Sözlükler, kökeni “dûst” şeklinde Farsça olan bu kelimeyi, sevilen ve güvenilen yakın arkadaş diye tarif ediyor, eş anlamlısına “gönüldaş”, zıt anlamlısına eski dilde “yağı” şimdi ise “düşman” deniyor.

“Dost” üzerine kültürümüzde edinilmiş o kadar çok acı-tatlı tecrübe, dilimizde söylenmiş o kadar çok söz, yazılmış o kadar şiir ve yakılmış o kadar türkü, bestelenmiş o kadar şarkı var ki…

Dostluğundan emin olamadığımız kişiler için "dost gibi", “dostça” ve “dostane” kavramları ile bir ara yol bulmaya, “düşman” dememeye çalışmışız ve “kusursuz dost arayan dostsuz kalır” diye teselli aramışız. Sanırım Nazım Hikmet de “o gider, bu gider, şu gider/dostluk, sen yanı başımızda kalırsın” mısralarında kişide bulamadığını kavramda aramış olmalı.

Cenknamelerin destansı kahramanı Hz. Ali, “açık kalpli düşman içten pazarlıklı dosttan yeğdir” diyerek dost görünümlülere karşı halkın “akıllı düşman akılsız dosttan iyidir” atasözüyle tecrübe ettiği hususa farklı bir pencereden bakmış.

Mevlana'nın “iyi dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur” özdeyişi “dost dostun ayıbını yüzüne söyler” atasözüyle aynı iklimde yaratılmış olmalıdır.

İmam Şafii “dost kusurunu yalnızken söyler, ifşa etmez” derken, kalabalıkların toplandığı yerlerde kürsüye çıkarak “dostumu uyarıyorum” diye cümleler kuran günümüz insanına öğüt verir gibidir. Eskiler “dost acı söyler” atasözünü Mevlana’nın “dost acı söyleyen değil, acıyı tatlı söyleyendir” dediği gibi, “acıtmak” için değil, “acındığı” için kullanırdı.

Kültürümüz dostluğu hep bir sımana, imtihan konusu olarak görmüştür: Mevlana “dost ise düşünme ver ömrünü gitsin/dost değilse hiç bekletme yol ver gitsin” ve “sen verdikçe dostun çok olur, bir de sen istersen hepsi yok olur” demiştir. 9. Yüzyıl filozoflarından Bayezıd-i Bistamî'nin “dost canlısı” geç bir âlimin “ziyaretime gelen çok dostum var, gelmeyin diyemiyorum, bu yüzden çalışmaya zaman kalmıyor,” sözüne, “fakir olanlara para ver, zenginlerden borç iste, kısa sürede gelenin gidenin kesilir” öğüdünü vermiş. Atalarımızın “iyi gün dostu” dediği bunlar olmalı.

13. Yüzyılda Salgur Atabekliği döneminde Şiraz’da yaşayan Sadi, “olgun ve bilgin insanı dost edinmek istersen eleştir, ham ve cahili dost edinmek istersen öv” diyor. Atalar “parayla dost bulunmaz” dediğine göre “dost kazanmak” için Sadi’yi dinlemek gerek.

Pir Sultan Abdal’ın darağacına giderken taşlanması, en dramatik dostluk hikâyelerinden biridir. “Şu ellerin taşı hiç bana değmez/ille dostun gülü yaralar beni” mısraları, “düşenin dostu olmaz” demeyin olurmuş dedirtir. Belki de emirle atılan taşlar, “dostun attığı taş baş yarmaz” atasözü kavlince güle dönüşür.

Yüzyıllar ötelerden Kul Himmet Üstadım “seyyah olup şu âlemi gezerim/bir dost bulamadım gün akşam oldu” diye hüzünlenirken ve Seyyit Seyfi , “bütün dünya senin olsun/bir dost bir post yeter bana” diye kanaat ederken halk bambaşka bir deneyimini söyler: “Dost bin ise az, düşman bir ise çok.”

Gerçek dost bulmanın ümitsizliğini Âşık Veysel’in “dost dost diye nicesine sarıldım/benim sadık yârim kara topraktır” mısralarında görürüz. Ancak insan bu dünyada bir iz bırakmak, gidince de hatırlanmak istiyor. Veysel’i fikrinden caydıran da bu olmalı: “Ben giderim adım kalır/dostlar beni hatırlasın.”

Ben “dost” ve “düşman” gibi iki zıt kelimenin onlara eklenen sadece iki kelimeyle nasıl bir sanat şaheseri olarak dile ve ezgiye yansıdığına Sabahat Akkiraz’ın yorumladığı “yeşil ipek bükeyim” türküsündeki “kalbi düşman, dili dost” veya bunun varyantı olan "yüzü dost gönlü düşman" sözünde tanık oldum.

Aristoteles’in “çok dostu olanın aslında hiç yoktur” dediği gibi, gerçek dost az bulunur fikri halk arasında da yaygındır. Çok dostu olduğunu söyleyen oğluna babanın “benim bir tek dostum var” diyerek başlayan ibretlik sınama hikâyesi, çocuk için hüzünlü bir dersle biter. Kim bilir belki de bu hikâye “baba dostu oğula mirastır” atasözünün açıklamasıdır. Bu nedenledir ki atalar “dost kara günde belli olur”, “dost dostun eyerlenmiş atıdır” veya “her şeyin yenisi, dostun eskisi” diye boşa dememişler.

Canımız en çok dostlarla yapılan alışverişlerde yanmış olmalı: “Dostluk başka, alışveriş başka”, “dostluk okkayla, alışveriş dirhemle”, utanma pazar, dostluğu bozar” atasözleri bu yüzden söylenmiş olmalı. “Dost kazığı” deyimi sanırım en çok böyle durumlarda kullanılıyor.

Halk, dostluk ile çıkar ilişkisini de çok iyi gözlemlemiş ve atasözlerine bu deneyimini yansıtmış. “Dostun fakiri tez unutulur” veya “Abdalın dostluğu köy görününceye kadar” atasözleri böyledir.

“Dost olmak”, ”dost edinmek” veya “dostluk etmek” hoş ve güzel anlamlarla yaşarken dostun en olumsuz kullanımlarından biri de “dost tutmak” deyiminde karşımıza çıkar. Neyse ki (!) 19. Yüzyılda Fransızcayla karşılaşılıp “metres” öğrenildi de bu deyime ihtiyaç kalmadı.

Halk arasında yaygın olan “tatlı gel dünürüm” hikâyesini bilirsiniz: İki aile kız alıp vermiş, dünür olmuş. Oğlan tarafı neredeyse her akşam kız evine gidermiş. Kızın babası uyarmak için sık gelme, ara sıra gel anlamında “tatlı gel dünürüm” demiş. Adam ertesi gün bir tepsi baklava ile gelmiş. Bizimki “dünürüm ben tatlı gel dedim, tatlı ile gel demedim” demiş. Bu hikâyenin bir yerinde “sık gitme dostuna, kalksın ayaküstüne” atasözü kullanılmış olmalıdır.

Halk ak-kara gibi iki zıt kelime olan dostla düşmanı pek çok atasözünde karşılaştırmış. “Dost ağlatır düşman güldürür”, “düşmanı anan da doğurur sen dost kazan”, “at ver dost ol, kız ver düşman ol”, “eski dost düşman olmaz”, “dost başa düşman ayağa bakar”, “ayıdan post, düşmandan dost olmaz” atasözlerinin arkasındaki tecrübeler yazılsa roman, çekilse film olur.

Gönül, dostun yanına gelince “gönül dostu” bulunur. Atalar “aslan postunda gönül dostunda” sözünü aslanı postu, gönlü dostu sarar, sarmalar anlamında kullanmış. Şems ile Mevlana, Fatih ile Akşemseddin, Yavuz ile Hasan Can gibi…

Hayat her zaman ve herkese böyle güzel dostlar ve dostluklar kazandırmıyor olmalı ki Bağdat illerinde Bayat boyunun mahzun şairi Fuzulî’ye “dost bivefa felek birahm, devran bisukün/dert çok, hemdert yok, düşman kavi, tali’ zebun” mısralarını yazdırtıyor. Nazım da bu fikirde olmalı ki Kerem Gibi şiirinde “dert çok hemdert yok” diye Fuzulî’ye gönderme yapıyor.

“Şeytanın dostluğu darağacına kadar” ve "tilkiyi canından eden parlak postudur, insanı canından eden ahmak dostudur" öğüdünü veren ataların bu konudaki son sözü “Allah iyilerle karşılaştırsın” duası olmalıdır.

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ