A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

EŞEK HİKÂYELERİ VE OSMANLI DA VERGİ SİSTEMİ

Yozgat’ımızın canlı tarihi sevgili Yılmaz Göksoy Hocamla (D.1931) sohbet ediyoruz. Yılmaz Hocam, değişik okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra Merkez ilköğretim Müdürlüğü ve Merkez ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerini de yürütmüş 40 yıllık eğitimci. Söz döndü dolaştı gazetede gözüme çarpan bir habere geldi. İstatistiklere göre, Türkiye'de at, eşek, katır sayısı azalıyor, domuz ve deve sayısı ise artıyormuş.

Anadolu Ajansının bu haberini görünce aklıma yüksek tahsilimi yaparken yaşadığımız bir olay gelmişti bende Yılmaz ağabeyime naklettim. “Türkiye’nin iktisadi bünyesi diye bir dersimiz vardı. Çok çalışan bir arkadaşımız ne hikmetse bu dersin hocasını hiç sevemedi. Dönem sonu imtihana gireceğimiz gün bize şöyle söylemişti; “Yeminle söylüyorum, eğer imtihanda Türkiye’de eşek sayısı sorusu gelirde ben bir ekleyerek yazacağım.” Ben de dedim ki, sakın böyle bir şey yapma hem çok ayıp edersin hem de hoca farkına varırsa sana geçer not vermez. Aksilik bu ya imtihanda bu soru da vardı. Neticeler asıldığında geçmez yazısını görünce ben sana demiştim dedim.”

Türkiye İstatistik Kurumu'nun, Hayvansal Üretim İstatistikleri Mayıs 2014 verilerine göre, Türkiye'de 2012 sonunda 141 bin 422 olan at sayısı, 2013 yılı sonunda 136 bin 209'a ve bu yıl Mayıs sonu itibarıyla da 132 bin 499'a gerilemiş. Böylece, at sayısında yaklaşık 1.5 yıllık dönemde, yüzde 6.3'e karşılık gelen 8 bin 923 azalma olmuş. Aynı dönemler itibarıyla eşek sayısı 188 bin 789'dan 176 bin 542 düzeyine kadar inmiş. TÜİK verilerine göre, eşek sayısındaki yaklaşık 1.5 yıllık azalış da yüzde 6.5 ile 12 bin 247'yi bulmuş. Bu dönemlerde katır sayısı da yüzde 7.6 azalma ile 43 bin 629'a gerilemiş. Tüm yük hayvanlarında kısa sürede belirgin azalmalar yaşanırken, deve sayısında ise yaklaşık 1.5 yıllık artış yüzde 6.1'i bulmuş. Türkiye'de domuz sayısı ise, 2012 yılı sonunda 2 bin 986 düzeyindeyken, 2013 yılı sonunda 3 bin 145'e yükselmiş.

Ben bunları anlatınca Yılmaz ağabeyimde Osmanlının vergi sisteminden bahsetti. “Bu gün olduğu gibi Osmanlı da değişik isimlerde çok çeşitli vergiler alırdı. Yoksul köylü bu vergilerin ağırlığında ezilirdi. Öyle ki vergi memuru işini bitirip köyden ayrıldığında sanki bütün evlerden cenaze çıkmış gibi olurdu” dedi. Dedi ve arkasından Osmanlı zamanında söylenmiş o güzel söze geldi.

Şalvarı şaltak Osmanlı
Eğeri kaltak Osmanlı
Ekende yok biçende yok
Yiyende ortak Osmanlı

Yani şöyle demek istiyordu
Bol, yakışıksız, biçimsiz şalvarlı Osmanlı
Eğeri semer gibi olan Osmanlı
Ekmede yoksun biçmede yoksun
Yemeye gelince ortak olan Osmanlı

Söyleyeni bilinmeyen ama Osmanlının vergi sistemini eleştiren çok güzel bir dörtlük, canı yanan adam ne yapsın daha, açık açık küfür mü etsin?

Tahsildar da çıkmış köyleri gezer
Elinde kamçısı fakiri ezer
Yorganı döşeği mezatta gezer
Hasırdan serili çulumuz bizim

Yorganı döşeği mezatta gezer deyince aklıma geldi. Anadolu da bir deyim vardır. Senin yaptığını Çorumlu yapmaz derler. Hikâyesi şöyle; Vergi memuru evleri dolaşırken eşeğinden başka hiç hayvanı olmayan yoksul köylünün evine gelmiş. Bakmış yerdeki döşekte biri yatıyor ama yorgan tamamını örtmüş. Bu kim diye sormuş. Adamcağız da babam, çok hasta yatıyor demiş. Aç yorganı da bir geçmiş olsun diyeyim deyince, hastalığı bulaşıcı açmayım demiş. Vergi memuru bu işleri iyi bildiğinden aç, aç uzaktan bulaşmaz diye emir vermiş. Adamcağız açmış ki eşek yatakta boylu boyunca yatıyor. Vergi memuru manzarayı görünce hem çok gülmüş hem de adama acımış görmemezlikten gelmiş çıkıp gitmiş.

Ben bunu anlatınca Yılmaz ağabeyimde şunu ekledi. “Kurtuluş savaşında Mustafa Kemal Paşa Başkomutanlık Kanunu'nun kendisine tanıdığı yasa yapma yetkisini kullanarak 7-8 Ağustos 1921'de, halkı maddi ve manevi bütün kaynaklarıyla Ulusal Mücadele'ye katılmaya çağıran ve on ayrı metinden oluşan "Tekalif-i Milliye Emirlerini (Ulusal Vergi Emirleri)yayınladı. Vatandaşın tüm varlığının % 40’na devlet el koyuyordu.

Ankara da vatandaşın bir tek eşeği var, vergi memuru onu istiyor. Taşıma işinde kullanacaklar. Adamın bütün varlığı eşek, onun için çok kıymetli. Çarşıya pazara onunla gidiyor, bağa bahçeye onunla gidiyor. “Eşeğimi almayın da onun yerine oğlumu vereyim” diyor.

Osmanlı da Ağnam vergisi isminde bir vergi vardı. Bu vergi keçi ve koyun sayısı üzerinden toplandığı için, vergiye tabi tutulanlar mal sayılarını doğru bildirmek zorunluluğundaydılar. Yalan beyanda ise ceza verilmekteydi. Bu vergi genellikle koyun yavruladıktan sonra Nisan veya Mayıs aylarında toplanır, kuzulu koyun kuzusu ile bir hesaplanırdı. Toplanan miktar Fatih Kanunnamesi ‘ne göre üç koyundan bir akçeydi. Ancak sonraları iki koyundan bir akçe olarak değiştirildi. Bu vergiye 1931 yılına kadar ağnam vergisi denmiş, 1950 yılına kadar da hayvan vergisi adıyla uygulanmış ve yalnızca koyun ve keçilerden alınmıştır. Köylüler önce muhtarlara beyanname verirlerdi. Beyanname verildikten sonra onun doğru olup olmadığını kontrol için maliyenin tayin ettiği 3 ila 4 Çakatura (Hayvan sayımı yapan görevli) memur gelirdi.

Ayaklarında çizmeler, ellerinde kırbaçlar, boyunlarında dürbünler, ürküntü veren görünüşleriyle uzaktan köyün sürülerine bakarlar. Koyun sürülerinin, sığır sürülerinin önlerine geçerler tek tek sayarlardı. Ağnam vergisinde Keçi ile Eşeğin vergisi çok fazlaydı. Hele bir zamanlar keçinin fiyatı 80 kuruş iken vergisi 90 kuruştu. Köylü de bir kartona ben 80 kuruşum vergim 90 kuruş diye yazıp keçinin boynuzuna asmıştı. Köylü bu yüzden en çok eşeğini saklamıştır. Cahil köylü genelde eşeğini samanlığın arkasına yaptığı oyukta saklar. Bunu bilen çakatura da ahırın önüne gelir hırrooo, vırrooo, çırrooo diye bağırarak içerdeki eşeği anırtırdı. Çakatura bu tespiti yapınca iki misli vergi alırdı.

Çoğu zaman köylünün verdiği beyanname ile sayım birbirini tutmaz. Beyannameye yazılmayan, köylünün sakladığı bir hayvan tespit edilirse ki buna da sirkat denirdi. Eğer sirkat çıkmazsa muhtar ikramiye alırdı. Yozgat’ın Kırım köyü var. Köyün muhtarı her sene ister ki ikramiye alayım ama bir türlü nasip olmaz. O sene de koyun sürülerinin, sığır sürülerinin önüne çıkar tek tek sayar beyannameye yazdırır maliyeye teslim eder. Tesadüf bu ya çakatura memurlarının geldiği gün köye eşekli bir çerçi gelir. Onun eşeği sirkat sayılır yine ikramiye alamaz. Muhtar yılgınlıkla söylenir, “bu yılda çerçinin eşeği sirkat çıktı.” Sirkat, genel anlamda hırsızlık demektir mülkiyet hakkına karşı işlenen temel suçlardan biri olan sirkat; başkasına ait bir malı, korunduğu yerden sahibinin bilgisi dışında gizlice almaktır. İslam’a göre insanın hayatı, ırz ve namusu gibi malı da muhteremdir. Bu nedenle hırsızlık, hem hukuk düzeni açısından suç kabul edilerek cezalandırılmış, hem de dinen ve ahlâken büyük günah ve ayıp sayılmıştır (mâide, 5/38). Şecaat arz ederken merd i kıpti sirkatin söyler sözü de buradan gelir”

13.03.2017
OKUR YORUMLARI
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU
16.03.2017 10:22:00

Değerli dost Mustafa Bey ‘ciğim,
Lütfettiğiniz yorumunuzla engin edebi bilginizden yine istifade etmiş oluyoruz.

“Söyleyeni bilinmeyen ama Osmanlının vergi sistemini eleştiren çok güzel bir dörtlük”, cümlem iki kıtanın arasına gelince bir karışıklık olmuş. Benim kastettiğim Şalvarı şaltak Osmanlı dörtlüğüydü.
Ben,
Tahsildar da çıkmış köyleri gezer
Elinde kamçısı fakiri ezer
Yorganı döşeği mezatta gezer
Hasırdan serili çulumuz bizim”

Dörtlüğünün Aşık Serdari’ye ait olduğunu bilmiyordum. Sadece bir dörtlük olduğunu sanıyordum. Onun Kıtlık destanının içinde bir dörtlük olduğunu sizden öğrendim.

“Nesini söyleyim canım efendim
Gayri düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim”

Okudukça, Yılmaz ağabeyimin “Vergi memuru işini bitirip köyden ayrıldığında sanki bütün evlerden cenaze çıkmış gibi olurdu” sözünde ne kadar gerçek payı olduğunu da görmüş oluyoruz. Hoş şimdide ödediğimiz vasıtalı vasıtasız vergiler, KDV.ler ÖTV. ler o devri aratmıyor.
Bu vesileyle bende biraz sitem edeyim. Yazılarınızdan Oğulcuk’u çok sevdiğinizi anlıyoruz. Oğulcuk anılarınız ve bu gün itibariyle yaşadıklarınızı da ilgi ile okuyoruz ama edebi konulardaki yazılarınızı da bekliyoruz. Zira yazılı ve görsel basınımızdaki abuk subuk haber ve makalelerden geçmişte iz bırakan şair ve ozanları hatırlayıp yad edecek fırsat bulamıyoruz. En kalbi sevgi ve saygılarımla.

Mustafa Topaloğlu
15.03.2017 14:25:00

Abdulkadir Bey,
“Eşek Hikayeleri ve Osmanlı’da Vergi Sistemi “ yazınızı gâhi gülümseyerek, gâhi düşünerek okudum. Eşek hikayesi deyince Şeyhi’nin “Harname”si aklımıza gelir. Biz buna öğrenci argosunda “Eşşekname” derdik. Ben de Karakaçan’da bu mevzuya değindim. Sizin anlatılarınızdan da alıntılayacağım izninizle.
Yazınızda “Söyleyeni bilinmeyen ama Osmanlının vergi sistemini eleştiren çok güzel bir dörtlük...
Tahsildar da çıkmış köyleri gezer
Elinde kamçısı fakiri ezer
Yorganı döşeği mezatta gezer
Hasırdan serili çulumuz bizim”
diyerek alıntıladığınız şiir Şarkışlalı Aşık Serdari’nindir. Kıtlık destanından alınmıştır. Uzunca bir destandır bu. Ben on beş dörtlüğünü biliyorum. İlk dörtlüğünü yazayım:
“Nesini söyleyim canım efendim
Gayri düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim”
Sözlerimi minicik bir öyküyle bitireyim. İçinde bir boz eşek var çünkü:
“Felahiyeli (Felağyeli) biri binmiş at arabasına. Kayseri’ye gidiyor. Bağarsak denilen yokuşa geldi.. Yokuş yukarı yük taşımak, arabayı çekmek kolay mı? Kolay değil elbet. Yük ve yolcu taşıyan hayvancağızların anası ağlıyor.
Felahiyeli yavaşladı. Yolun kenarında bir yolcu. Araba bekliyor. El kaldırdı. Felahiyeli durdu. Bindi adam. Selam verdi. Felahiyeli oralı olmadı. Bir daha selamladı. Felahiyeli’den ses yok:
-Arkadaş! Selam virdim, almıyon. Niye ki? Beni arabaya aldığına pişmansın herhal. Eğlen de iniyim, dedi yolcu.
Felahiyeli o zaman ayıktı:
-Gusura bakma gardaş. Babam öldü. Ondan biraz dalgınım.
Yolcu anında tepkidi:
-Benim boz eşşek öldü ki senin baban ne çalar hemşerim...”
.
Selam ve saygıyla aziz dostum.

Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ