Bu bir kitap. Türk Dil Kurumu yayınları arasında yer almış. Bu güne dek tam beş baskı yapmış. İlk basılış tarihi 1996. Beşinci baskısı 2019 yılında yapılmış. Son baskısı 10 bin adet. Çok okunan bir kitap olduğu anlaşılıyor. İsmi de zaten çok iddialı. Kitap 346 sayfa.
Güzel Yazılar’ı İsmail Parlatır başkanlığında 6 kişiden oluşan bir kurul hazırlamış. Kurul üyelerinin beşi profesör, birisi doçent.
Güzel Yazılar, TDK Başkanı Ahmet B. Ercilasun’un Sunuş’uyla başlıyor. Ercilasun Dilin Tadı başlıklı yazısında dilin önemi üzerinde duruyor ve diyor ki: “İnsanlarımızı dilimizin en güzel verimleriyle karşılaştırmayı düşünüyoruz. Özellikle okul çağındaki gençlerimize ulaşmak ve erken yaşta onlara Türkçenin tadını tattırmak istiyoruz.”
Oğuz’dan Bugüne Edebiyatımız’da kitabın yayın amacından bahisle kültür tarihimizin iki önemli vasiyetnamesinden bahsediliyor. Bunlar Orhun Yazıtları ve Atatürk’ün Nutuk adlı eseri. Haliyle Orhun Yazıtları’ndan bir bölüm ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi kitabın en başında yer alıyor.
Güzel yazılar üç bölümden oluşmuş. Birinci bölümde düzyazı örnekleri sıralanmış. Oğuz Kağan Destanı’ndan alıp Sevinç Çokum’un Hilal Görününce’sine kadar geliyor. İkinci bölümde şiirler sıralanmış. Sagular, Ahmet Yesevi’den, Yunus Emre’den, Karacaoğlan’dan ve birçok şairden şiirler alıntılanmış. Üçüncü bölümde Kutadgu Bilig’den, Tazarrunâme’den, Şikâyetnâme’den vb. örneklere yer verilmiş.
Türkçe’nin güzelliklerini gençlerimize ulaştırmak gayesiyle hazırlanmış bu kitap. Ama ne yazık ki baskı aşamasında özen gösterilmemiş. Kitapta birçok yazım hatası var. Hatta bilgi yanlışı… Benim görebildiklerimden bazılarını sıralayayım. Sunuş’ta “dilin kendisine mahus tadı” tamlamasında “mahus” kelimesi “mahsus”olmalı.
Kerem İle Aslı’dan “Mirza Bey, Mirza bey “iki ayrı yazılış bey sözcüğünde. “Başı yaşlık göre mi” dizesinde yaşlık değil “yastık” (s.39). Keşiş Kızı, keşiş kızı iki ayrı yazılış (s.41).
“Ordu, ordu; cihan, cihan insan kümeleri (s.46)” İkilemelerin arasına virgül konmaz. Doğru yazılış "Ordu ordu; cihan cihan insan kümeleri".
“Kahkahalar salonun bir köşesinde kendi kendine “ (s.86) ibaresi iki kez yazılmış.
Osmancık’tan “Ede Balı, Ede balı”( s.116) hangisi doğru. “Ve rüy sürmektedir” (s.118). Bu cümlede “rüya” delimesi “rüy” olmuş. Aynı sayfada “Dal, budak salmak” deyimi virgülsüz yazılmalıydı. Çünkü burada dal budak bir ikilemedir.
Ahmet Yesevi’nin dörtlükleri…Her bir dörtlüğün ilk dizeleri büyük harfle başlamış. Diğerleri küçük harfle yazılmış(s.136). Bir de ikinci dörtlüğün son dizesindeki “yolumu” sözcüğü “yolum” olmalı hem uyak için hem de ölçü gereği. Hacı Bayram’ın şiiri ilk dörtlüğün ikinci dizesi sonuna soru işareti konmuş. Soru sorulmuyor ki. Zaten beş kıtalık şiirde başka noktalama işareti kullanılmamış. Birinci kıtanın iki dizesini yazayım, siz de görün:
“Çalabım bir şar yaratmış
İki cihan arasında?” (s.139)
Burda soru işaretinin ne gereği var?
Karacaoğlan’dan bir “Kopma” almışlar Güzel Yazılar’a. Yanlış okumadınız kopma. "Koşma” olacaktı değil mi? Aynı metnin ikinci kıtasında “Akça ceylan kurtulmuş da azıdan” dizesinde “tazıdan” sözcüğü bak ne hale gelmiş. On birli hece ölçüsüyle yazılan şiirin son dörtlüğünde ölçü bozulmuş.”Karacaoğlan der ki n’eyleyip n’etmek” dizesi 12 heceli. Eğer “Karac’oğlan” yazılsaydı ölçü kusuru giderilmiş olurdu (s.145). Semai’de Karacaoğlan’ın adının geçtiği “Karac’oğlan eğmelerin”dizesiyle başlayan son dörtlük alınmamış(s.146). Niyeyse?..
Şimdi sıkı durun. Seyrani’den “Talim Türküsü”nü seçmişler(s.153). Ne alâka? Seyrani’nin şiirleri arasında böyle bir metne rastlamadım. Bu bir Çankırı türküsüdür ve anonimdir. Oysa Seyrani’nin bu kitaba girecek bir dolu deyişi vardır. Mahtum Kulu’dan iki şiir alınmış. Şairin adı metinde “Mahtumkulu” şeklinde birleşik yazılmış(s.166)
Namık Kemal’in Murabba’sı “Mah veder kendini bülbül bile hürriyet için” dizesinde “ Mahveder” birleşiği ayrı yazılmış. Hem de farklı bir şekilde. Bu birleşiğin açılımı “mahıv+etmek”tir, mah veder yazılışı yanlıştır(s.169).
Özel adlara çokluk anlamı veren-ler eki sonuna geldiği sözcüğe hem bitişik hem ayrı yazılmış: ”Atilla’lar, Cengizler, Timurlenkler, Yavuzlar”(s.170).
Fuzuli’den bir beyit Şükrü Elçin’in şiirinde şöyle yer almış:
Dest bûsî arzusiyle ölümsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su(s.225).
Bu beyitle sonlanmış Şükrü Eçin’in Bahçesaray Çeşmesi şiiri. İlk dizede “ölümsem” kelimesi yanlış. Doğrusu “ölürsem”. Fuzuli’nin Su Kasidesi’nden alınma bu beyit sanki Şükrü Elçin’inmiş izlenimi veriyor. Beyit tırnak içine alınmalıydı. Fuzuli’den bahsedilmeliydi.
Dağlarca’nın Türkçem Benim Ses Bayrağım şiirinde “Bir ak…ki yüce atalar, bil ak…ki ulu oğullar” dizesinde “bil” kelimesi “bir” olmalıydı (s.234)
Cahit Külebi’nin Hikâye’sinde “Sende anlat doğduğun yerleri”(s.241) dizesinde de bağlacı birleşik yazılmış. Doğru yazılış “Sen de anlat doğduğun yerleri” olmalı.
Ata Atacanoğlu’nun Düğün Şarkısı’nda “Düğün olun”,”Kaygı az olun” dizelerinde olun kelimeleri yanlış. Doğrusu “olsun”.
Mustafa Necati Karaer Evimizin Önü şiirinde “Yuvarlanıp tadını çakırıyorum” mu demiş? Yok canım Güzel Yazılara böyle geçmiş(s.251). Halbuki bu dize “Yuvarlanıp tadını çıkarıyorum”dur.
Sadri Maksudi’den alınan metinde “duymağy” ve “tesbpt” sözcükler yanlış yazılmış. Doğrusu “duymaya” ve “tesbit” olmalı.
Benim gördüklerim bunlar. Güzel bir seçki olmuş Güzel Yazılar OĞUZ’DAN BUGÜNE. Eğer baskı aşamasında titizlikle düzelti yapılsaydı bu hatalar olmazdı. Hani ilk baskı olsa neyse, beşinci baskı elimdeki. Olmaz ki, böyle de yapılmaz ki…