A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

PROF. AHMET CAFEROĞLU VE YOZGAT MENKIBELERİ

Değerli okurlar, 1971yılında da öğrencisi ve mesai arkadaşım rahmetli Mine Esiner (Ö. 21 Mart 2019) vasıtasıyla müşerref olduğum rahmetli Prof. Ahmet CAFEROĞLU’nun Yozgat Menkıbeleri isimli bir yayını var. Türk diyalektolojisinin ve Türk dili araştırmalarının öncü isimlerinden Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu’nun Yozgat sahasına dair derlediği ve kaleme aldığı metinler, Anadolu halk kültürü ve ağız araştırmaları açısından birer hazine niteliğindedir.

Ahmet Caferoğlu, Cumhuriyet dönemi Türk yayıncılığı ve Türk derleme külliyatı içerisinde Anadolu’yu adım adım gezerek ağız, menkıbe, masal ve efsane derlemeleri yapmıştır. Yozgat yöresi özelinde yaptığı derleme ve incelemeler de bu geniş külliyatın kıymetli bir parçasını oluşturur.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeni Türk Filolojisi Kürsü Profesör olan Dr.   Ahmet Caferoğlu 17 Nisan 1899, Azerbaycan Gence doğumludur.  (Ö. 6 Ocak 1975, İstanbul), Türk dilbilimci. Türkçenin temel yapıtları, etimolojisi, Türk lehçeleri ve Anadolu ağızları üzerine çalışmalar yapmıştır. Türkiye'deki ilk ağız araştırıcısı ve dil tarihçisi unvanına sahip bilim adamıdır.

Caferoğlu, Türk Dil Kurumu yayınları arasından çıkan çok ciltli Anadolu ağızları serisinde, Yozgat merkez ve çevre köylerinden canlı kaynak kişilerden birebir duyduğu anlatıları fonetik transkripsiyon işaretleriyle yazıya geçirmiştir.

Yozgat sahasından derlenen metinlerde, bölgenin köklü eren/evliya kültürü, tarihi mekânlara dair anlatılar (örneğin Çamlık, Gelin Kayası veya yatırlara dair rivayetler) ile halk inanışları doğrudan kaynak kişilerin ağzıyla aktarılır. Bu derlemeler yalnızca halk bilimi (folklor) açısından değil, 1940'lı-50'li yıllardaki Yozgat ağzının ses özelliklerini, ek yapısını ve "ötoğon", "nörüyon" gibi Yozgat'a özgü yöresel söz varlığını koruması bakımından da eşsizdir. Metinler üzerinde herhangi bir edebi düzeltme yapılmadan, kaynak kişinin ağzından çıktığı ham haliyle sunulmuştur.

Prof. Caferoğlu’nun derlemelerinde yer alan ve Yozgat sözlü kültürünün tipik örneklerini oluşturan öne çıkan bazı anlatı motifleri şunlardır:

 Gelin Kayası Efsanesi: Yozgat’ın en bilinen halk anlatılarından biridir. İstemediği bir düğün veya bir felaket anında kucağındaki bebeğiyle kaçmak zorunda kalan genç bir gelinin, edebi ve iffetini korumak adına yaptığı dua üzerine taş kesilmesi rivayet edilir. Caferoğlu bu metni, kaynak kişinin yöresel ses özelliklerini koruyarak kayda geçirmiştir.

Çamlık Erenleri ve Çamlığın Oluşumu: Yozgat Çamlığı’nın ortaya çıkışına dair derlenen menkıbelerde, bölgeden geçen bir erenin ya da horasan erenlerinin asasını yere dikmesi ve o asanın yeşererek çam ormanına dönüştüğü anlatılır. Ağaçların kesilmesinin uğursuzluk getireceğine dair mahalli inançlar da bu anlatılarla pekişir.

 Şehitlik ve Yatır Rivayetleri: Yozgat merkez ve ilçe köylerinde yer alan yatırlar, "nohutlu" veya belirli tepelerde yatan mübarek zatlara dair menkıbelerdir. Bu metinlerde, türbelere saygısızlık edenlerin başından geçen olaylar veya darda kalanlara yardım eden gizli erenler işlenir.

Halk Arasındaki Keramet Anlatıları: Köy odalarında anlatıla gelen, ermiş kişilerin az bir yiyecekle kalabalık bir topluluğu doyurması veya kışın ortasında taze meyve getirmesi gibi klasik tasavvufi/folklorik keramet motifleri yer alır.

Değerli hocamın Yozgat Menkıbeleri isimli yayınında hoşuma giden Hafız Nuri Menkıbesini sizlerle paylaşıyorum.  

Menkıbe şu şekilde; “Eskiden Yozgat’ta Hafız Nuri adında bir adam varmış. Vaktini yalnızca kendini adadığı Çapanoğlu camiinde geçiren Hafız Nuri Efendi, bir gece yatsı namazından sonraki sessizlik ortamında, caminin bir köşesine çekilmiş ve Kur’an okumaya başlamış. Okunan ayetlerin ve camideki manevi atmosferin huzuru sürerken birden yanında kendisini sükûnetle dinleyen bir varlık hisseder.  şaşıran ve heyecanlanan Hafız Nuri, hemen yerinden fırlar ve heyecan içinde  ‘Hoş geldiniz ya Çapanoğlu Mustafa Efendi’ der.  Anlatıya göre bu kişi, camiyi inşa ettiren ve Yozgat'a büyük hayırlar bırakan Çapanoğlu Mustafa Bey’in ruhudur.  Nurani yüzlü ihtiyar elini kaldırır ve şöyle der. “Ya Hafız, neden bana zalim dersin, benim zulüm yaptığımı nerden bilirsin?” Ve birden yok olur.  

Bu menkıbenin mesajı: Mustafa Bey’in ruhunun, Kur’an okuyan kişiyi sükûnetle dinlerken, caminin ihyasından, içerisinde Allah’ın kelamının yankılanmasından ve kendi ruhuna gönderilen dualardan hoşnutluğunu açığa vurmasıdır.

Menkıbe böyle. Çapanoğlu Mustafa Efendi kim derseniz. Elbette Çapanoğlu Büyük Camiini yaptıran Çapanoğlu Mustafa Paşa’dır.

Mustafa Bey 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşının kargaşasında  Babıali’ye sadakatten ayrılmadı. Bu durum Babıali’nin Çapanoğulları ailesine karşı teveccühüne yol açtı ve 1769-1770 yıllarında “Sivas mütesellimliğine” Mustafa Bey’in kardeşi Selim Bey getirildi. 1771’de ise bu “mütesellimlik” bölgede asayişi sağlaması şartıyla Mustafa Bey’e verildi.

Mustafa Paşa, 1772 yılında da “Bozok sancağı mutasarrıfı” ve “Yeni İl has voyvodası” yapıldı. Rusya ve Avusturya ile yapılan savaşlarda (1768-1774) “askeri idareye muktedir ve cesur olmasından” dolayı Padişah III. Mustafa, methiyeler düzdüğü şu fermanla kendisini “Başbuğ” olarak orduya davet etti.

 “Bozok Voyvodası Çapanoğlu Mustafa Bey ziyade mecdühuya (şan ve şeref sahibi kişiye) hüküm ki; sen ki muamileysin (önde gelen bir kişisin) sen zatinde yarar ve nâm-dâr ve imâl-i askerde ve şecaat ve bahadırlığa dair umurda mukdim (gayretkar) ve kâr-küzar (becerikli)olduğunu sem’ihumayunumareside ve Moskof keferesinin üzerine tertip olunan sefer-i hümayunum da senin gibi bahadır kimesnelerin şânları terfi olunarak asker başbuğluklarında istihdam olunmak lazım ve lâbudolmağla sen dahi bazı suvari askerler üzerine başbuğ nasb olunman içün bir kadem akdem salt ve sebükvarorduy-ı humayunuma gelmen fermanım olmağlın… (Evail-i Safer sene 1149 Mühimme defteri 142 s.98).

Bu menkıbe dolayısıyla bende size Merhum Caferoğlu hocama asıl minnettarlığımın hikayesini anlatayım;

Dedem Cennetmekan Muhlis Çapanoğlu’ndan oğlu babam Muammer Çapanoğlu’na ondan da bana intikal eden ve ailemizin diğer fertleri tarafından aile soy ağacı sanılan. İçi dışı, hatta sayfa ayıracı (mikleb) bile altın varaklı süslemeli deri olan ve Arap harfleri ile yazılmış bir defter vardı. Bu defterin sayfaları aharlı kâğıt denilen ve nemli bez ile silinip yeniden kullanılacak özel bir kâğıt idi. İçinde hattatların daire şeklinde yazdıkları besleme istifleri gibi yazılar vardı ki bunlarda gerçekten bir hattat tarafından yazılmış kadar güzeldiler.

Çok sevdiği ve çok başarılı bir öğrencisi arkadaşım rahmetli Mine Esiner aracılığı ile müşerref olduğum değerli hocama bu defterin içinde ne yazdığını öğrenmek istediğimi arz etmiştim.  Biraz inceledikten sonra “bu önemli bir vesika bir süre bende kalabilir mi” diye sormuş ben de olumlu cevap vermiştim.

Caferoğlu Hocamız defter içindeki eski Türkçe yazıları okuyup Türkçeye çevirirken arkadaşım Mine Esiner de  özenle not almış ve bana iletmişti. Bu kıymetli defter, tarihçilerin sikkesiz bir hükümdar diye bahsettikleri, Sultan III. Selim ve Sulan II. Mahmut’un “Ayn-ül ayan” (Ayanların gözdesi) diye şereflendikleri dedemiz Süleyman Bey’in, zamanın Hukuk ve din ulemaları, şairleri vb. tarafından yazılmış hukuki ve dini konuları ihtiva eden el yazması eserleri kendi el yazsısı ile kaydettiği Yozgat Demirli Medrese kütüphanesindeki 584 adet el yazması kitapların listesiydi.

Prof. Ahmet Caferoğlu Hocamızı rahmet ile anarken, minnet duygularımı da ifade etmeyi borç bilirim.

Gelelim sorumuza. Menkıbeye göre hayali görünen Mustafa Paşa neden Hafız Nuri Efendiye böyle bir sitemde bulunmuş olabilir?

Mustafa Paşa’da babası Ahmet Paşa gibi sert mizaçlı bir insandı. Bâbıâli, Canikli Hacı Ali Paşa ve oğlu Battal Hüseyin Bey’in cezalandırılması görevini Mustafa Bey’e verdi. Çapanoğlu Mustafa Bey’in kuvvetleri karşısında duramayan Canikli Hacı Ali Paşa ve oğlu Battal Hüseyin Bey Kırım’a kaçtılar. Bunun üzerine Sultan III. Selim Çapanzade Mustafa Bey’e bölgede asayişi sağlama görevi verdi.

Ancak, Canik ve çevresinde Çapanoğulları lehine bozulan dengeyi tekrar istikrarlı bir duruma sokmak için Sivas Valisi İzzet Mehmed Paşa’nın 20 Şubat 1781’de ikinci defa sadarete getirilmesinden sonra aynı yılın Eylül ayında Canikliler affedildiler. Böylece Caniklilerle, Çapanoğulları yeniden komşu oldular. İki aile arasında gizliden de olsa geçimsizlik ve düşmanlık tekrar başlar. Ancak bu defa Canikli Hacı Ali Paşa daha temkinli davranır. Önce rakibinin kölelerinden bazılarını elde etti. Mutafa Paşa sarayda yapılan bir hırsızlık olayına çok kızmış ve bu hırsızı bulun diye kesin emir vermiş, yoksa hepinizi kurşuna dizdiririm diye de tehdit etmişti.  Şehir dışında yaptırdığı metrislerde (siperlerde) sık sık askerlerine bizzat atış talimleri yaptırırdı. Bu talimlerden birisinde hırsızlık yapan ve hırsızlığının ortaya çıkmasından korkan bir kölenin “hepimizi öldürtecek” yalanı ile kandırdığı hainler tarafından yaylım ateşine tutularak öldürüldü (1782 Nisan). Mustafa Paşa’nın kabri de Yozgat Çapanoğlu Büyük Camii türbesi içindedir.

Hafız Nuri menkıbesinde ki zalim ve zulüm yakınması sanırım bu olayın halk arasında kulaktan kulağa aktarılan hikayelerin sonucudur.

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ