Habil COŞKUNSU

TEĞET

BİR BAŞKA SOHBET

Okula vardığımda tanıştığımızın ilk günü... Bir teneffüs Müdür odasına girdim ki bir duvar projesi hazırlıyor.
Biraz ressamlık var ya! Dayanamadım. Eğri büğrü çizgiler var. İlk müdahalemde seslenmedi. İkinci de biraz ters baktı. Kıl olduğunu belli etti. Yani bana... Onun üstüne hayli ses çıkarmadım.
Ben ayaktayım. O normal bir okul sırasına oturmuş yüzüme bakmadan devam ediyor çizmeye.
Huy işte, duramadım:
“Şurayı şöyle yap!” dedim.
Daha lafım bitmeden elindeki kalemi “trak!” diye vurdu masanın üstüne.
“Biliyorsan gel kendin yap” diyerek fırladı yerinden. Ama ne fırlayış...”Cırrt!” diye pantolonundan bir ses geldi. Şimdi gözleri daha da bir felaket... Boğa gözü gibi açıldı. Yavaşça ceketini kaldırarak kıçındaki yırtığa baktı. Meğer oturduğu yerde bir çivi varmış.
Tekrar yüzüme döndü. Öyle bakıyor ki vurdu vuracak.
Ben hiçbir şey söylemeden çıkış kapısını aradım ve doğru sınıfıma kaçtım. Zil çaldı o esnada. Öğrenciler doluverdi sınıfa. Kalabalıkta yırttık.
Camdan baktım ki elini kıçına kapamış lojmana değiştirmeye gidiyor.
On beş dakika falan ders işledim sınıfın kapısı çalındı. O kocaman parmağını şöyle burnunun önünden uzatarak:
“O pantolonu sana ödetirim” dedi yarı kızgın yarı gülümseyerek.
“İyi!” dedim. “Hırsı geçmiş.”
Sonraki günlerde alıştık birbirimize. Deveci Dağı’nın eteklerindeki bir köyde pat küt gidiyor öğretmenlik. Köyde birde memur olarak İmam var.
Üçümüz köyün dar sokaklarından birinde yürüyoruz. Aslında top oynamaya gidiyoruz ilerideki harmana. Gençler bizi bekliyor.
“Şurdan kestirme yol var” dedi İmam.
Yöneldik o tarafa. Dar bir aradan gidiyoruz şimdi. Hayvan gübresi iyice daraltmış yolu. Hemen yanında bir ahır var. Tavuklar deşeleyip kuru gübreyi savurarak kapatmış bataklık kısmını. Üzerine basıp geçmek zorundayız. Ben tahmin ettim. Adımlarımı ona göre attım.
Bizim Sabtullah (İmam ona öyle derdi. Adının başındaki S harfini birleştirirdi.) benim geçtiğim yerden takip ediyor kocaman ayaklarıyla.
“Larp!” diye bir ses geldi. Sonra İmam’ın kahkahasıyla arkama döndüğümde ne göreyim? Dizine kadar oturmuş Sabtullah hayvan pisliğinin içine. Gözüme nefretle bakıyor.
Çıkarmak için elimi uzattım fakat vermedi elini:
“Senin yardımıyın da ... senin peşinden gidenin de... Uğursuz adam! Ne zaman peşinden gitsem başıma bir iş geliyor.”
Sitemin, kahırın bini bir para...
Hayvan bokunun içinden ayağını çıkarmaya çalışırken “Cump!” diye diğer ayağı da geçti. Şimdi iki dizide gömülü...
Gıcıklık bu ya!
“Tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak bari.”
Bu laf temelli çıldırtıyor onu.
“Eğer senin kafanı buraya sokmazsam” diye bağırıyor arkamdan.
İmam yardım ediyor ve kurtuluyor. Ben beş on metre önden gidiyorum korkudan.
Az ileride bir çeşmeye rastladık ve kadınlardan utanarak yıkadı ayaklarını.
Maç başlayınca ayrılmadı peşimden faul yapmak için. Taktı her seferinde.
Maçın sonlarında bir diz koydum önüne... Balık gibi yüzdü kuru sert toprakta. Yattığı yerden yüzüstü bütün hıncıyla baktı yüzüme. Önce ellerini açtı. Avuç içleri iyice yüzülmüş. Kalktı yavaşça, dizlerine baktı. Dizler açılmış ayna gibi.
O kış ilk kar yağdı. Ama ne kar?.. Bir metreye yakın. Köyde bir kadın vefat etti. Defnine Sabtullah ile beraber gittik.
Defin işleri bitince taziye için vatandaşlarla birlikte evine vardık. Evin tahta bir merdiveni var. İne çıka iyice buzlanmış. Yine arkamdan Sabtullah geliyor. Daha ilk merdivende yüzüstü kapandı. Gülmemek için zor tuttuk kendimizi.
İçeri geçtik, imam kuran okuyor. Nasıl olduysa gözü Sabtullah’a kaymış. Kuran’ın arasında “Hii!” diye güldü. Köylü şaşkın tabi. Üstelik cenaze evi.
Daha fazla dayanamayıp müsaade istedik. Gidiyoruz şimdi. En önde benim, ilk basamakta sırtüstü kayıyorum aşağıyı doğru. Hem dik hem uzun bir merdiven. Yarısına gelince yan tarafa düştüm. Korkuluk yok. Orada bir köpek bağlıymış, çullandı üzerime. Yukarıda Sabtullah ile İmamın kahkahasına içerden vatandaşlar çıktı.
Kabanımdaki bir iki yırtıkla kurtuldum köpeğin elinden. Cenaze evi olmaktan çıktı orası.
Yürüyoruz lojmana doğru olayın nasıl cereyan ettiğini anlatarak.
“Demedim mi çaylak (iki lafından biridir) acısını kötü alırım diye” diyor Sabtullah.
Aradan bir hafta geçti, bir düğün var köyde davetliyiz ve oraya gidiyoruz.
Acaip kar yağıyor. Göz gözü görmüyor dense yeri. Koşarak ilerliyoruz diz boyu karda. Komşu biri var ve önden O gidiyor. Sabtullah yeminli ya benim önümden gidiyor. Bir duvardan aşağı atlamamız gerekiyor.komşu atladı arkasından Sabtullah... Köpek yatarmış orada, kar kapatmış üstünü iyice. Üzerine basmış, “Vav!” diye havlayıp düştü peşine. Baktım Sabtullah dört elli karın içinde debelenerek kaçıyor.

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ