemler Etiği kuramında ele aldığı Cesaret, Adalet, Basiret gibi erdemlerin adeta ete kemiğe burunmuş hali olan bu Prometheus kıssasından hangi hisseleri ve hangi soruları çıkarabiliriz:
• Ateş, ateşi çalma ve daha sonra ateşi kullanarak gereç yapma eylemleri, Prometheus hikayesinde bilgiyi, teknolojiyi yani ilerlemeyi ve aydınlığı, dolayısıyla da özgürlüğü ve de tutsaklığa isyanı temsil etmektedir. Baş Tanrı Zeus, sorumsuz makamı ve tartışmasız gücü, Prometheus ise akıl, cesaret ve mahareti anlatırken, hikayenin esası tüm bu erdem ve yeteneklerin bile ilerleme, aydınlanma ve nihai kurtuluş için yeterli olmadığını ve çekilecek acılara da dayanıp güç birliği sağlamanın kurtuluş için kaçınılmaz olduğunu vurgulamaktadır;
• Ansiyen çağlardan beri ve günümüz dünyasında da halen her yerde bir Zeus var olmuş olsa bile nihai zafer her zaman haksızlığa başkaldıran Prometheusların olmuş, tutsaklık, sömürü ve talan er geç son bulmuş ve tarihin her zaman ileriye doğru dönen tekerleği yeniden gacırdamaya başlamıştır. Aksi takdirde biz halen steplerde şaşkın şaşkın koşuyor, mağaralarda azgın bezgin yaşıyor olurduk. Buna çoğu güruh özlem duyuyor olsa bile ne yazık ki şimdi ne musluklarından deve sidiği akan bir mağara ne de steplerde hurileri taşıyan deve kervanları vardır; ne de insanlar elleriyle yediği etin, ya da Monaco restoranlarında yediği istakozun yağını ayaklarına silerek temizlemektedirler; peçete diye bişey var nihayetinde! Garip olan ayrıca şu ki, kimi insanlar deveye methiye yazarken her nedense ne Alman malı son model Audi’nin konforundan, ne de İsviçre malı, bir servet pahasındaki kol saatinden da bir türlü vazgeçemiyorlar. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu be âdem?
Şöyle tatlıya bağlayalım bu bahsi ibretlik kıssalara figüran olan ahlak ihtiyaçlı fanilere tavsiye babından: madem Almanya’dasınız, pahalı kol saatlarıyla caka satmaktan ve lüks otomobil fuarlarında volta atmaktan arta kalan zamanda, yakın bir kütüphaneye uğrayıpta oralı sosyolog Norbert Elias’ın Uygarlık Üstüne (Über den Zivilization) adlı kitabını ödünç alıp bir karıştırıverseniz Allah aşkına. Tüm bu nimetlere nasıl ulaşmış bu adamlar; uygarlık ve ona koşut teknoloji nasıl doğmuş, gelişmiş? Peçete ve mendilin keşfiyle ortaya çıkan etiketlerle (ahlak ve edep kurallarıyla) aydınlanma çağı ve onu izleyen sanayi devriminin ne alakası var? Hapsi orda yazılı.
Resimler:
1. Prometheus'un Olimpos'tan ateşi çalışı. Jan Cossiers, Prada müzesi, Madrid.
2. Prometheus cezalandırılıyor. Kil vazo üstü resim. yklş. m.ö. 550.








