Toplum olarak, özümüzden koptuk, şimdi de çürümeye yüz tuttuk…Elbette yeniden “Fabrika ayarları”na dönmez isek, çürümeye de mahkumuz. Terbiyeden, eğitimden, disiplinden, ayıptan, günahtan uzak kaldık. Koptuk milli ve manevi değerlerimizden. Haramı/yalanı yanlışı; helal ve caiz görür olduk...ve tarikatlar, kanaat önderleri, “manifesto” yayınlamaya başladı. Elbette ki “Toplumsal çürümeyi kabullenmiyoruz”…Ayıp- günah; haram-helal, doğru-yanlış çizgileri silinir oldu.
Mesele; sizin mahalle/bizim mahalle; sizin cenah/bizim cenah da değil!. Mesele; toplumsal bir çöküntü, ahlakî erozyon, vurdum duymazlık… aldı gidiyor başını, gideceği yere kadar. Nereye kadar, kim dur diyecek?.. Soru, soruları; sorun, sorunları sıralayıveriyor arka akaya!..
Bir tarafta, okullarda olması gereken kıyafet düzenlemesine olan tepki, bir yanda yolsuzluklar, sorumsuzluklar, hadsizlikler…Ekonomiden, spora kadar her gün yeni bir olay, gündem oluyor. TV ekranları, sosyal medya alkışlıyor bu çürümeyi. Kadın programları gündüzü kuşağı…Aile mahremiyetini ve kutsallığını yok etti. Aileler evlerinde yalnızlaştı. Her fert, odasında kontrolsüz… Bu mu özgürlük?.
Diğer tarafta, futbolcu “Salah”ın oturduğu taşın çılgınlığı, fotoğraf çektiren çektirene, öpen öpene!.. Adını da koydular anında “Salah’ın Yayla”. Yayla, Giresun’a mı ait, Trabzon’a mı?... Bankı kim çaldı?.. Ekonomik sıkıntı içerisinde inim inim inlediğini her dem dile getiren yurdum insanı, kilometrelerce yol kat ediyor çılgınlık uğruna!...Toplumun geldiği yer: “ Bayramda dahi anne-babasının elini öpmeyen, Salah’ın oturduğu taşı öpüyor”…Aman Ya Rabbii!..
Tüm bunları; “Duymasak, görmesek, daha mı iyi olur? diye düşünmüyor da değiliz doğrusu? Rahmetli ebem, “…Yavruum, olan çok da duyulan yok” derdi, kabri nur olsun. Aynen öyle “Keşke duymasak”…Belki daha da iyi ve daha müreffeh olacağız en azından. Öz değerlerimizden kopuşu, kirliliği görüp duymayacağız. Belki hâlet-i ruhiyemiz, psikolojimiz bozulmayacak. Lakin, “Göz kapatmakla da gece olmaz” diyenleri de duyar gibiyim. Haklılık payı ziyadesiyle. Dedim ya, günü kurtarmak adına her şey!..
Sahiden, eskiden sosyal medya yoktu da, geç duyulurdu olup bitenler. Kezâ, Ankara’da yapılan yasa değişikliğinin uygulaması dahi, aylar-yıllar alırdı taşrada.
Toplumsal değerler adeta “Sekerât-ı mevt” halinde. Toplumsal çürüme, ahlakî çöküntü, ar, edep can çekişiyor. Millî ve manevî değerler görsellik taşıyor sadece. “Öz”den koptu toplum. Gençlik kopuşta/kaçışta, arayışta!... Neyi, kime, nasıl miras bırakacağız? Sebze-meyve ve bilumum gıdadaki hormon ve GDO toplumsal ve inanç temelli değerlere de sirayet etti haliyle.
Toplum olarak, topyekûn silkinmemiz, arınmamız gerekiyor; yalandan/ yanlıştan, kirden/ kirliden/ kirlilikten. Evladımıza; iyiyi, güzeli; hakkı hakikati, olması gereken doğruları anlatmamız, yaşayıp uygulatmamız aslî vazifemiz olmalı. Bizi, biz yapan değerlerden çok uzaklaştık çok!...
Nereye kadar bu ihmal…
Nasıl düzelecek bu hal…
Durdurulmazsa bu ihlal
Kaçınılmazdır izmihlal…









