A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

SINIFLARIMIZIN ÇİÇEKLERİNİ KOPARMAYIN: EĞİTİMDE AYRIŞMA KİMİN ARZUSU?

Değerli okurlar, yaşadığımız olaylar, bilhassa eğitimde fırsat eşitliğini, toplumsal birlikteliği ve hayatın doğal akışını "ayrıştırma" üzerine kurmaya çalışan politikalara karşı çok güçlü bir duruş göstermemizi gerektiriyor.

Son günlerde Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’in açıklamalarını hayretle ve biraz da içim burularak takip ediyorum. Önce müfredattan "Kurtuluş Savaşı" kavramının çıkarılacağı yönündeki tartışmalar, şimdi ise gerekirse kız öğrenciler için ayrı okullar açılabileceği, yani eğitimin cinsiyete göre ayrıştırılabileceği söylemleri… İster istemez insan soruyor: Biz nereye gidiyoruz ve neyi, neden ayırmaya çalışıyoruz?

Babamın memuriyeti vesilesiyle ilk ve orta tahsilimi Türkiye’nin farklı şehirlerinde, farklı kültürlerin harmanlandığı okullarda tamamladım. O yıllarda Anadolu’nun dört bir yanında kız ve erkek çocuklar aynı sıraları paylaşırdık. Hayatı, dostluğu, paylaşmayı ve en önemlisi birbirimize saygı duymayı o sıralarda yan yana oturarak öğrendik.

Lise son sınıfı ise İstanbul’un o dönemki en prestijli okullarından biri olan, başarı sıralamasında ikinci sıradaki Pertevniyal Lisesi’nde okudum. Yıl 1965... Pertevniyal o yıllarda bir erkek lisesiydi. Okul ne kadar köklü, eğitimi ne kadar iyi olursa olsun, o binayı hiçbir zaman tam anlamıyla sevemedim.

Kız öğrencilerin olmadığı o koridorlar, o sınıflar bana hep resmi binaların bulunduğu, puslu, gri renkli ve ruhsuz bir Ankara havasını anımsatırdı. O gri atmosferin içinde eksik olan şeyin ne olduğunu o zaman çok net anladım: Hayatın kendi ritmi ve doğallığı eksikti.

Kız arkadaşlarımız bizim sadece sınıf arkadaşımız değildi; onlar sınıflarımızın çiçekleri, neşesi ve dengesi, yaramazlıklarımızın ortağıydılar.

En masum yaramazlıklarımızda suç ortağımız,

Müsamerelerde, spor müsabakalarında, tüm sosyal aktivitelerde yol arkadaşımız,

Hayatı birlikte omuzladığımız akranlarımızdı.

Biz o yan yana oturduğumuz sıralarda, karşı cinsin bir "öteki" olmadığını, hayatın her alanında eşit ve omuz omuza olmamız gereken birer birey olduğunu yaşayarak öğrendik. Birbirimize duyduğumuz sevgi ve saygının temeli, o yaşlarda kurulan bu doğal bağlarla atıldı.

Hayat iş yerlerinde karma oluyor da eğitimde neden ayrı oluyor?

Bugün yapılmak istenen, gençleri hayatın gerçekliğinden koparmaktır. Çünkü sokak karma, çarşı-pazar karma, iş hayatı karma, kısacası hayatın kendisi karma iken, okulları pembe ve mavi diye ayırmaya çalışmak toplumsal barışa da pedagojiye de hizmet etmez.

İşyeri evlilikleri neden daha uzun ömürlü oluyor hiç düşündünüz mü? Örneğin öğretmen öğretmenle, bankacı bankacı ile evleniyor. Keza aynı fabrikada çalışan memur ve işçilerde mesai arkadaşları ile evleniyorlar. Hayatın yükünü birlikte paylaşıyorlar. Ben bunları bizzat görmüş yaşamış birisiyim. Çünkü artık olgunluğa erişen insanlar aynı işyerinde çalışan karşı cinsi daha yakından tanıma fırsatını buluyor.

Tarihimizin en şanlı sayfalarını, yani "Kurtuluş Savaşı" bilincini hafızalardan silmeye çalışmak ne kadar büyük bir vebalse; kız çocuklarını koruma bahanesiyle onları sosyal hayattan ve erkek akranlarından ayrıştırmak da o kadar büyük bir yanılgıdır.

Eğitimin asıl vazifesi çocukları birbirinden kaçırmak değil, birbirine saygı duyarak, medenice, eşit şartlarda bir arada yaşayabilen nesiller yetiştirmektir. Bazı mütedeyyin ailelerin ben kızımın erkeklerle bir arada okumasını istemiyorum bahanesinin arkasına sığınmayın, onları da bu konuda eğitin. 1980 li yıllarda İstanbul’un çok bilinen bir anaokulu sahipleri aile dostumuzdu. Bu kadar ünlü bir okulu yönetmek ve bu küçük çocukları eğitmek zor olmuyor mu soruma, biz önce ebeveynlerini eğitiyoruz diye cevap vermişti. 

Sınıflarımızın çiçeklerini koparmayın; bırakın okullarımız hayatın tüm renkleriyle, kız ve erkek çocuklarımızın neşesiyle cıvıldamaya devam etsin.

Geleceği puslu ve gri bir havaya bürümeye kimsenin hakkı yok.

 

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ