Salih HATİPOĞLU

'İnsan doğduğu yerde doymalıdır, bu olmuyorsa da sorgulamalıdır'

Ekonomik Çerçeve

Ekonomi Neden Bazı Ülkelerde Güçlü, Bazılarında Zayıf? Bedeli Kim Ödüyor?
 
Bir ülkenin zenginleşmesi ya da fakirleşmesi kader değildir. Ekonomi, kurulan yönetim düzeninin ve yapılan politik tercihlerin bir sonucudur.
 
Ekonomik başarı için ilk şart nasıl yönetildiğimizdir. Bugün dünyada refah düzeyi yüksek ülkelere bakıldığında ortak bir gerçek görülür: Bu ülkelerin tamamına yakını güçlü demokrasilerle yönetilmektedir. Demokrasi burada sadece sandık anlamına gelmez; güçler ayrılığı, güçlü ve bağımsız kurumlar, denge-denetim, hukukun üstünlüğü, hesap verebilirlik ve şeffaflık da demektir.
 
Ekonomi güven ister. Güven ise ancak kuralların kişilere göre değişmediği sistemlerde oluşur. Belirsizlik ve güven kaybının ise faturası her zaman halka çıkar.
 
Demokratik ve dengeli sistemlerde iktidar güçlüdür ama sınırsız değildir. Meclis bütçeyi denetler (Meclisin bütçe hakkı hayatidir ve vaz geçilemezdir!), yargı idarenin kararlarını durdurabilir, medya yanlışları görünür kılar. Almanya, İsveç, Kanada gibi ülkelerde hükümetler değişse bile temel ekonomik kurallar korunur. Çünkü sistem, tek bir iradeye değil, kurumsal akla dayanır.
 
Siyasi kararlar ekonomi biliminin dışına çıktığında sonuç enflasyon olur. Enflasyon bir vergi gibidir ama adaletsizdir. En çok dar gelirliyi vurur. Maaşlar artmadan fiyatlar artar. Pazara çıkan vatandaş aynı parayla daha az ürün alır. Birikim yapanın tasarrufu erir. Toplum huzuru ve toplumsal barış bozulur. 
 
Arjantin’de yıllardır siyasi baskı altındaki ekonomi yönetimi nedeniyle enflasyon kronik hale gelmiştir. Venezuela’da yanlış siyasal tercihler halkı temel gıdaya muhtaç bırakmıştır. Bu ülkelerde bedeli ödeyenler karar vericiler değil, sıradan vatandaşlardır. Çünkü denge ve denetim yoktur, hukuk işlemez, şeffaflık yoktur, yanlışın bir siyasi maliyeti yoktur.
 
İkinci önemli konu kurumsal yapı ve şeffaflıktır. Ekonomi güçlü ve bağımsız kurumlar ister. Merkez bankası, düzenleyici kurullar ve istatistik kurumları güvenilir değilse, piyasa körleşir. Rakamların tartışmalı olduğu yerde fiyatlar da beklentiler de bozulur.
 
Kurumlara duyulan güven zayıfladığında bunun sonucu hemen hissedilir: enflasyon yükselir, döviz yükselir, faiz artar, krediye erişim zorlaşır. Esnaf kepenk kapatır, KOBİ’ler küçülür, işsizlik artar. Yani kurumsal zafiyetin bedelini işini kaybeden, geliri düşen vatandaş öder.
 
Şeffaflığın güçlü olduğu ülkelerde ise durum tersidir. Kanada ve İsveç’te kamu harcamaları, ihaleler ve bütçe açıkça izlenir. Vatandaş parasının nereye gittiğini bilir. Bu şeffaflık israfı azaltır, yolsuzluğu engeller, güveni artırır, refahı kalıcı hale getirir.
 
Üçüncü ve belki de en kritik başlık liyakattir. Liyakat, doğru insanın doğru işe gelmesidir. Liyakat olmadığında ekonomi sessiz ama derin bir yara alır. Ehil olmayan kadrolar yanlış kararlar alır, kamu kaynakları verimsiz kullanılır. Bu hataların faturası bütçeye, bütçenin faturası da vergi ve zam olarak halka çıkar.
 
Türkiye’de gençlerin yurtdışına gitmek istemesinin nedeni sadece maaş değildir. İnsanlar emeklerinin karşılığını alacaklarına, adil bir sistemde yükselebileceklerine inanmak ister. Liyakat zayıfladığında umut kaybolur. Umut kaybolduğunda ülke sadece para değil, geleceğini de kaybeder.
 
Liyakati esas alan ülkelerin kurumlarında atamalar eğitim, deneyim ve performansa göre yapılır. Başarısız olan yöneticiler görevde tutulmaz, hesap sorulur. Böylece bedel halka değil, hatayı yapanlara ödetilir.
 
Yanlış ekonomik çerçevenin bedelini kim öder sorusunun cevabı nettir:
 
Ne yanlış kararı alanlar ne de sistemi bozanlar…
 
Bedeli halk öder.
 
Enflasyonla, işsizlikle, düşük ücretle ve geleceğe dair kaygıyla.
 
Bu yüzden halkın iktidarlar üzerindeki denetimi, sorgulayıcı bakış açısı, hesap sorması hayati derecede önemlidir! Buna engel olmak için iktidarlar halkı milli, manevi duygular üzerinden manipüle ederler! Gerçekler halkın gözünden kaçırılır.
 
Sonuç olarak ekonomi sadece üretim, tüketim, döviz kuru ya da faiz meselesi değildir. Ekonomi; demokrasi, denge–denetim, hukuk, kurumsal ve güçlü kurumlar, şeffaflık ve liyakat meselesidir. 
 
Doğru çerçeve kurulduğunda refah artar ve toplumun geneline yayılır. Yanlış çerçevede ise yoksulluk ve adaletsizlik kalıcı hale gelir.
 
Tarih bunun örnekleri ile doludur. Günümüzde de başarılı olan ülkelerle başarısız olanlar iyi analiz edildiğinde refahın nasıl oluştuğu açıkça görülebilir.
OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ