Değerli okurlarım, bu yazım bir gezi yazısı, ya da diğer adıyla seyahatname. Seyahatname, bir yazarın gezdiği, gördüğü yerleri edebi bir üslûpla anlattığı yazı türüdür. Anlattıklarımı, daha doğrusu yazdıklarımı bu çerçeve içinde değerlendirmenizi rica edeceğim. Gördüklerimi sizlere daha iyi anlatabilmek için fotoğraflarla belgeledim. Onları da sizlerle paylaşmak için köşeme koydum. Bu zahmetlerim için yazı işleri müdürümüz Sayın Erdoğan Budak Bey’e peşin teşekkürlerimi arz ediyorum.

Rodos adasında yaşayan akrabalarımızın bir kaç yıldır ısrarlı davetlerine icabet etmek için dünürlerimiz, çocuklarımız ve ikiz erkek torunlarımızla ailecek düştük yollara. Rodos adasına Marmaris’ten katamaran tipi feribotla geçiliyor, Feribot sabah 09.15 de kalktığından bizde iki gün öncesinden 17 Eylül 2015 Perşembe günü Volkswagen minibüsümüzle Marmaris’e geldik. 1971 yılında benimle İş Bankası Bayrampaşa şubesinde, 1974 yılında yedek subaylık hizmetimi yaparken de eşimle Yeşildirek şubesinde birlikte çalışan İş Bankası emekli müdürü değerli kardeşim Cengiz Nişancı tanıdığı bir pansiyondan bize 3 oda rezerve ettirmişti. Bozburun koyunda bizi karşıladı pansiyonumuza yerleşmemize yardımcı oldu iki gün doyasıya birlikte olduk. Aile efradı iki gün burada deniz banyosu yaptılar. İki gün sonra 19 Eylül 2015 Cumartesi günü minibüsümüzü limanının oto parkına bırakarak çıkış işlemlerimiz için gümrük binasına yürüdük.

Saat 09.15 de kalkması gereken, 440 yolcu kapasiteli “Marmaris Ekspresi” isimli katamaran feribot 25 dakika gecikme ile 09.40 da Marmaris’ten hareket etti. Gümrük işlemleri için saat 08.00 de burada olun denmişti. Biz 07.30 da olduk. Pasaport kontrolunda beklerken birisi bize chek in (gemiye biniş kartı alınması) yaptırdınız mı dedi ve hangi binada yaptıracağımızı işaret etti. Oradaki memurlar henüz gelmemişlerdi. Tabiatıyla kuyruk oluşmuştu. 08.00 de gelip işlemimizi yaptılar. İşimiz bitince tekrar pasaport kontrolünde sıraya girdik. Bizde, bizden sonra gelenlere “chek in yaptırdınız mı” diye sorarak engin bilgimizi gösterdik. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra valizlerimiz ve çantalarımızla alanda ikinci bir binaya yollandık. Orada ikinci bir kontrol yapılıp pasaportlarımız damgalandıktan sonra gemiye “önce valizlerimiz” sonra biz alındık (nedense). Yerler numarasız, erken gelen cam kenarı yerleri kaptı. Bizde öyle yaptık zira gemi daha boştu. Türkiye’den ve çoğunluğu İzmir’den olan Rumların yüksek sesle ve hiç bitmeyen konuşmalarını başımız şişerek ama Türklere mahsus engin sabrımızla katlanarak saatin 09.15 olmasını bekliyoruz. Bazı tv. dizilerinde kulağıma hoş gelen endaksi, kalimera, ela ela gibi kelimelerle Rumcayı Fransızca gibi bir musiki lisan gibi düşünürdüm meğer pekte öyle değilmiş. Lise yıllarımda karşımdaki kişinin anlamsız konuşmasına “ortoporlo portapranga diye nazire yapardım (ne demekse) şimdi bunun benzeri bağıra çağıra konuşmalar kulağımızı tırmalıyor. Kalkma saatimiz geldi ama sonradan gelen Rumlar da bu saatten sonra akın akın gelmeye başladılar hem de salına salına yürüyerek. Saat 09.30 oldu, gemi personelinden birisini görsem soracağım “Muğla’dan, İzmirden yolda olan var mı?” diye. Geminin oturma yerleri dolmuş ki sonradan gelenler ayakta kaldılar. Anlaşılan bayram dolayısıyla fazla yolcu almışlar. Gemiye bindiğimizden beri geminin yanında bir uçtan bir uca sabah yürüyüşü yapan kaptan nihayet gemiye bindi, demek kalkacağuz. Kalktık, saat 9.40. Bir saatlik bir yolumuz varmış. Saat 11.00 de Kanuni Sultan Süleyman'ın 1522'de fethettiği ve 400 yıla yakın bir süre Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğinde kalan Rodos adasının başkenti Rodos şehrinin limanına girip bağlandık.

Liman girişinde üzerlerinde geyik heykelleri olan sağlı sollu iki büyük sütun var. Geyik, Rodos adasının sembolü.
Aslında bu sütunların üzerinde Antik Çağda MÖ 280 yılında Dorlar tarafından yapılan, bir ayağı bir sütunda öbür ayağı öbür sütunda Yunan Güneş Tanrısı Helios (Colossos) heykeli varmış ve Antik Dünya'nın yedi harikasından biriymiş. Heykel M.Ö. 225 veya 226'da meydana gelen büyük Ege depreminde yıkılmış, birkaç asır yan yatmış halde kalmış. Sonra ne olduğu bilinmiyor. Fransız heykeltıraş Frederic Auguste Bartholdi, New York'ta bulunan Özgürlük Heykeli'ni Rodos Heykeli’nden esinlenerek yapmış. Bu heykelin bir biblosunu akrabalarımız bize hediye ettiler. Bibloya dikkat ederseniz bacakların arasından bir yelkenli geçiyor. Üzerinde geyik heykelleri olan bu sütunlara bakarken bayrak direğine çekili Yunan bayrağını görünce içim cız etti. Türkiye de gözümüz ay yıldızlı al bayrağımıza o kadar alışmış ki direkteki bu küçük Yunan bayrağı adeta kalbime saplandı. Hâlbuki daha göz açıp kapadığımız bir süre önce bizim bir vilayetimiz olan Rodos’ta ilk Türk gazetecesi ve posta nazırı “Çapanzade (Çapanoğlu) Agâh Efendi” yani benim dedem burada mutasarrıf imiş. 1882`de Rodos`a tayin ve 1883`te de Atina elçisi oluyor. Aynı göreve iki yıl sonra yani 1884 de Namık Kemal tayin oluyor. Bu adaları birer birer nasıl kaybettik? Birden şair Nedim’in Damat İbrahim Paşaya yazdığı kasidesi aklıma geldi “Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır” demişti. Ne güzel söylemiş. Ben bunları düşünürken limandan çıkan bir yat adeta “bana bak bana” dercesine kıçında gerekenden oldukça büyük Türk bayrağını dalgalandırarak yanımızdan geçmezmi. İnsan hakikaten bir hoş oluyor.

Valizlerimizi aldıktan sonra bizi bekleyen akrabalarımızın arabalarına doğru yürüyoruz. Çünkü biz, torunlarla birlikte 8 kişiyiz bu yüzden iki araba ile gelmişler. O ne! Limanda kıçtankara bağlı iki yat daha ve kıçlarında kocaman iki Türk bayrağı. Eminim sahipleri inadına böyle büyük bayrak asmışlar. Sonraki günlerde ada Türklerine sordum, evet inadına büyük bayrak takıyorlarmış. Yedi denizlerde Türk bayrağı gezdiren Barbarosun korsan kaptanları okyanusa açılan Amerikan gemilerini birer birer avlaynca Amerika Birleşk Devletleri, Osmanlı Devleti ile 5 Eylül 1795'te bir anlaşma yapmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre Cezayir'deki Amerikalı esirlerin iadesi ve gerek Atlantik'te, gerekse Akdeniz'de ABD sancağı taşıyan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında, ABD, 642.000 altın ve yılda 12.000 Osmanlı altını (216.000 dolar) ödeyecektir.(bkz.Yozgat gazetesindeki köşem de “ABD'YE VERGİ ÖDETTİREN İLK DEVLET”)

Anlaşmayı kimler mi imzalamış? ABD adına başkan George Washington ve dikkat buyurunuz Osmanlı devleti adına Mahruse-i Cezayir-i Garbta sahib-i devlet olan saadetlü Hasan Paşa yani Cezayir Dayısı Hasan Paşa.

Amma! Daha sonra Türklere karşı koyacak güçte savaş gemileri inşa edilmesi veya satın alınması için devlet, Başkan George Washington'a 700.000 altına yakın harcama yetkisi vermiş. İşte, Osmanlıların oluşturduğu bu deniz tehdidi, ABD donanmasının temellerinin atılmasına vesile olmuş. Nereden nereye, şimdi yatların kıçındaki büyük Türk bayrağı bile bizi mutlu etmeye yetiyor.

(Devam edecek)

10.10.2015
OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ