Hukuk normları ile kanun normları karıştırılan iki kavramdır. Kanunlar TBMM’de yapılır. Hukuk, kanunlar üzerine inşa edilse de toplumun tüm katmanlarının paylaştığı vicdanlardan oluşur. Kanun normları TBMM’nin isteği ile değişir. Hukuk normları kolay kolay değişmez. Hukukun kaynağı inançlar, gelenekler, adalet ve ihtiyaçlardır.
Yargının sunduğu yegâne ürün adalettir. Bunun alternatifi yoktur. Yargı görevini yerine getiren hâkim ve savcı iç dünyasındaki endişe, kaygı, korku, ideolojik baskı dost ve düşmanlık kaygılarından arınmış tarafsızlığının olmazsa olmaz koşullarındandır.
Vicdanlar üzerindeki baskılar kalkmadıkça, bağımsız ve tarafsız yargının olması mümkün değildir. Fikri ve vicdanı hür olmayanlardan hâkim ve savcı olmaz. Aklını ve vicdanını başkalarına kiralayan, iradesine ipotek konulmasına izin verenlerden hâkim ve savcı olamaz. Hukuk devletinde uzaktan kumandalı yargı veya yargıç düşünülemez. Hukukun üstünlüğü, hukukçunun üstünlüğü anlamına gelmez.
Yargı haksızlığa uğramış mağdur olmuş insanların sığınacağı yegâne yerdir, sigortadır. (Allah’tan sonra sığınılacak yegâne yerdir.) Yargının ve anayasanın varlık sebebi vatandaşın temel hak ve özgürlüklerinin devlet otoritesine ve güç odaklarına karşı korunmasıdır. Yargının iktidarların emrine girmesi, siyasallaşması ile rejim diktatörlüğe yönelebilir. Yargının görevi iktidarı eleştirenlere karşı korumak değildir. Tam tersine vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini korumaktır. Hakkını istemesini bilmeyen insanla baştaki yöneticiler istibdada yönelebilirler. (Hangi iktidar olursa olsun.) Yargının bağımsız olmadığı yerde hukuk devleti olamaz. Türkiye tam bağımsız ve tarafsız yargıya sahip olabilseydi, demokratik rejim tüm kurum ve kuralları ile işleseydi ekonomik ve diğer göstergeler çok daha üst düzeyde olurdu. Demokratik kalkınmış ülkelerde son sözü tek adam söyleyemez. Kuvvetler ayrılığı prensibine göre (yasama-yürütme-yargı) eşitler arasında birinci olan yargı söyler. Millete ait olan egemenliği seçilmiş olan iktidarlar kullanırken yaptığı yanlışları, hataları bağımsız ve tarafsız yargı denetlemelidir. Seçilmiş olan iktidarlar hesap verme düşüncesiyle yönetirlerse yanlış yapamazlar. Hesap vermek onurlu bir davranıştır. Hesap verme hem iktidarın hem de milletin faydasınadır.
Montesquieu 250 yıl önce ”Güç adamı bozar, mutlak güç mutlak surette bozar. Güçleri dağıtın.” demiştir (Yasama-Yürütme-Yargı). Güç bende ve her istediğimi yaparım mantığı çok yanlıştır. Hayır! Güç sende değil, gücün kaynağı millettir. Güç, dün kimde bugün sende yarın bir başkasında olacak. Millet bu gücü iktidarlara bir zaman dilimi içerisinde verir. Bu gücü de anayasa ve yasalar çerçevesinde kullanacaksın der. Hukuk evrenseldir. Evrensel hukukta ve hukuk devletinde haklı olan güçlüdür. Haksız olanın da hesabı yasalar çerçevesinde sorulur. Devlet, vatandaşın temel hak ve özgürlüklerinin güvencesidir. Her yerde ve her alanda adalet olmalıdır. Adaletin olmadığı yerde çete düzeni oluşur. Haklı olan değil de güçlü olan söz sahibi olur.
Hak kendini yaşatmaktır. Esas olan karşı tarafı yaşatmaktır. Adalet ötekinin hakkını korumaktır. Birinin başına bir bela gelirse hukuk devletinde bizden mi, sizden mi, asla denilmemelidir. Adalet bizim için yanımızdakiler için ya da karşımızdakiler için değil hepimiz için olmalıdır. Tarih, adaletle yönetilmeyen devletlerin yok olduğunu yazar. HSK (Hâkim Savcılar Kurulu) üyeleri için parti kontenjanı verilmesini vicdan ve adalet terazisi olan hiç kimse kabul edemez. O zaman tarafsız ve bağımsız yargı olur mu? Siyaset mahkeme kapısından girerse adalet arka kapıdan çıkar. Yargı bağımsızlığının zayıfladığı ülkelerde ekonomik başarılar sürdürülemez. Suçlulukta da suçsuzlukta da taraflara göre belirlenme anlayışı felakete hukuksuzluğa zemin hazırlar. Adil yönetmeyenler ve adil karar vermeyenler adaletin pençesinden kaçabilirler ama şu üç şeyden kaçamazlar:
1: Kendi vicdanlarından
2: Aynalardan
3: Çocuklarının ve torunlarının gözlerinden.
Bize yakın ötekine yakın iktidara yakın yargı varsa bu, yargı ve adaletin çöküşü demektir. Hukuk niyetleri ve düşünceleri yargılamaz, icraatları ve olayları yargılar. Güçlü ve tarafsız yargı demokrasinin, laikliğin, sosyal devletin ve insan haklarının güvencesidir. Toplumda adaletin yıpratılması kadar korkunç ve vahim bir şey olamaz. Hukuksuzluğun ateşi bir gün gelir sahibini de yakar. Tarafsız ve bağımsız yargı iktidara, muhalefete, yargı mensuplarına ve hepimize lazım olacaktır. Sakın ha onu yıpratmayalım. Ayarını bozduğunuz kantar gün gelir hepimizi tartar.
Hz. Ömer ne demişti :
“Adalet yıkılacağına cami yıkılsın.”









