Bugüne kadar monografi alanında üç, şiir alanında da üç olmak üzere toplam altı kitabım okurla buluşup kütüphane raflarında yerini adı. Çeyrek asrı deviren süre zarfında gerçek ve müstear ismimle değişik konuları hâvi yazılarım, makalelerim yayınlandı. Gel gör ki, böylesine bir cümle kurup yazı kaleme aldığımı hatırlayamıyorum. Belki de ilk kez “Bal gibi yazı” ifadesini kullanıyorum.
Ayrıca, şiir kitabımın birine de “Hakkı’yla Şiirler” adını vermiştim de; izahta bulunmuş, ön açıklama yapmıştım: “Yanlış anlaşılmasın, iddialı bir cümle değil, ismimden kaynaklı Hakkı“ sözcüğü” diye.
Şimdi de aynen öyle!... “Bal gibi yazı” demekle, yazımın kıymetinden, takdir görmesinden yana değil, olamam da. Takdir ve beğeni okuyucuya ait elbette. Bilinmeli ki, “Yazım mutlaka okunsun, beğenilsin, yorum yapılsın diye” de yazıyor değilim!.. Amaç, kayıt düşmek; geleceğe geçmişe dair. Kendimizi yükseklerde göstermek sevdası ne haddime?.. Bizimkisi; yazma sevdası…Klavye ile, harf, kelime, cümle kurma, hasbihâl eyleme!..
Neyse!.. Konu bal olunca “Bal gibi Yazı” başlığını tercih ettim yazıma.…
Elbette ki, durup dururken de değil yani!. Hani hep önemserim ya, üretmeyi, üretken olmayı. İşte böylesi bir kardeşim eğitimci, boş vakitlerini, arta kalan zamanlarını köyünde geçirir, Arıcılığa elverişlidir “Kavurgalı Köyü” meraları.. Bizim dünya pehlivanı Rıza KAYAALP’in köyü aynı zamanda da. Yozgat’ın merkez köylerinden. Arı vızıltısı eksik olmayan meralarda, kovandan petek, petekten de bal süzülür, farklı aroması ve florasıyla . İşte, Abdülaziz GÜNGÖR kardeşimiz de “Arıcılık”la iştigal ediyor. Aile ekonomisine katkı, hobi, boş vakitleri değerlendirip üretim sağlama çabası..
Yozgat denilince, akla orman varlığı gelir. Zengin bitki florası ve elverişli iklimi sayesinde arıcılık faaliyetleri rağbet görür. Hızla da gelişme kat eder. O yüzdendir ki, Karadeniz bölgesinden de gelir “Gezginci Arıcılar”. Yozgat Çamlığı Milli Parkı etekleri, Çalatlı Cinli Kavak ve Kavurgalı köyleri gibi alanlarda bolca rastlanır arıcılara, kovanlara.. Akdağmadeni ve Çayıralan yöreleri de meşhur ormanlarıyla, elverişli ve yüksek rakımlı coğrafî yapısıyla, davetiye çıkarır arıcılara. Hatırlanacağı üzere, Çayıralan ilçesinde, belediye başkanlığınca her yıl “ Bal Festivali” düzenlenir.
Arılar nektarlarını mezkur bölgedeki yabani kır çiçekleri, geven, kekik ve çalı dikeni gibi doğal bitki örtüsünden toplar.
Bal şifalı bir besin olmakla birlikte, bir çok hastalığa ilaç, merhem adeta. Kur'an-ı Kerim'de bal ve arı, doğrudan ilahî bir mucize, şifa kaynağı ve cennet nimeti olarak geçer. Adına münhasır bir sure nazil olmuştur “Nahl“ (arı) sûresi. Bu ayette de “…Sonra meyvelerin (ve çiçeklerin) her birinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına boyun eğerek gir. Onların karınlarından çeşitli renklerde bir şerbet (bal) çıkar ki onda insanlar için şifa vardır.” İlahi emri yer alır.
Yozgat yöresine dönemsel olarak 80-90 civarında arıcı gelir diğer illerden. Hal böyle olunca da Abdülaziz GÜNGÖR kardeşimize de arı gibi çalışarak, üretmek gerekir balı. Rahmetli Erbakan Hoca’nın “Un var, şeker var, yağ var; helva yapan yok” sözü geldi aklıma. Her ne kadar siyasi bir eleştiri sözü olsa da, kıymetli addederim. Yozgat’ta, “Arıcılık” için gelenler varsa, bizler niye uzak kalalım, seyirci olalım?..
Üstelik, devlet desteği de yok değil!.. Yıllık yaklaşık 600 ton civarında bal üretimi yapılan Yozgat’ta, yine yaklaşık 600 arıcının aktif olarak uğraştığı arıcılara, polen tuzaklı arı ovanı, oluşturulan “Bal ormanları” gibi teşvik ve destekler var.
Hatırlatmadan da geçemeyeceğim; rahmetli anam “Bal Kesimi” yaparken, elimize “Ballı Dürüm” yapar verirdi de, nasıl yerdik iştahlıca!...O zaman şeker de söz konusu değildi tabii ki arı- duru!..
“Arı gibi çalışıp” üretenlere kolay gelsin derken, “Bal” gibi sağlıklı yaşam dilerim.









