Değerli okurlar, Osmanlı devleti 1426 yılında büyük bir katliam gerçekleştirmiştir.
Yozgat (Bozok) çevresinde yaşayan Kızılkoca Türkmenleri önemli bir boydur. Osmanlı'ya karşı zaman zaman vergi ve yönetim sorunları nedeniyle ayaklanmıştır. Tarihsel süreç, Osmanlı'nın merkezi otoriteyi kurma çabaları ve Şah İsmail’e sempati duyan Türkmen boylarının bu duruma direnmesi etrafında şekillenir.
Yıldırım Bayezid’in Ankara Savaşı’ndaki yenilgisiyle başlayan ve II. Murad döneminde Kızılkoca Türkmenlerinin tasfiyesiyle sonuçlanan bu süreç, Osmanlı Devleti'nin merkezileşme süreci ile Anadolu'daki göçebe/yarı-göçebe Türkmen aşiretleri arasındaki sancılı çatışmanın en trajik örneklerinden biridir. Bu olay, sadece askeri bir harekât değil, aynı zamanda II. Murad döneminde devlet otoritesini sarsan iç karışıklıklara verilen sert bir tepkidir. Osmanlı’nın "aşiretler konfederasyonu" yapısından "merkezi imparatorluk" yapısına geçişinin en kanlı dönemidir.
Yıldırım Bayezid, Anadolu’da küçük beylikler halinde yaşayan Türkmenleri Anadolu Türk birliğini sağlamak için sert bir şekilde merkezileştirmeye çalıştı. Bu durum, Osmanlı merkez yönetimi ile Anadolu Türkmen aşiretleri arasında derin bir güvensizlik başlattı.
Yerleşik hayata geçmek istemeyen ve merkezi otoritenin değişik isimlerle vergi toplama çabalarına direnen Türkmenler, devletle sık sık karşı karşıya geldiler. Yıldırım Bayazıt’ın 1402 Ankara Savaşı'nda Timur'a yenilmesi, sağlamaya çalıştığı bu birliği paramparça etti. Bayazıt’ın sert yönetiminden hoşlanmayan Kara Tatarlar ve bazı Anadolu beylikleri savaş sırasında saf değiştirerek Timur'un yanına geçtiler. Bayezid esir düştü, devlet 11 yıl sürecek olan otorite boşluğuna (Fetret Devri) girdi (1402-1413).
Bayezid’in oğulları Süleyman, İsa, Musa ve Mehmed arasındaki taht kavgaları sırasında, Anadolu’daki Türkmen aşiretleri kilit rol oynadı. Kızılkoca Türkmenleri gibi güçlü gruplar, genellikle merkezi otoriteyi en az kısıtlayan veya kendilerine en çok imtiyaz tanıyan şehzadeyi desteklediler.
Bayezid’in oğlu olduğunu iddia eden veya gerçekten oğlu olan Mustafa Çelebi (düzmece Mustafa), Türkmenler arasında büyük destek buldu. Bu durum, onları doğrudan "devlet düşmanı" konumuna getirdi. Çelebi Mehmed ve oğlu II. Murad, Türkmenleri "potansiyel isyancı" kategorisine soktu
Fetret Devri'nden galip çıkan Çelebi Mehmed'den sonra tahta geçen II. Murad, devletin bir daha parçalanmaması için "mutlak otorite" kurmaya karar verdi. Bu süreçte önündeki en büyük engel, bağımsız ruhlu Türkmen aşiretleriydi. Kızılkoca Türkmenleri, Bozok (Yozgat) bölgesinde o kadar güçlenmişlerdi ki, vergi vermiyor ve Amasya gibi stratejik şehirleri tehdit ediyorlardı.
II. Murad, Amasya Valisi Lala Yörgüç Paşa’ya bu "başıbozukluğu" bitirme talimatı verdi. Tarihi kaynaklara (özellikle Aşıkpaşazade ve Neşri tarihlerine) göre, Lala Yörgüç Paşa bu meseleyi doğrudan bir savaşla değil, bir tuzakla çözmeyi planladı. Yörgüç Paşa, yörede yaşayan ve alevi inancına mensup Seyit Ocağından gelen Kızılkoca beylerini ve aşiret ileri gelenlerini, aradaki sorunları görüşmek ve onlara hilat (onur kaftanı) giydirmek bahanesiyle oğlu Hızır Bey’i Padişah adına yazılmış bir mektup ve hediyelerle Amasya’ya gönderip onları bir ziyafete davet etti.
Devlete güvenen Türkmen Beyleri dört kardeş ve 400 adamı ile Amasya’ya geldiler. Lala Yörgüç gerçekten misafirleri onuruna büyük bir ziyafet verdi. Türkmen Beyleri ayrı ayrı evlerde önemli bir misafir gibi ağırlandılar. Ancak geceni geç vaktinde ani bir baskınla yakalandılar. Yörgüç Paşanın emri açıktır “asilerin pis kanı toprağı kirletmesin.” Bu nedenle Türkmenler ayaklarından zincire vurularak Bir mağaraya kapatılırlar. Mağaranın ağzı kapatılarak ve içeriye duman verilerek boğularak öldürülürler.
Hilat giydirmek, Türk töresinde bir onurlandırma işaretidir. Beylerin bu güvenle, silahlarını dışarıda bırakarak ziyafete girmeleri, Türkmenlerin devlete (veya verilen söze) olan saf inancını gösterir.
Katliam bununla da bitmez ertesi gün Lala Yörgüç Paşa adamları ile Türkmen obalarına baskınlar yapar. Çoluk çocuk demeden kılıçtan geçirir ve mallarına ve sürülerine de el koyar. Kalan nüfusunda mallarına el konur ve birçoğu farklı bölgelere sürgün edilerek aşiret yapısı dağıtılır.
Bu olay, Osmanlı tarih yazımında "asayişin sağlanması" olarak sunulsa da Türkmen halk belleğinde derin yaralar açmıştır. Göçebe Türkmenlerin devletle olan güven ilişkisi zedelenmiştir.
1426 Kızılkoca katliamı ve ardından gelen sürgünler, Bozok (Yozgat) bölgesinin sosyolojik genetiğini ve Osmanlı’nın Anadolu politikasını kökten değiştirmiş, Anadolu Türkmenliğinde devlete karşı büyük bir duygusal kırılma yaratmıştı. Bu kırılma, yaklaşık bir asır sonra (16. yüzyılın başı) Şahkulu ve ardından gelen Celali İsyanları ile devasa bir patlamaya dönüştü. Yozgat ve çevresinde Bozok’lu Celal’in çıkardığı ve tarihe Celali İsyanları olarak geçen ayaklanmaların da ana nedeni adaletsiz vergilerdir. 1525 yılında Yozgat’ta meydana gelen Baba Zünnun ayaklanması da tarladan alınan 200 akça vergi yüzünden çıkmıştır 16.yy. da başlayan bu tür olaylar daha sonraki dönemlerde de artarak sürmüştür.
Katliamdan sonra sağ kalan Kızılkoca mensupları parçalanarak Rumeli’ye ve Batı Anadolu’ya sürgün edildi. Bu, Osmanlı'nın klasik "iskân ve sürgün" politikasıydı. Amaç, bir daha aynı bölgede güçlü bir direniş odağı oluşmasını engellemekti
Kızılkoca beyleri bölgenin en güçlü unsuru olmaktan çıkınca, bölge daha çok "Bozok" genel adıyla anılmaya başlandı. 16. yüzyıla gelindiğinde, bölgede kalan diğer Türkmen grupları (Dulkadiroğulları etkisiyle de) merkezi otoriteye karşı daha temkinli ve yer yer muhalif bir duruş sergilediler.
Amasya, o dönemde Osmanlı'nın "Doğu Kapısı" ve şehzadeler sancağıydı. Yörgüç Paşa, bu katliamla bölgeyi "temizleyerek" şehzadelerin daha güvenli bir ortamda yetişmesini sağladı. Ancak bu "güvenlik", yerel halkın devlete olan duygusal bağını zayıflatma pahasına yapıldı.
Yozgat çevresi bu olaydan sonra tamamen Osmanlı kontrolüne girdi ve yerleşik hayata geçiş hızlandırıldı.
1426’dan sonra Kızılkoca ismi bir siyasi güç olmaktan çıktı. Bugün Yozgat ve çevresindeki birçok köyün kökeni bu aşirete dayansa da o dönemdeki siyasi iddiaları tamamen kırılmıştır.
Eğer 1426'da Kızılkoca beyleri bir tuzakla katledilmek yerine sistemin içine entegre edilseydi, muhtemelen 16. yüzyıldaki kanlı Safevi-Osmanlı rekabetinde Türkmenler bu kadar kolay taraf değiştirmeyecekti.
Osmanlı'nın "demir yumruk" politikası, kısa vadede asayişi sağlasa da uzun vadede devasa bir sosyal yaraya dönüştü.
Bu olayı ünlü tarihçimiz İsmail hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı tarihi eserinde şöyle anlatır: Bozok, Amasya, Tokat ve Canik çevresinde yaşayan Kızılkoca Türkmenleri Yıldırım Bayazıt ile Timur’un Ankara savaşı sonrasındaki Çelebi Mehmet ile Musa Çelebi arasındaki taht mücadelesinde Musa çelebiyi destekledikleri için hedef haline getirilmişlerdir. İkinci Murat dönemimde Anadolu’nun çeşitli şehirlerine vali olarak gönderilen Rum ve Sırp kökenli devşirmeler yıllar boyunca Alevi Türkmen kanı akıtmışlardır.
Bu vahşeti Osmanlı tarihçisi Hammer de şöyle anlatır: Kızılkoca Türkmen beyleri Yörgüç Paşanın oğlu Hızır Beyle birlikte Amasya’ya gittiler, Vali onları büyük bir konukseverlikle karşıladı. Ancak gece içinde hepsini yakalatarak 400 kişiyi kaya içine oyulmuş bir zindana attırdı. Kapıları taşlarla örülerek ateş yakılıp 400 kişi dumanla öldürüldü. Sonra cesetler çıkarılıp gömülmeleri yasaklandı, Amasya ırmağına atıldı. Ardından Türkmen obalarına yeniden saldırıldı kadınlar çocuklar perişan edildi.
Yörgüç Paşa “bir Kzılkocalı getirene silah vereceğim” diyerek adeta av başlatmıştır. Bu yolla da pek çok insan öldürülür. Sonunda hayatta kalanlar Dulkadirli ve Akkoyunlu toprak ağalarına sığınmak zorunda kalırlar.
Dünyaca ünlü tarihçimiz Halil İnalcık şöyle yazar: “18. yüzyılda Osmanlı Devleti, taşradaki otoritesini yeniden kurmak için yerel güçlü ailelerle (Ayanlar) iş birliği yapmak zorunda kaldı. Bir zamanlar Kızılkoca Türkmenlerinin yurdu olan Bozok, bu isyanlar ve baskılar nedeniyle uzun süre "harap" ve "boş" kaldı. Bölge ancak 18. yüzyılda “Çapanoğulları” gibi yeni yerel güçlerin yükselişiyle tekrar toparlanabildi. Çapanoğulları, bölgedeki eşkıyalığı bitirerek asayişi sağladılar. Bu, "harap" kalmış topraklara halkın geri dönmesini sağlayan en büyük etkendi. Yozgat, Çapanoğullarının bölgeyi ekonomik bir merkez haline getirme çabasıyla küçük bir köyden büyük bir şehre dönüştü.”
İnalcık, bu ailenin sadece vergi toplayan bir güç olmadığını; kendi ordularına, saraylarına ve yargı mekanizmalarına sahip, yarı özerk bir yapı kurduklarını vurgular. İnalcık'a göre Bozok’un toparlanması, devletin doğrudan eliyle değil, Çapanoğulları gibi yerel bir hanedanın yarattığı güven ortamı sayesinde küllerinden doğmuştur.