Değerli okurlar,
Amsterdam Notları, Felsefe ve Mitoloji, vb. gibi kategoriler altında ve belli bir tema yörüngesinde yazdığım dizi yazılarının yanında, bu köşede zaman zaman kitap tavsiyelerinde de bulunuyorum. Evet, okuyucu umumiyetinin türlü sosyo-ekonomik sorunlar ve o uzantıdaki psikolojik sıkıntılar içinde olduğu şu zamanlarda “ne okusam” sorusu belki de bu umumiyetin öncelikler listesinde yoktur bile. Ayrıca, tatil matil de yok; yorgun argın işten, okuldan eve dönünce okuyacak zamanı nerden bulacağız da denilebilir. Ancak, “kitap en iyi arkadaş; en etkili terapisttir” klişesini de vurgulayarak, okunacak bir kitabın yaratacağı, insanı adeta dış dünyadan arındıran terapik ve rahatlatıcı etkiyi de unutmamak gerekiyor. Bu minvalden hareketle daha önceki bir yazımda da vurguladığım şu bulguyu tekrar edeyim: vereceği tüm edebi haz ve anlamlı boş zaman değerlendirme amacının ötesinde, severek okunan bir kitabin inanılmaz derecede huzur verici, dinginleştirici etkisi vardır. Kimi psikoanalitik yönelimli ruhbilimci ve psikiyatrlara göre, güzel bir kitaptan alınan zevk, bir tür anti-depresan etkisi yaratarak, (potansiyel) ruhsal sorunların (önleyici) regülasyonuna önemli katkılar sağlamakta, daha genç yaştaki okuyucuların sağlıklı kişilik gelişim ve oluşum sürecinde paha biçilmez verimler yaratmaktadır.
Sözün özü: tatil matil olmasa da hiç olmazsa hafta sonu var diyen kitap kurtları, yani “biblioman”lar dan çok, özellikle işten, okuldan yorgun dönüyorum, hiç bir şey canım istemiyor diyen arkadaşlara seslenerek, bu kez öylesine “güzel’ bir kitap tavsiye edeceğim. Spinoza Problemi adlı bu kitabın, yazarı Yalom ve kitabın içeriği ve kahramanı yani öznesi olan filozof Spinoza’nın hayatına bir helikopter bakışı atalım.
Bento Spinoza, 1500’lu yıllarda aynen Kastilya, Endülüs, Leon, Aragon gibi bir eyalet olan Portekiz’den Hollanda’ya kaçan eden bir ailenin üç çocuğundan biridir.
Özet hikâye: O yıllarda, buralarda, yani Endülüs’te bir tek Müslüman ve Yahudi kalmayıncaya kadar yıkanmayacağım diyen Kastilyalı “Kirli Izabel” ve kocası Aragonlu Ferdinand’ın zulmü sonucu “Portekiz eyaletinden” kaçan ve aynen o tarihlerde Osmanlı’nın da kabul ettiği gibi, Hollanda’ya sığınan Sefarad Yahudilerinden bir aileye mensup Spinoza bu. Genç Spinoza baba öldükten sonra aileyi geçindirmek zorunda kalır ve babadan kalma baharat dükkânını işletmeye devam eder. Akşamüstü baharat dükkânını kapatınca bir taş atımı mesafedeki sinagoga gider, orda, çok zeki olduğu bilindiği için bizzat baş hahamdan Talmut eğitimi alır. Ancak zekâ ve akıl bu ya; rahat durmaz, vicdanının sesini dinler ve sonu aforoz ve sürgünle bitecek bile olsa bu maddi menfaattarla iççice geçmiş softa sinagog sitemini eleştirir.
Sinagog ’un kapısında sinagog cemaatına mensup bir meczup tarafından ‘din düşmanı” olarak suçlanır ve saldırıya uğrayarak bıçaklanır. Bu olayları izleyen donemde süregelen tehditlere dayanamayarak Hollanda’yı terkeder ve nihayetinde bir evrensel ahlak abidesi olarak bilinen Ethica eserini ve daha başka saysız felsefi eserleri yazacağı İsviçre’ye kaçar, orda yasar ve ölür.
KITAP: Spinoza Problemi. Yazar: Irvin D. Yalom
Hollanda aynen mitolojideki Janus gibi iki yüzlü bir memlekettir (hangi memleket değil ki?): Hem ta 17. yy’dan itibaren aydınlık çağını başlatan düşünürlerin doğup yaşadığı, hem de ilk sömürgeciliğin ve köle ticaretinin başladığı garip bir memleket bu soğuk kuzeybatı Avrupa ülkesi.
10 Mayıs 1940’ta Naziler Hollanda’yı işgal eder. Şubat ayından itibaren işgal altındaki Hollanda’nın hazine ve tarihi eser ve değerlerini yağmalamakla görevlendirilmiş Nazi keşif grubunun başındaki Reichsleiter Rosenberg, Amsterdam’a yönelir ve yaptığı teftişler sonucu Hollandalı büyük filozof Spinoza’nın Rijnsburg evinde muhafaza edilen kütüphanesini ele geçirir. Ölümünden üç yüzyıl sonra, yani romanın geçtiği ikinci dünya savaşı esnasında, Spinoza, Nazi ideoloğu Alman Rosenberg’in neden ilgisini çekmiştir? filozofun eserleri onun antisemitik görüşlerinin altını oyabilecek midir? Peki, 1656 yılında Amsterdam’ın Yahudi cemaatinden atılıp ailesini görmekten menedilen bu Spinoza kimdir? Aynı zamanda bir psikiyatrist olan Yazar Irvin Yalom psikoterapi deneyimlerine dayanarak, hakkında çok az şey bildiğimiz, nesiller boyu düşünürleri etkileyen bu kendine has filozofun, Spinoza’nın iç dünyasını keşfe çıkıyor bu kitapta.

Kitap, Spinoza’nın felsefesi paralelinde makro ölçekte 1600’lu yılların Hollandasının sosyo-politik ve demografik yapısına ve mikro ölçekte de bir göçmen olan Spinoza ailesinin yaşamına ilişkin zengin bilgiler içeriyor.
Ancak kitap, Bento Spinoza’nın kendi çileli hayatına dair fazla detay vermiyor. O detayı telgraf stiliyle ve biraz da benim Hollanda’daki yaşamımla kesiştiği noktalarda şöyle özetleyebilirim.
Temelinin evveliyatı ta 1600’lu yılların başına dayanan Spinozaların (Bento, ablası Sara ve küçük kardeşi Gabriel’in yaşadığı) ev ve altındaki mercek atölyesi Amsterdam şehrinin, korunmuş eski merkezindeki Waterloo Plein diye bilinen bir yerdedir. O zaman büyük bir bölümü halen su ile kaplı olan bu bölgedeki az sayıdaki binadan biriydi burası. Tarihin cilvesine bakin ki, ben de şu an, ta o zaman Spinozaların evinin bulunduğu eski temeller üzerine 1905 yılında inşa edilmiş bir apartmanın 90’lı yıllarda geçirdiği tadilatla yenilenmiş bir evde oturuyorum.
Hayat insana neler yaşatıyor.









