Bazı zamanlar vardır unutulmaz. Bu zamanların içinde dostluklar, dostlukların içinde dostu dost kılan değerler, paylaşımlar, aktarımlar saklıdır. Belkide bu yüzden değerlidir ve unutulmazlığı bundandır. Ya da, gelecekten bir ses, bir söz taşır da kimse bilmez değeri neyin değerlendirdiğini.

Bazı sözler gibi, bazı mısralar gibi, bazı kişilerde yer eder benliğimizde. Aslında pek çok şeyin nedensiz ve niçinsiz yerleştiğini sanırız bilinç altına. Oysa, her şeyin bir sebebi vardır.

1984 yılında ilk memuriyet hayatıma başladığımda, Ankara Kızılay, Karanfil sokaktaki 8. tescil adı altında çalıştığımız büroda beraber çalıştığım iş arkadaşlarım gelir, zaman zaman aklıma. Bir kısmıyla görüşüyor ve o günlerin hatıralarını paylaşıyor olmanın mutluluğunu hep yaşarım.

Sekiz kız arkadaş, sekiz bedende bir ruh gibiydik. Aynı anda sabah kapıda buluşur. Aynı anda asansöre biner. Aynı anda mesai saati bitiminde birlikte asansörle iner. Aynı kapının önünden farklı semtlere dağılırdık.

O zamanlar vatandaşsız ortamda çalıştığımız için, çalışma saati içinde de olsa, işin stresine kapılıp, yorulduğumuzda zaman zaman şarkı söyler, şiirler okur, kültürel sohbetler de yapardık. Sonra, günün işini tamamlamak için, bir birimize yardım eder, bir an önce işimizi bitirip, bu tür muhabbetlere zaman ayırmaya çalışırdık.

O zamanlardan aklımda kalan, arkadaşımız Emine'nin ince ve tiz sesiyle sanat müziği söyleyerek yorgunluğumuzu dağıtan billur sesi halen kulaklarımdadır. Diğer arkadaşım Erzurumlu Mahbup'un anlattığı esprili köy hikayelerine kahkahalarla gülüşümüz...

Kızılay'ın sokaklarına kar yağmaya başladığında. Bazen pencereye toplanıp yağan kar tanelerini seyrederdik. Zemine düşer düşmez eriyeceği, arabaların altında kaybolacağı için o kar tanelerini yere düşmeden görmek için pencereyi açıp yere düşüşünü izlerken, arkadaşımız Sıdıka, hep aynı şiiri okurdu. Çocuk sesi, çocuksu sözcükler ile okuduğu o şiiri kendine has yorumuyla dinlerken, hem hüzünlenir hem de adeta farklı bir aleme yolculuk yapardık.

Ne zaman, birimizi üzgün görse, hep aynı şiiri okuyup, bizi bizden uzaklaştırmayı becerirdi. O şiiri çocuk taklit'i yaparak, çok güzel yorumlamasından dolayı, sürekli kendisine okuttuğumuz için ezberimde kaldığının farkında bile değildim. Şu anda, Konya Ermenek Nüfus Müdürü olan arkadaşım ile geçenlerde telefonda sohbet ederken, bu şiir aklıma geldi. Şairi kimdi? Dedim." Hatırlamıyorum. Bende nereden okudum, ezberledim bilmiyorum? Ama siz sevdiğiniz için hep okurdum" dedi.

Son günlerde, hani kaybolduğu düşünülerek günlerce aranıp, sonra komşusu tarafından direğin dibine gömülen Leyla'nın ölüm haberi ve o çocuğun öldürülme nedenini okuyunca içim kan ağlayarak, o kötülüğü, masum bir yavruya yapan mahluk adına insan adı taşımasından tiksinti duyarak... O masum yavrunun fotoğrafını görüp;

Yem yeşil, orman yeşili, ışıl ışıl, ışık dolu o gözlerine, melek yüzüne bakıp, yüreğim yanarken... Sıdıka'nın o çocuksu sesi, çocuksu sözcükler, yılların ötesinden adeta kulaklarımda yankılandı. Sanki o zamanlar, Leyla'nın sesi Sıdıka'nın dudaklarından söz olup dökülüyormuş gibiydi okuduğu mısralar... Ve Leyla'lar seslenmişti zaten zamanın gerisinden o zamanlar... Yere düşen kar taneleri gibi eriyorlar. Engellenemeyen kötülüklerin içinde kar tanesi kadar temiz çocuklar...

Rahat uyuyabilirim anneciğim,
İnsanlar artık yok yanımda.
Kolların bıraktı mı beni?
Kara toprak etrafımda.

Bir de böcekler var ki,
Geldiğimden beri beni eylediler.
Ne oldum... Bilmiyordum,
Öldüğümü söylediler.

Bu muydu ölüm anneciğim?
Sen ki hala yanımdasın,
Korkmuyorum gecelerden,
Biliyorum uyanıksın.

Şimdilik işler yolunda,
Ölüm de başka şeymiş.
Postayı sordum söylediler,
Gönülden gönüleymiş.

Bunun için yazamıyorum.
Kusuruma bakmayınız.
Belki bir daha gönderemem...
Bu mektubumu saklayınız.

Ara sıra anarsanız,
Selamınız beni bulur.
Telaşınız çoğalmıştır,
Ölenler unutulur.

Yeniden dünyayı düşünüyorum,
Darıldım gelmeyeceğim.
Eğer yanılır da gelirsem,
Böyle ölmeyeceğim.

İyi değilim birkaç gündür,
Izdırap çekmekteyim.
Küçük kazdırmışsınız mezarımı,
Bense büyümekteyim.

Oyuncaklarım için de kızmıştım,
Lüzum yokmuş meğerse,
Öylesine değiştim ki, öylesine
Belki tanıyamazdı,
Ahhh annem bir görse.

Toprak attılar üstüme
Beyaz elbisem kirlendi,
Oldu artık olan,
Öldüğüm de söylendi...

Unutulmaktan korkmuyorum,
Ara sıra mezarıma uğrasınlar,
Karanlıklar içindeyim,
Bir fatiha, bir dua göndersinler

Ölüm günümü hatırlayıp,
Sevdiklerim ağlamasınlar.
Ölmüşüm ölmüşüm ben ama,
Tüm çocuklar mutlu kalsınlar.

Ben acılar çektim anneciğim,
O alemdekiler ders alsınlar.
Ahımızı alanlarsa...
Cehennem ateşlerinde yansınlar.

Kadriye ŞAHİN

03.07.2018
OKUR YORUMLARI
Ali GÖLCÜK
04.07.2018 00:45:00

Duygularımıza tercüman olmuşsun Ablam.
Çok güzel anlatmışsın.
Keşke ölümü çocukların ulaşamayacağı bir yere koyabilsek. Öşümün reçetesi olsada...??

Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ