Feryal ABAY

SÖYLEYECEKLERİM VAR

FİNCANLAR VE BEN

Küçük bir çocukken, salonumuzda duran devasa vitrinde beyaz üzerine mavi çiçekli fincanları çok beğenir ve bir taraftan da meraklanırdım. O vitrin dışında evin başka hiçbir yerinde görmediğim bu fincanlar, acaba ne işe yarardı? Biz, hiç kullanmadığımıza göre kimi ya da neyi bekliyordu annem, kullanmak için?

Çocuk aklımla merakımı (4-5 yaşlarında olduğumu ve fincanların bana göre epey yüksekte olduğunu ve ne uzanabildiğimi ne de tam olarak görebildiğimi anlıyor olmalısınız.) bir o kadar da kullanma şansı bulup hevesimi gidermek ümidiyle anneme “Bunlar ne fincanı?” diye sordum. “Salep fincanı.” dedi. Salebin ne olduğunu bilmiyordum. Daha da meraklandım. “Salep ne anne?” diye sordum. “Sütle yapılan bir içecek. Kışın içilir.” dedi. Eyvah! Bu, hiç iyi olmamıştı. Annemi fincanları kullanmaya ikna edebilsem bile bir de kışın gelmesini beklemem gerekecekti. Allah’tan hava soğumaya başlamıştı; demek ki kışın gelmesi yakındı. Sabretmeliydim. Ama ne çare, bu merak beni yiyip bitiriyordu. Bir-iki gün sonra dayanamayıp yine sordum anneme. “Kış ne zaman gelecek anne?” “Uzun sürmez, bir iki haftaya kadar gelir kış.” dedi.

Kış gelecekti, sonra misafirler gelecekti, fincanlar vitrinden inecekti, salep dolacaktı fincanlara… Peki, misafir ne zaman gelecekti? Bu misafirler, daha önce gelenlerden farklı birileri olmalıydı; çünkü, daha önce de misafir gelmişti ama hiç salep ikram etmemişti annem. Birkaç gün sonra anneme, bize kimin misafirliğe geleceğini sordum. “Ne misafiri? Nereden çıktı misafir geleceği?” demesin mi bana. Misafir gelmeyecek miydi yani? Daha ne kadar bekleyecektim ben, bu misafirlerin gelmesini? Yüzümü hayal kırıklığının kapladığını fark ettim bir an. Muhtemelen annem de fark etmişti bunu. “Niye sorup duruyorsun bu soruları?” dedi, ama “Fincanlar…” diyemedim. Annem, sağ olsun anlamış olacak ki karın ağrımın sebebini, bir akşam baktım, vitrinden salep fincanları iniyor, birer birer. Çok önemli misafirleri beklemeye başladım tabi. Baktım annem mutfakta bir kapta salep yapıyor. Bir süre sonra annem, fincanlara salebi doldurmuş tepsiyle salona getiriyor. O da ne? Salebin üstüne bir şey atmış üstelik. “Anne, misafirler gelmedi daha ama!” dedim. “Kendimize yaptım.” dedi.

Ben, mavi çiçekli beyaz kocaman fincan ve salep… Ne kadar da mutluyduk. Üstüne tarçın atılırmış salebin, o gün öğrendim. O gün bugün, kış geldiğinde, dışarıda kemiklerimi sızlatan bir soğuk olduğunda, hele de kar yağmışsa, canım hep salep çeker. Sanki salep içmezsem kışın hakkını veremeyecekmişim gibi gelir. Dışarıda içtiğim saleplerde o tadı bulamamam, muhtemelen fincanların o fincanlar olmamasından...

Ama aramızda kalsın, annem hiç kullanmasa da ondan fincanları isteyemiyorum. Benim için o fincanlar, annemin evinde kalmış, sessiz, boynu bükük, beklentilerle dolu çocukluğum... O fincanların yerini değiştirmek, benim çocukluğumdaki sessiz bekleyişimi de oradan silecek gibi. Her ne kadar o fincanları çok sevsem de orada kalmalılar…

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ