“Deyim” deyince, kalıplaşmış söz öbeği gelir aklımıza. En az iki sözcükten oluşur; kimi zaman gerçek kimi, zamanda da mecazi anlam ifade eder..
Bir de “Deyiş” vardır edebiyatımızda . Söyleyiş biçimi, ifade ve ya bazen da halk şiiri anlamına gelir. Keza, türkü, şarkı, şiir, mani….İşte tüm bunlar içerdiği mana itibari ile mesaj verir. Toplum kültüründe yer edinir.
Gel gör ki, her söylenen söz gibi, her deyim, her deyiş her türkü de masum değildir.
Birileri dualarla değil de “Türkülerle gömün beni “ de diyebilir.
Nihayetinde mesaj vardır, gönderme vardır hedefe içerikte!..
İki deyime takıldım desem yanlış olmaz hani!
“Baldız baldan tatlıdır”,
“Eniştem beni niye öptü, düğün değil, bayram değil?…”
Dilimize pelesenk olmuş bu sözleri hiç düşündük mü? Bir türkü sözü, bir espri ya da günlük hayatta tekrarlanan bir ifade, zamanla toplumun değer yargılarını nasıl etkiliyor?
Deyimler, milletin hafızasıdır. Sevinci, hüznü, aşkı, hasreti ve hayatın türlü hâllerini anlatır. Ancak kültürün bir parçası olması, her sözün eleştiriden uzak tutulmasını gerektirmez. Özellikle aile ilişkileri, mahremiyet ve dinî hassasiyetler söz konusu olduğunda, söylenen sözün neyi çağrıştırdığı üzerinde durmak gerekir.
“Baldız baldan tatlıdır” sözüyle başlayan, “Eniştem beni niye öptü?” diye devam eden ifadeler, mizah sınırları içinde değerlendirilebilir. Ne var ki yasak bir davranışı hafife alan, mahremiyet sınırlarını belirsizleştiren veya yanlış anlaşılmaya açık bir dile dönüştüren yaklaşımları sorgulamak da toplumun hakkı olsa gerek.
Mesele türkü söylemek değil, yanlışın türkülerle sıradanlaştırılmasıdır.
Burada asıl üzerinde durulması gereken, dinî hükümlerin bilinmeden veya bilindiği hâlde hafife alınarak kültürel söylemlerle gölgelenmesidir. Bir davranışın türküye konu edilmesi, onu dinen meşru kılmaz. Aynı şekilde bir türkünün sözlerinden hareketle bütün bir toplumu ya da kültürü din karşıtı ilan etmek de doğru değildir.
Bir de meselenin dil yönü var.
Enişte; eril anlamda, kardeşin veya ablanın eşi… demek.Baldız ise; dişil anlamda, eşin, kız kardeşi veya ablası demek.
Aile mahremiyetini ortadan kaldırırcasına bu iki kavrama nasıl bir işlev yüklenmiş anlamak zor? Derken, toplumun nasıl bozulmaya yüz tuttuğunu?...
Bal ile arıcılık faaliyeti ile iştigal edenler yakînen bilir ki, petekten bal almaya yarayan bıçak veya kepçeye “Daldız” denir. Balı petekten çıkarmaya yarayan “daldız” aletinin üzerinde kalan balın tatlı olmasıyla ya da arıcılıkta balı çıkarma zahmetinin tatlı neticesiyle ilgili olan bu anlam, bakın nelere, nerelere evrilmiş?.. İnanç temelli değerlerimize nasıl girivermiş sinsice.
Kaldı ki, aile mahremiyeti içerisinde baldızın özel bir konumu olup, inancımızda ve dini öğretimde caiz olmayan hususlara girer. Hanımın yeri ayrıdır; baldızın yeri ayrıdır. Her ikisi de kendilerine has mahremiyetler ve kırmızı çizgiler taşır. Kendisine enişte denilen, kardeşin/ablanın kardeşi de, aile mahremiyetini yıkıp aşamaz. Tarafların birbirlerine karşı yasak/günah addedilen kırmızı çizgileri vardır.
Gel gör ki, aile mahremiyetini yok etmek yahut yumuşak bir geçiş yapmak kastedilmiş olacak ki, “Baldız” ile “Enişte” masun hallerden adeta cımbızla çeker gibi, çekilerek günaha sokulmak istenilmiştir. Elbette ki, bu bir kültür erozyonu, buna benzer masum gibi gözüken deyimler ve sözler, kültür bozulması ve kültürün evrilmesidir hem de bal gibi. “Olanca gücüyle kötülüğü emreden nefis”e (*) adeta davetiye çıkartmaktır. Günaha yaklaşmak için “gri” bir alan oluşturulmuştur.
Eniştenin, kız kardeşini veya ablasını öpmesi helal olmadığı âşikar olunca, yumuşak bir geçiş yapmak ve gri alan oluşturularak, kutsal ve masum “Düğün” ve “Bayram” kavramı da olaya dahil edilerek, aile mahremiyetinin ortadan kaldırılmasına zemin hazırlanmıştır. Diğer zamanlarda ayıp/günah ama “Düğünde/bayramda” bari öpmenin kırmızı çizgisi silinsin istenilmiştir. Dini ve fıtrî öğretiler/kurallar apaçık ortada iken, her ikisine de “Hayır”..
İşte böyle böyle bozuldu toplum kültürü… Dini kültürümüz…
Demiş ya şair; “N’olduysa bize oldu azar azar...”
Bilinmelidir ki; kültür, değerleri yaşatmak içindir; değerleri aşındırmak için değil.
Kulaklarımız türküye, gönlümüz kültüre, aklımız hakikate açık olmalı. Ama hiçbir söz, hangi ezgiyle söylenirse söylensin, doğruyu yanlıştan ayırma sorumluluğumuzu elimizden almamalı.
NOT: (*) Kuran-ı Kerim Yusuf Suresi ayet 53.









