Demokratik sistemin olmazsa olmazı siyasi partilerdir. Partilerin olmazsa olmazı da; donanımlı, güvenilir, lider özelliklere sahip, ekip çalışmasına uygun, uyumlu bir kadronun ortak idealler etrafında birleştirici, toplumsal sorunların çözümüne çare olacak bir liyakatli lidere sahip olması. Bu kriterlerde oluşan siyaset kurumu, kurumları kuruluş aşamalarında ülke gerçeklerine uygun bir parti proğramlarını toplumun bilgisine sunarak yasalara uygun olarak, ülke genelinde yerel örgütlerini kurarlar.
İlk başta bu kurumlar, parti programları üzerinden bir rekabet içerisine girerler. Toplamda siyasete ilgili kültülü bir geniş kitle varsa, parti programlarını okuyup, hangi programın ülke sorunlarını çözeceğine kanaat ederse o partiye sandıkta destek vererek o partiyi iş başına getirir. Diğer partiler ise muhalefetde kalarak iktidarın icraatlarını izler, yanlış giden bir durum olduğunda uyarı görevini yerine getirir. İktidar da nezaket çerçevesinde bu eleştirileri dikkate alarak yanlışını düzeltir.
Buraya kadarki anlatımım gelişmiş demokratik sistemledeki yönetim biçimidir. Şükürler olsun ki; ülkemizde yaklaşık bir asıra yaklaşmış bir demokratik parlamenter sistem tecrübesi oluşmuştur. Ta ki 9 Temmuz 2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçinceye kadar. Yeni sistem, beklenen, vaad edilen başarıyı getirdi mi? Tartışma konusudur ve bu tartışma daha uzun yıllar süreceğe benziyor. Yeni yönetim sisteminin eleştiri odağında; bütün kurumsal yetkilerin tek merkezde toplanması, denge ve denetim konusunda yeterli şeffaflık, hesap verebilirliğin olmamasında toplanıyor. Hal böyle olunda başta yargı bağımsızlığı, olmak üzere bürokratik mekanizmada liyakat sorunları tartışma konusu olmuştur.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş sürecinde vaad edilen en önemli husus iki sözcükle özetlenmişti. Bu iki sihirli sözcük toplumda büyük heyecan yarattı. Geniş kitleleri ikna konusunda sorunu olmayan Recep Tayyip Erdoğan’ın miting meydanlarının neredeyse tamamında “Verin bu kardeşinize yetkiyi, görün etkiyi.” sloganıyla kitleler üzerinde tesirli olmuştur. Yetki ve etki iki sihirli sözcük, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin taşıyıcı kolonları olma noktasında tarihe not düşmüştür. Günler çektikçe ülkenin var olan sorunlarında beklediği gibi bir azalma olmadığı gibi, ekonomi başta olmak üzere, her alanda sorunlar daha da çözümsüz hale geldi. Başta kontrolsüz dış göçün olumsuz etkileri, küresel ısınmadan kaynaklı tarımsal üretimdeki düşüş, sınır komşularımızdaki iç savaşların sebep olduğu istikrarsızlık gibi iç ve dış etkilere bağlı pek çok sebepten kaynaklı ağır sorular toplumun yaşam standardını iyice düşürmüş oldu.
Bu tablo karşısında yapılan 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde iktidar partisi ağır bir yenilgiye yüzleşti. Bu yenilginin etkisinden olacak ki, iktidar ile muhalefet arasında gerilim arttı. Muhalefetin kazandığı Belediyelere yolsuzluk soruşturmaları başlatılarak, görevdeki başkanların neredeyse tamamına yakını ya tutuklandı, ya da görevden uzaklaştırıldı. Bu süreçte gelinen noktada, bazı belediye başkanlarının Türk Milletinin ahlaki değerlerini rencide edecek boyutlarda bir kepazelikleri su yüzüne çıkmış oldu. Yazımın başında siyasi partilerle ilgili olması gereken kriterlerle günümüz partileri kıyaslandığında olumsuz anlamda makasın ne kadar açıldığı her akıl ve vicdan sahibinin malumudur.
Bu gerçek karşısında mevcut tüm siyasi partilerin şapkalarını önlerine alıp, bir öz eleştiri yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Türk Milleti bütün bu olup bitenleri hak etmiyor. Siyaset milletin refahı, huzuru ve mutluluğu için yapılır. Bu gerçeği göz ardı ederek siyaset yapılmaz. Siyaseti içine düştüğü bu çıkmazdan çıkarmak yine milletimizin sağ duyusuyla olacaktır









