Esra GAYRETLİ

MEMLEKET HİKÂYELERİ

BİR KIRIK GENÇLİK HİKÂYESİ

Arabeskin hayatımda köklenmesi lise çağlarıma tekabül eder. Ortaokulda tohumları atılmıştır, lisede köklenmiştir, meyvelerini de hamd olsun hâlâ yiyorumdur.

Güneşli bir öğleden sonra, okulun da dersin de son demleri artık.. Hoca “serbestsiniz” deyince aklımıza ilk gelen, şarkı söylemek olurdu. Feci halde yaralıyız pek çoğumuz. Yara almayanlarımız şu an ne âlemde merak ediyorum. Dertsizle sohbeti kestiğim için bir malumatım yok.

Konu dağıldı. İşte o güneşli akşamüstü, hepimiz sıralarımızın üzerine başımızı koyup mayışmışken, Hasan şarkı söylemeye başladı: Hani en sevdiğini kaybettiğinde.. için yanar ya?

Şarkıyı, şarkının ismiyle müsemma biçimde söylüyordu. En sevdiğini kaybetmiş de içi yanmış gibi.. Sanki Yerköy Lisesi’nin bütün sesleri susmuş, yalnız Hasan’ın sesi duyuluyordu.

İlginç bir çocuktu Hasan. Cebinde sarımsak taşır, ara sıra yutardı. Ben tipik “ergen gıcıklığı” başlığına konumlandırmıştım bu davranışını; bununla birlikte oturduğum sıraya hacı yağı sürmeye de bayılırdı.

İkimiz de matematik dersinden muaftık. Öğretmenimizin, “siz ikiniz gelmeyin derse, vallahi yok yazmayacağım” sözünü referans alarak koşarak kantine gidişimizi ve takip eden günlerde hiçbir matematik dersine girmeyip kantinde oralet eşliğinde sohbet edişimizi unutamam.

Unutamam çünkü karne notumuz 0 -yazıyla sıfır- düştüğünde bunu hiç hesap etmediğimiz kafamıza dank etmişti. Sıfır nedir? Sıfır diye bir not ilk kez görmüşümdür. Öyle bir şaşkınlık..

E ne bekliyorduk Hasan? Adam bize “sizi yok yazmayacağım” dedi, sizi geçireceğim demedi ki.

Boyumuzun ölçüsünü aldığımız bir dönemdi. Sıfırdı boyumuzun ölçüsü.

Konu yine dağıldı. Çünkü konu Hasan’dan açılınca hep dağılır. Bu bir süredir böyle. Yani 13 yıldır.. Neyse, Hasan şarkıyı içli içli söylerken, sınıfta bir kız arkadaşımız bayıldı. Muhtemel şarkıdan değil, düşük tansiyondandı ama bizim için “İçim Yanar” artık bayıltan şarkıydı. Üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen hâlâ öyledir.

Sonra bitti okul. Dağıldık. Hasan makine mühendisliğini kazandı. Sanırım matematikle olan gergin ilişkisi onu perişan etti, epeyce uzadı okulu. Mezun olabilmiş miydi bilmiyorum. Ben hayatımı matematikten oldukça uzak diyarlara kurdum. Kelimeleri sayılara tercih ettim. Gerçi sayıların seçme şansı olsa onlar da beni tercih etmezlerdi sanırım.

Büyüdük. Yaş aldık. Yol aldık. Bağımız hiç kopmadı eski arkadaşlarımızla. Görünce kaldığımız yerden sarıldık, teneffüste ne konuşuyorsak oradan devam ettik sohbete.

Bundan yanılmıyorsam 13-14 yıl önce bir akşamdı, telefonum çaldı. Liseden arkadaşım. “Hasan ölmüş” dedi. Öylece durdum. İçimden tekrar ettim.

“Hasan ölmüş.”

Arkadaşım ölmüş. Arkadaşım ölünce ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Arkadaşımdı. Gençti. Ağlamak yetmezdi. Böyle anlarda mı isyan ediyordu insanlar. Yok, ben edemezdim. Niye dedim, bir tek. Niye ölmüş? “Kalp krizi” dedi. “Biliyor musun, sarımsak içerdi ya hep; tansiyon hastasıymış Hasan.”

Bilmiyordum. Onu da bilmiyordum. Allah’ım ne çok şey bilmiyorum. Kim bilir daha neleri bilmiyorum ve her şey çok geç olduğunda öğreneceğim. Hasan, dört yılımı geçirdiğim Hasan, hastaymış.

Bilseydim, sırtıma eşek resmi yapıştırdığında dersin ortasında çantamı başına geçirmez, ikimizin de dersten kovulmasına sebep olmazdım.

Kimyaydı bu kez.

Ama o başlatmıştı.

“İyi oldu kız, ben hiçbir şey anlamıyordum zaten” dediğinde koridorda gülme krizine girmiş, gülme krizine girdiğimiz için de müdür yardımcısı tarafından cezalandırılmıştık.

O zaman eğitim sistemimiz şahaneydi. Koridorda gülmenin, boş derste kantinde çay içmenin yasak olduğu zamanlar. Delirdiniz herhalde. Boş derste kantinde çay mı içilir? Ya sınıfta susmak ya da bahçede kedi yavrusu gibi durmak zorundasınız. Saçını küt kestirdiği için bütün okul önünde “kendini minik serçe mi zannediyorsun” diye rencide edilen kız öğrencilerin dramı başka yazının konusu olsun.

Bu yazı, daha ölmeden birkaç gün evvel mesaj atıp “ne güzel, hepinizin çocuğu oldu, ben ne zaman baba olacağım” diye söylenen, içlenen canım Hasan içindi. Hasretini duyduğu, çilesini çektiği, bedelini ödediği her şeyi alıp gitti. Dilerim, soyadı gibi alnı açık olsun orada da.. Bu dünya ona upuzun bir yurt, bir yuva olmadı.. Hakiki dünyası huzurla, özlemini çektiği ne varsa onunla dolsun.

Yeri yurdu cennet olsun.

İçimiz yanıyor, hâlâ..

 

 

OKUR YORUMLARI
Şule Gül Arabacı
16.04.2020 16:45:16

Yine çok etkilediniz beni. Sağ olun, hep var olun.

Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ