Okur yorumları, önem arz eder benim için, değer verir, dikkat kesilirim. Kıymetli vakitlerinden zaman ayırarak, yazımı okuyup yorum yaparak katkı sunuyorsa okuyucum, kıymet addederim.
Okurlarım sağ olsunlar, bazen köşe yazımın alt kısmındaki “Okur Yorumları” kısmına, bazen de özelden yorum yazma lütfunda bulunuyorlar.
Dün paylaştığım “Önce Koptuk Şimdi de Çürüyoruz” başlıklı yazıma da bir hayli yorum geldi.
Yurt dışında ikamet eden bir hemşehrim/arkadaşım Halil TAŞTEKİN “Toplumu, çürüten sadece kötülük yapanlar değil, kötülüğü görüp susanlar ve kendi yanlışını görmeyip başkasına ahlak dersi verenlerdir. Önce kendimizi düzeltelim ki, toplumu düzeltmeye yüzümüz olsun…” demiş. Ne âlâ.. nûrun ala nur, nur üstüne nur!.
Aynen öyle.
Herkes her şeyi biliyor, herkes doğruluktan/dürüstlükten; haktan/hukuktan bahsediyor. Peki, kim düzeltecek, söylenileni kim uygulayacak?…
Elbette ki, herkes kendi çapında başlayacak düzelmeye. Önce kendi yaşayıp, uygulayacak. Mahalleyi temiz tutmaya, evimizin önünden başlamamız gerek.
Yalan söyleyen anne/baba, çocuğuna dürüstlük dersi mi verecek?
Her fırsatta sigarayı ağzından bırakmayan, habire tüttüren amir, memuruna kapalı alanda, işyerinde sigara yasak, içme mi diyecek?.
Sigara içen doktor, hastasına sigara içme, sağlığa zararlı mı diyecek?
Ya, sen niye yapıyorsun? diye karşılık verince, ne cevap verecek/verebilecek?
Haramzâde, kursağında haram lokma varken, haram yemeyin mi diyecek?., Diyecek ama tesiri olacak mı?
Kırmızı ışık ihlali yapan üst yetkili, garip/gurebâya ceza mı kesecek?
Alım/satımda/üretimde hile/tağşiş/taklid yapan işyeri sahibi, yanında çalışana doğruluktan mı söz edecek?
Kurumlar, aile gibidir; aile de kurum gibi. Zaten aile, toplumun en küçük birimi değil midir?...
Doğarken kulağımıza okunmakla kalmayıp, günde beş defa okunan ezan, takılan başörtüsü, bırakılan sakal, 99’luk tesbih, şekilden/gösterişten/tarzdan ziyade, özde olmalı. Şiar edinilmeli ahlâken. Böyle olursa, aile ve kurumlar gerçek mânâda millî ve mânevi değerler ışığında tesis ve inşâ edilir. Yoksa çürür toplum…
Tabir-i âmiyâne ile, ıcılı/bıcılı (cicili bicili) giyinip kuşanmakla, lüks içerisinde yiyip içmekle, modelli araçlarla gezip tozmakla, beden mahremiyeti kıstasını aşıp anadan üryan gezmekle toplum inşâ edilemez. Patlar bir gün!...
“Öz”den kopulursa, zordur o “öz”e dönmek!..
Ailede, anne-baba; kurumda amir/yönetici örnek olmalı. Ki, ailenin ferdi, kurumun personeli de büyüklerini/üstlerini örnek alacak elbette!.
Her şey, yani her iş aileden başlar. Daha doğrusu, “Ana”dan.. Çünkü, “Ana Okulu”, “Ana Dili”….derken dahi hep ilklerden alırız ilhamı, telkini, terbiyeyi, yani fıtrattan. Fıtrat, ahlak demektir. Fıtrat ile ahlak, Arapça kökenli kavramlar olup, insanın özü ile bu özün dış dünyaya yansıyan davranışları arasındaki ayrılmaz bağı ifade eder. Kısacası yaratılış ve ahlaki değerler önem addeder. “Fabrika ayarlarına dönmek” demek de bu olsa gerek hiç kuşkusuz.
Ana ve aile kurumu yeniden güçlendirilmeli…
Demem o ki; topyekûn işe sarılıp, ahlâken iyiye ve güzele doğru yol almalıyız. Herkes, her fert, kendi özelinde görev edinilmeli…









