Hakkı YURTLU

KEYF-İ KALEM

SOYADINIZ OLMASAYDI LAKABINIZ NE OLURDU?

Ad; bir varlığı, nesneyi duygu veya kavramı karşılayan demektir, yani isim. Öz Türkçe olup, eski hali  “At” şeklindedir. Divan-ı Lügat-üt Türk’te ve Orhun Yazıtları’nda bu şekilde geçer. Zamanla yumuşayan “t” sesi,  “d”ye  dönüşerek “ad”  olarak kullanılagelmiştir. İsim ise Arapça kökenlidir.

Soy ise, Dede Korkut hikayelerinden beri  “soy” olarak geçmekte, “nesil, sülale, boy, köken, aile” anlamına gelir.

Türkçe olan “ad” ile “soy”  sözcüğünün birleşmesiyle, bir kimsenin hangi soya, aileye ait olduğunu belirten  “SOYADI” oluşmuştur. Ön/öz adın sonuna eklenerek kullanılır.

İslamiyet’in doğuşunda, kişileri diğerlerinden ayırt etmek için  “Bin-ibn/binti”  (oğlu-kızı); Ebu/Ümmü (baba-anne) şeklinde anne-babaya nispet edilerek hitap edilir idi.

Osmanlı’da ise, lakaplar ve unvanlar ile baba adı ve memleket adları kullanılır idi. Erkek olsun kız olsun  isim sonuna “Oğlu/oğulları” ilave dilerek hitap edilir idi.  Bazen de, sülale ve aile “Gil” ve “Ler/lar” eki getirilerek, hitap edilir idi. Ahmetgil/Ahmetler, Civelekler,  Hacıaligil, Memolar, Numanlar vs….

Doğum yerlerine göre de “lı/Li” mensubiyet eki getirilerek  “Yozgatlı, İzmirli…” şeklinde hitap edilmiştir. Derken, Ağa, Bey, Paşa, Hatun, Sultan, Hacı, Efendi vs..

Bu süreçte, “Lakap” ve “Unvan” da bir hayli yaygın olarak kullanılmıştır.  Kişinin mesleğine, uğraşısına ve fiziksel özelliklerine göre de lakap ve unvan verilmiştir. Elbette ki, küçümseyici, alay edici, kötüleyici ve  incitici, kısacası “Eşref-i mahluk” olan insan onurunu hiçe sayan “Lakap” dinen  caiz değildir.

Bendenizin soy geçmişini merak edenler olursa; Karakethüdaoğuları, Karakahyaoğulları, Satılmışoğulları, İmamoğulları, Körahmetgil” derken “Yurtlu” şeklinde süregeldiğini belirtmek isterim.

Osmanlı döneminde, insanın fiziki özellikleri ve  beden yapısına göre  bazı lakapları  hatırlatmak istersek,

Başıbüyük,  boynu kalın, sakallı, kır sakallı, kara sakalı,  sarı sakallı, köse,  emred ( bıyığı sakalı çıkmamış) şâbb-ı emred (sakalı bıyığı çıkmamış genç), orta boylu, boyu kısa, tombul, kumral, bıyıklı, kara bıyıklı, ter bıyıklı, kır bıyıklı, kıllı, tüysüz, a’ma, yekçeşm (tekgöz), ahvel (şaşı), etyemez, söylemez,  altıparmak, kavas, tiryaki,  dobi, duhancı, sarraç, köşker, neccar, demirci…

Cumhuriyetin  ilk yıllarında da, lakap  ve unvanlar kullanılmıştır.  Ağzı eğri, koca kafa, topuz, sağır, kel, kör, topal, boynu kalın, uzun boylu, deli, korkusuz, kaygısız gibi bir çok özellik kişileri belirtmek ve ayırt etmek için  kullanılmıştır.

İşte, bütün bu lakap ve unvanlar,  1934  yılında Soyadı Kanunu  yürürlüğe girince sona ermiş ve soyadı kullanılması zorunlu hale getirilmiştir. Bu yasa uyarınca, herkes birer soyadı tercih edip nüfus kaydına işletmiştir.

Elbette ki, soyadı bulamayan/seçemeyenlere de görevlilerce, o anki durumuna göre şekil, tavır ve davranışına bağlı olarak birer soyadı verilmiştir.

Peki, Soyadı Kanunu çıkmasaydı, şu an için  sizin lakabınız ne olurdu acaba?..

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ