Kadriye ŞAHİN

YANKI

ÇÜRÜYEN DÜNYA

2020 yılının son günü.
Bugün, gece yarısından sonra yeni bir yılı "merhaba" diyerek selamlarken; dileğimiz, 2020 yılında yaşadığımız felaketlerden, hastalıklardan, savaşlardan kurtulmak olacak.
.
Yeni yıl.!
Yeni ümitler, yeni beklentiler demektir hepimiz için.
.
Oysa yılların ve yılları simgeleyen rakamların ne önemi var? Kendi kendimizi kandırdığımız ve ümit bağladığımız rakamların değişmesi aslında hiç bir şeyi değiştirmeyecek.
.
Tüm olayların sorumlusu olan insan değişmedikçe insanın hayatında, çevresinde, doğasında hiç bir şeyin değişmeyeceğini bile bile yeni rakamlara, yeni yıllara, aylara, haftalara, doğup batan güneşin döngüsünde değişiklik beklentisine girerek umutlanma aldatmacası yaşamaya devam ederek daha da çıkmazın içine girdiğimizi hiç fark edemeyeceğiz.
.
Her yıl sonunda hepimizin kendi kendine yaptığı bir muhasebe vardır. Yıl içinde ne kazandık ne kaybettik. Üzüntülerimiz mutluluklarımız, kaybettiğimiz insanlar, yeni doğanlar...Kısacası yılın getirileri, götürüleri...
.
Ya üzerinde yaşadığımız dünya için ne yaptık? Bir ağaç diktik mi? Bir hayvanın yaşamasına destek olduk mu? Sürekli bizim yaşamamız için harıl harıl dönen bu küreye biz ne verebildik?
.
Şuan, bu mevsimde kar yerine yağmur yağarken, bahar havası sıcaklığında balkonda oturup camdan sızan damlaların sızıntısı seyredip, kaldırımda parçalanan damlaların şıpırtısını dilerken güneşi perdeleyen bulutlarla dertleşmek istedim.
.
Yukardan dünya nasıl görünüyordu? Belki bizim duyamadığımız feryadını, çektiği acıları bulutlar yüklenmiş olabilir miydi?
.
O bulutların sesini duymak, sözünü anlamak için gökten inen damlalara elimi uzattım. Bir avuç su, avuçlarımda toplanasıya bekledim. Eski yağmur suları ne kadar berrak olurdu. Çocukluk günlerime uzandım. Yağmurda yürümeyi ne çok severdik. Islanan saçlarımızın yağmur suyunda uzayacağına inanır, "yağ yağ yağmur" şarkısıyla zıplayarak dans ederdik. Bu inancımız çokta yanlış değildi. Yağmurda ıslanan saçlarımızı taradığımızda ipek gibi olur, bedenimiz hafiflerdi.
.
Şimdi; Bedenime düşen, saçlarımı ıslatan yağmur damlaları daha kurumadan alerjiye neden oluyor.
Ve avuçlarıma toplanan su, çamur renginde. Demek ki, biz sadece yer yüzünü kirletmiyoruz. Gökyüzünü de kirletiyoruz. Anlaşılan o ki, yerden ne gönderiyorsak bize dönende o. Bir avuç yağmur suyunda doğanın acısını anlamak, geleceğimizi görmek, bulutlara avuç açmak yeterli.
.
Boşuna tartışıyoruz. Bu virüs laboratuvarlarda mı üretildi, hayvanlardan mı bulaştı?
.
Her ne şekilde olursa olsun, sorumlusu sadece insan.!
.
Üzerinde yaşadığımız dünyada çevre kirliliği tüm gezegeni ka
playacak boyutta. Dünyanın pek çok yerinde yaşayan insanlar nükleer tehdit ve radyasyondan habersiz ve korumasız yaşamakta. Bilim adamları her geçen gün, dünyada yaşayan tüm canlıların ciddi şekilde tehdit altında olduğunu, her saniye binlerce canlı neslinin tükendiğini ifade ediyor. Tüm bu açıklamalara rağmen kimse önlem almıyor, tehlikeyi umursamıyor fakat; gökyüzünde, Mars'ta, hayat aramak, uzaya gitmek için dünyanın göbeğini delip içi boşaltılıyor.
.
Halbuki insanoğlu, doğa içinde doğal yaşam sürdürmüş olsaydı doğa, insana daha cömert davranacaktı. Doğa, var olduğu günden beri sürdürdüğü bu davranışı kendi kendine değiştirme gücüne sahip değildi.
.
 
Rahat ve ferah yaşam uğruna teknolojinin artması, daha çok enerjiye ihtiyaç duyulması nedeniyle ekolojik sistemin hızla bozulduğunu hepimiz biliyoruz. Sadece 2020 yılı içinde yaşadığımız felaketlerin bilançosunu gözden geçirsek bile durumun ne kadar acil olduğunu anlayabiliriz. Görüyoruz ki, tehlike çanları daha sesli, daha sık çalmaya başladı. Deprem haberlerinin arkası kesilmiyor. 2021' e bir gün kalası, bu yazıyı yazarken İzmir, iki artçı depremle tekrar sarsıldı. Görünen o ki, yeryüzü beşik gibi sallanıyor.
.
Tüm yaptıklarımız ve ısrarla yapmaya çalıştığımız bencilliğin sonucu;
kürenin ısınması nedeniyle mevsimlerin değişmesi. Buzulların erimesi. Dev dalgaların tsunami etkisi. Ozon tabakasının delinmesi... Küresel kirlilik sonucu hastalandırdığımız, can çekişen dünyada virüslerin çürüyen dünya bedeninde baş göstermesi...
Sonuç.!
 
Çürüttüğümüz bir Dünya... Can ve canlı kayıpları... Birbirimizden kaçtığımız, yalnızlığa terkedilmiş, korku dolu bir hayat...
.
Bir beden savunmasız kaldığı, kendini yenileyemediği anda bakteri ve virüsler nasıl ki çoğalıp o bedeni yok etmeye başlarsa; bugün, Dünya adı verip, üzerinde yaşadığımız gezegen de aynı durumda. Eğer ki bu düzen böyle devam eder, önlemler alınıp; çernobillerden, nükleer enerjilerden, tarım ilaçlarından, kimyasal silahlardan, orman yangınlarından, zamansız avlanmalardan, betonlaşan çevre kirliliğinden vaz geçip; daha az petrol kullanıp, havayı temizlemez isek; doğa kendi yaşamını sürdürmek için, tek düşmanı haline gelmiş olan insanoğlunu yok edecek programı hazırlamış olarak sürecine devam edecektir.
 
.
Oysaki, insanoğlu yeryüzünde var olduğu gündenberi tüm canlıların "efendisi" olarak nitelendirilmiştir. Tüm canlılar, insanın yaşaması için yaratılmış, insanın hizmetine sunulmuştur.
.
 
Koruyucu, kollayıcı, çoğaltıcı niteliğini kaybeden insan; bu gün sadece tüketici, zarar verici, israfçı, yok edici, öldürücü niteliktedir.
.
Biz insanlar şu iki kuralı unuttuk.!
Doğanın değişmez tek kanunu " ne ekersen onu biçersin" "Yerden ne yükselirse yükten gökten o yağar."
.
Aklımız başımıza alıp, üzerinde yaşadığımız gezegene sahip çıkmadığımız sürece; ne tedbirler, ne yasaklar, ne de bulunan aşılarla önlem almış olmayız. Sadece virüslerin neden olduğu hastalıkları perdeleyerek; daha çok yayılmasına, daha çok ölümlere ve kendi kendimizi tüketme yolunda çaba harcayarak, çürüyen dünyada çürüyerek yok olacağız.!
.
Tüm canlıların korunduğu, daha temiz bir dünyada, berrak yağmur damlaları ve yılbaşında yağan bembeyaz karlı gecelerde, eski dünyayı tekrar döndürerek yaşamak dileğiyle nice yıllar...

 

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ