Mustafa TOPALOĞLU

HASBİHAL

mustafatmatpl@hotmail.com

DİLLERİ GUBAT

Karacaoğlan der ki bir koşmasında:

“İndim seyran ettim Frengistan’ı
İlleri var bizim ile benzemez
Levin tutmuş goncaları açılmış
Gülleri var bizim güle benzemez

.

Göllerinde kuğuları yüzüşür
Meşesinde sığırları böğrüşür
Güzelleri türkü söyler çığrışır
Dilleri var bizim dile benzemez”

.

Karacaoğlan’ımızı şaşkına çeviren bir yad el Frengistan. Adeti,töresi,yaşantısı,yeri ,yurdu farklı. Türkü söyleyen güzellleri var. Lakin dilleri bizim dile benzememekte. Elvan elvan gül açılmış bahçelerinde. Gülleri bile bizimkinden başka. Ayrı bir dünya Frengistan.

Bülbülü altın kafese koymuşlar da:”Ah vatan!” diye feryat etmiş. Bırakmışlar. Gitmiş bir çalı dibine. Şakım şakım şakımış. O hesap beğenmemiş Karacoğlan Frengistan’ı. Koşmanın son dörtlüğünde bunu ayan beyan söylüyor. Dörtlüğü değil de o dizeyi yazayım. İşte:”Mekan tutup bu yerlerde kalınmaz.”

Neylesin köşkü,sarayı Karacaoğlan. İçinde salınan yâri olmadıktan sonra. Türkü diyen diller aynı telden söylemeli. Sazlar coşmalı. Sazın göğsüne pençe vuran eller bir sevgilinin saçını okşar gibi munis olmalı. Yeri geldiğinde demir döver gibi vurmalı mızrabı. Bunlar yoksa Karacaoğlan’ı yağa yatırsan,bala batırsan faydasız. Oralar dar gelir koca ozana.

Malumdur ki ana dili insanın ağzında ana südü gibidir. Hiçbir dile benzemez. Bir dilin konuşulduğu ülkede farklı söylenişler göstermesi ağızdandır. Şive özelliğidir. Bölgeden bölgeye,şehirden şehire,hatta komşu köyler arasında bile farklı söyleyişlere rastlarsınız. Kültür dilinde “Ne yapıyorsun?” cümlesini alalım. Bakınız bu cümlenin bazı yörelerde benim bizzat tanık olduğum söyleniş biçimlerine.

“Norüyon?” (Yozgat)

“Niydiyon?” (Kayseri)

“Notiyin?” (K.Maraş)

“Natdırın?” (Mersin-Mut)

Anlatılır. Bizim Oğulcuk’ta Mevlit emmi (Gara Mövlüt) askerden gelmiş. Askerde dili kibarlaşmış. Şirif bacıdan kibrit istiyor:

“Gız Şirif! Kipirit ver.”

Şirif bacı kızıyor Mevlit emmiye:

“Allah canını almasın. Ne gırıdıyon? Kirbit desene...”

Bir de Denizli kırsalından bir hanımın İstanbul izlenimini aktarıp noktamızı koyalım. Denizli’nin köylerinden bir kadın İstanbul’a gelmiş oğluyla gelinin yanına. İki ay kadar kalmış taşı toprağı altın olan memlekette. Dönmüş köyüne. Konu komşu “Hoş geldin”e geliyor. Soruyorlar:

“İstanbul’u nasıl buldun?”

Kadıncağızın ağzı kulaklarında. Anlata anlata bitiremiyor İstanbul’u. Sözünün sonunu şöyle bağlıyor:

“İstanbul pek eyi, pek gözel...Lakin dilleri pek gubat. Sulu zırtlağa ‘ilimon’ diyola...”

01.03.2014



OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ