Hani adettendir ya, bazen yıllara isim verilir…Eğer, bu yıl da “Meyve Yılı” ilan edilseydi, yerindeydi derim. Ben deyim, “Erik Yılı”; siz deyin “ Elma Yılı”,… Kayısı yılı; Üzüm yılı….Velhasıl, yaratan verdi bu yıl bol bol. Dallara söyküyor meyveler…Rahmetli anam böyle derdi. Meğer “Söykmek”, eski Türkçe/öz Türkçemizde “dolmak, yaslanmak” anlamına gelirmiş!.. Ve de anaokulu, anadili bu olsa gerek!...
Evet, üretmek, üretken olmak, ne kadar kıymetli “Ah, bir bilebilsek…” Bazen insanın diline bundan daha güzel bir söz gelmiyor. İnsanı, hayatı, yarını... Bir bilebilsek. İnsan için, üretip çalışmanın hayata haz verdiğini, yarınların daha müreffeh olduğunu/olacağını bir bilebilsek!..
Üretmek deyince, akıllara “Toprak” gelir, zira topraktan başlar üretmek…Kezâ, insan da topraktan yaratılmadı mı?
“Toprak” deyince de “Köy” gelir akıllara…
Köylü üretmeli, üretken olmalı, işlemeli toprağı… Ev ekonomisinden, ülke ekonomisine; yerli üretimden milli üretime doğru yol almalı.
Ne idiğü belirsiz, içerisinde hangi maddenin/ katkı maddesinin bulunduğu bilinmeyen/bilemediğimiz ürünler, hazır gıdalar, hasta etmiyor mu bizi? Tebdil, taklit ve tağşiş gıda ve ürünlerle başımız dertte değil mi?. Hastalanınca, ilaca mahkum edip, artmıyor mu hastalıklar, yahut bir başka organı zedelemiyor mu, şeker, tansiyon, kolestrerol, stres… Hatta, gelişen teknolojiyle birlikte “Düğmeli Hayat” ve “Tuşlu Yaşam ” ile kas ve eklem ağrılarına maruz kalmıyor muyuz?
Tüm bunlardan kurtulmanın çaresi, doğal yaşamak, hareket etmek, ne yediğimizi bilmek önemli elbette. Hal böyle olunca, köy hayatından bahsetmek, bağda bahçede, tarlada tapanda toprakla iştigal etmekten bahsetmek geldi içimden. Hani, köyleri geziyorum ya!.. Şimdiye kadar gördüklerim, bildiklerim, yaptıklarım, gezerken gördüklerim, ne güzel ne kadar kıymetli, Ne kadar doğal, katkısız ve doğal hayat. Kimyasaldan uzak…Salça yapımı, marmelat yapımı, meyve kurutmaları.. derken yakında “Bağ bozumu” başlayınca pekmez kaynatma…
Geçenlerde “Derbent Köyü”ne düştü yolum, Önceki dönem Yozgat Belediye Başkan Vekili Ahmet TOPUZ’un baba ocağında, "Baba Bahçesi"ne uğradım. Hem babası Rahmetli Mehmet TOPUZ’u andım, bir “Fatiha” yolladım, hem de rahmetlinin eserini, emeklerini, sadaka-i cariyesi, çeşmesini gördüm. İlminden ve hayır sohbetinden/duasından müstefîd olduğum bir büyüğüm idi rahmetli. Diğer yandan emekli Yozgat İl Mahalli İdareler Müdürü Mehmet TAŞDEMİR’in bahçesini ve “Bağ Evi”ni görmek kısmet oldu. Bilvesile, iki Derbentli ile beraber koyulaştırıverdik sohbeti.
Derken, Yozgat’ın, Sungurlu sınırındaki “Derbent Köyü’ne hayran kaldım. Bahçeler, bol su, düz ve verimli arazi, münbit topraklar, Yozgat’ın ilk “Tarımsal Kapalı Sulama Sistemi”nin uygulandığı yöre. Bahçelerde meyveler dallara söykmüş, yaratan bereket versin. Envaî şekilde elma, armut, erik, kiraz, vişne.
Bir başka gün, yine Yozgat eşrafından eczacı Behcet CİVELEK” ağabeyimin, arpa tarlasını bahçeye dönüştürüp, numune çalışmalarla emek verip ter döküp, yeşillendirdiğini gördüm. Yozgat’ta bulunmayan, üretilmeyen ayva cinsi mi dersiniz, üzüm çeşidi mi dersiniz, ne derseniz deyin. Türlü türlü meyve ve üzüm çeşitleriyle dallara söykmüş. Bir kısmı da, ileriki yıllarda ürün verecek, Belki, üç-dört yıl sonra dallara söykecek. Üstelik kimyasal maddeden, gübreden, ilaçtan da uzak yetiştiriyor. “Yanmış Koyun Gübresi” özünü/şerbetini, havuza karıştırıp onunla su veriyor gözü gibi baktığı fidanlara. Dahası bahçesindeki yarım asrı devirmiş, kerpiçten örme kalın duvarlı “Bağ Evi”nden de ötesi muhkem ve sağlıklı bir ev; kışın sıcak, yazın serin. Böylesi yaşam daha güzel değil mi?.
Köylünün çalışıp üretmesi, şehirde yaşayıp çalışan insanın mesai dışı ve boş vakitlerini -hobi amacıyla da olsa- üretime ayırması ne kadar kıymetli. Kahve köşelerinde sigara dumanına mahkum gün doldurmak yerine, temiz havalı ve hareketli gün geçirmek ne kadar güzel ve sağlıklı; ah, bir bilebilsek!…
Hele hele, devasa apartman ve gökdelenlerde yaşayıp, çoluğunu çocuğunu, bağa bahçeye götürmeyip, neyin, nasıl üretildiğinden bîhaber büyüten ebeveynin, yarın o çocuğun hazır gıdalara mahkum olmasından yakınmaya hakkı yoktur. İnandıramaz “Yumurtanın marketten” üretilmediğine? “Yumurta, tavuktan mı çıktı, yoksa marketten mi” ikilemiyle oluşan sorulara muhatap olmamalı yeni nesil.
Sevdiğim güzel bir söz var “Haber, görmek gibi değildir?” diye. Ekranlarda; bağ-bahçe, tarla izlemekle olmaz bu işler. Hayat, film izler gibi yaşanmamalı.. Çalışıp didinilmeli, ter döküp övünülmeli, üretmenin mutluluğuyla…Saygı duyulmalı, nasırlı ellere, çizmeli/lastikli ayaklara…
Hasıl-ı kelam; üretmemiz, üretken olmamız lazım.
17.09.2026
OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ









