A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

ŞİDDETİ İZLEYEN GENÇLİK, ŞİDDETİ YAŞAR

Değerli okurlar, bir toplum, gençliğine ne okutuyor ne izletiyorsa yarın onu yaşar. Bugün yazılı ve görsel basındaki haberler ile ekranda izlenenle sokakta yaşanan arasındaki mesafe artık neredeyse sıfır. Televizyonlarımızın birçok kanalında haberler bunlarla başlıyor. Ekranları dolduran vurucu, kırıcı, tabancalı, tüfekli aksiyon dizileri yalnızca birer “eğlence” ürünü değildir. Şiddetin meşrulaştırıldığı bu anlatılar, özellikle kimlik arayışındaki gençler için tehlikeli bir rol model alanı oluşturuyor. Özellikle kimlik inşası tamamlanmamış gençler için bu diziler, hayata tutunma biçimini, güç algısını ve “erkeklik” tanımını şekillendiren güçlü birer referansa dönüşmektedir.

Aksiyon dizilerinde şiddet çoğu zaman cezalandırılmaz; aksine ödüllendirilir. Silah taşıyan güçlüdür, vuran haklıdır, korkutan saygı görür. Bu anlatı, özellikle sosyal statüye, başarıya ve görünür bir geleceğe erişimi sınırlı gençler için son derece cazip bir alternatif sunar. Çünkü bu dünyada güç, uzun bir eğitim sürecinden ya da sabırdan değil; şiddet yoluyla anında kazanılır. Güçlü olmanın yolu merhametten değil, korku salmaktan geçer.

Çeteleşme, sadece suç eğilimiyle açıklanamaz. Kendini görünmez hisseden, değersizleştirilen, geleceğe dair umudu törpülenen genç için çete; aile, arkadaşlık ve kimlik duygusunu aynı anda sunar. Üstelik bu yapı, ona “önemli” olduğunu hissettirir

Mutlu olmayı hiç öğrenememiş çocuklar için çeteleşme yalnızca bir suç biçimi değil, aynı zamanda bir aidiyet arayışıdır. Görülmeyen, duyulmayan genç; sokakta “birileri” olabildiği her yapıya yönelir. Çeteler, devletin, okulun ve ailenin dolduramadığı boşlukları yanlış bir dille doldurur. Orada genç, korunur, tanınır ve önemsendiğini hisseder.

Sosyoloji bize şunu öğretir: İnsan davranışı içinde bulunduğu çevreden bağımsız değildir. Eğitimle, adaletle ve umutla buluşamayan bir gençlik, kendini ifade edecek başka yollar arar. Ekranda ödüllendirilen şiddet, sokakta taklit edilir. Silah taşıyanın güçlü, korku salanın saygın olduğu bir dünya algısı, özellikle sosyal ve ekonomik olarak dışlanmış gençler için cazip hâle gelir. Bugün mutsuz, umutsuz ve öfkeli bir gençlikten söz ediyorsak; bunu yalnızca “ahlak bozuldu” klişesiyle açıklamak, gerçeğin üzerini örtmekten başka bir işe yaramaz.

İşsizlik, yoksulluk ve sosyal hareketlilik kanallarının tıkanması, genç erkekler üzerinde ayrı bir baskı yaratır. Ekonomik umutsuzluk ve geleceksizlik duygusu bu tabloyu daha da ağırlaştırır. İşsiz, güvencesiz ve değersiz hissettirilen genç erkek için şiddet, bir var olma aracına dönüşür. Bu nedenle sokaktaki şiddeti yalnızca polisiye tedbirlerle açıklamak ya da çözmeye çalışmak, sorunu yüzeyde bırakmaktan öteye gitmez.

Bu tablonun en ağır kısmı ise yetişkinlerin sessizliğidir. Çocuklara ne izlediklerini sormayan ne hissettiklerini merak etmeyen, onları yalnızca sınav sonuçlarıyla takip eden bir toplum, sonra ortaya çıkan sonuçlara şaşırmaktadır. Oysa bu gençlik, ihmalin ve ilgisizliğin ürünüdür.

Toplum olarak şunu kabul etmek zorundayız: Bu gençlik bizim eserimizdir. Gençliğini kaybeden bir toplum, geleceğini de kaybeder. Onları ekrana teslim edip sonra sokakta kaybolduklarında şaşırmak, sorumluluktan kaçmaktır. Çocuklar hâlâ kurtarılabilir. Ama bunun için önce seyirci olmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Bugün yapılması gereken şudur; şiddetin cazibesini azaltmak için, gençlere alternatif hayaller sunmalıyız. Spor, sanat, üretim, adaletli eğitim ve gerçek rol modeller bu kötü döngüyü kıracaktır.

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ