A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

ŞEHR-İ AMASYA’DA HALKALI EVLİYA VE ÇAKALLAR TEPESİ

Değerli okurlar, önce o menhus Çapanoğulları hadisesi sebebiyle Yozgat’ın üzerinden bir silindir gibi geçen Çerkez Etem yağması, yakımı ve yıkımı. Sonra da bu yıkım sonunda elde kalanlarla müteahhitlik yapan dedem Muhlis Bey’in 1949 yılı sonunda ani vefatı üzerine 1917 doğumlu cennetmekân babam Muammer Çapanoğlu İş Bankasına memur olmak zorunda kalır. Daha altı yaşımdayken çıktığımız gurbette güzel Anadolu’muzun birçok şehrinde bulunduk. O şehirden bu şehir’e, o okuldan bu okula değişik okullarda değişik öğretmenlerde okuduk. Değişik sürelerle kaldığımız bu şehirlerde çok arkadaşımız oldu. Amasya’da üç yıl birlikte olduğumuz ortaokul son sınıf ve lise yıllarımızda kız ve erkek arkadaşlarımızdan bazıları oturduğumuz Şehirüstündeki (Şehire Küstü)  Çeribaşı mahallesi 102. Sokaktaki komşularımızdı. Hem sınıf arkadaşlarımız hem de komşumuz olan kız ve erkek kardeşlerimiz ile muhteşem Ramazanlar yaşadığımız Şehzadeler şehri Amasya’nın kardeşim ile benim ve ailemin kalbimizde ayrı bir yeri oldu. Bunda Çapanoğulları hadisesi nedeniyle tutuklanıp daha kuruluş kanunu hazırlanmadan aceleye getirilip Amasya İstiklal Mahkemesince idama mahkûm edilen büyük dayım Çapanoğlu Halit Bey’in kabrinin de Amasya da oluşunun büyük etkisi vardı tabi. (Bkz. “GEÇMİŞTE KALAN BİR ACI HATIRA-ÇAPANOĞLU HALİT BEY ve HİLMİ EFENDİ-1 ve 2)yazılarım.

Amasya da bulunduğumuz 1962 yılı Ağustosuna kadar rahmetli annem Necla Çapanoğlu da valimiz rahmetli Niyazi Akı Bey’in eşi Melek Hanımefendinin kabul günlerine katılırdı. Babamın memuriyeti dolayısıyla Çanakkale’ye tayini çıkınca da bir süre mektuplaştılar. Sonra Niyazi Bey İstanbul Valisi olunca her memur ailesinin yaşadığı sadece karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan dostluklar gibi bu mektuplarda tavsayarak bitti.

 Amasya da doğan kız kardeşimize komşularımızın isteği ile Misket göbek adını bile vermişti babam. Dolayısıyla kimliğinde Misket Saadet yazar.

Lise de aynı sırayı paylaştığım, gençlik yıllarından beri hümanist ruhlu değerli kardeşim, Üroloji Profesörü Erbil Ergenekon’un sık sık söylediği “Amasyalı değiliz ama kendimizi hep Amasyalı olarak görüyoruz” sözü sanırım bizim gibi Amasya da okuyan birçok taşralı talebeye de aynı duyguları hissettirmiştir Aynı sınıfı, aynı sokağı paylaştığımız 60 yıllık kadim kız- erkek arkadaşımızla, kardeşlerimizle bu duygular içinde buluşuyor görüşüyoruz. Bunlardan biri de sokağımızın bizden birkaç yaş küçüğü güzel yüzlü kardeşimiz Öner İleri’ydi.  Karabük Demir Çelik Fabrikalarından kimya mühendisi olarak görev yapıp emekli olan ve Ankara’da ikamet eden Öner kardeşim, bana Amasya ile ilgili kitaplar gönderiyor o günleri tekrar tekrar yaşatıyor. Bu kitaplardan birisi Abdizade Hüseyin Hüsamettin’in “Amasya Tarihi.”Bu kitaptan yararlanarak o günlerde hakkında kulaktan duyma bilgi sahibi olduğumuz, biz mahalle gençlerinin toplanma yeri olarak kullandığımız Halkalı Evliya Türbesi ile evlerimizin hemen arkasında ki kayalara tırmanarak çıktığımız Çakallar tepesi ile ilgili bilgileri Amasya gençlerine kısa bir bilgi, okuyucularıma da geçmişte kalan anılarımızdan küçük bir buket olsun düşüncesiyle paylaşmak istedim.

Değerli okurlar, biliyorum toplanma yeri sözüne bir anlam verememişsinizdir. Anlatayım; Bilhassa yaz sıcağından korunmak için mahalle çocukları,  dört sütun üzerinde ve üç yanı açık olan bu türbede kimimiz iki sütunun köşelerini dolduran oturma yerlerine, kimimiz müsait bulduğumuz yerlere ortamızda Evliyanın mermer sandukası olacak şekilde, elimizde değişerek okuduğumuz Tom Miks, Teksas, Kinova resimli romanlarını alıp yerleşirdik. Kitaplardan sıkılınca fıkralar, şakalar hatta bazen ağzımızdan kaçan küfürlerle akşam serinliğine kadar orada otururduk. Bazen çocukları yürümeyen anneler, nineler biran önce yürüsün diyerek çocuğun ayaklarını yerdeki iki halkaya sokmak için gelirlerdi. Biz o zaman türbenin küçük bahçesine çıkar onlar ayrılana kadar beklerdik. Hiç birimiz çarpılmadık, çurpulmadık, kadın evliya olan Sâru Hatun’un çocukları sevdiği söylenirdi, bizi de seviyordu sanırım.

Öner kardeşim, “çocuklarının ayaklarını halkalara geçirenler oraya para da bırakırlardı, mahallemizin bizlerden küçük haşarı çocukları onlar gittikten sonra o paraları alırlarmış” diyor. Bizim zamanımızda kimse para bırakmazdı bizden sonra böyle olmuş demek.  Dinimizi de paraya tahvil ettiler. Halkalı Evliya parayı ne yapsın öbür dünyada paramı var. Bu parayı bırakanlar bunu bile düşünemez hale getirildiler.

Gelelim kitaptaki bilgilere. Amasya da tam 78 türbe varmış. O yıllarda birkaçının yerini biliyorduk ama bu kadar çok türbe olduğunu elbette bilmiyorduk. Kitaptan ve internetten derlediğim bilgiler şöyle;  Amasya Merkez‘de bulunan 15. yüzyıldan kalma Halkalı Evliya Türbesi, Çeribaçı mahallesinin Şehreküstü  Mahallesi sınırında olup, dört köşeli, dört taş sütun üzerinde oturtulmuştur.  Konik bir kubbeyle güney cephesi dışında kenarları açıktır. Fotoğrafta görüldüğü gibi o tarafında duvar var. Baldaken tarzda inşa edilmiştir. Üç tarafı bahçe olup güney tarafı ise yoldur(üst yol). Bu türbede Amasya Emiri Şadgeldi Paşanın torunlarından Şadi Bey’in kızı Sâru Hatun’un medfun (defnedilmiş) olduğu mezarının başında ve duvarına konmuş olan bir taş üzerindeki kitabe den öğreniyoruz.

Bu türbenin orta yerinde bir sanduka vardır. Sâru Hatun’un cesedi bu sandukanın altındaki mahzendedir. Bu mahzen türbenin büyüklüğünde (kapladığı taban alanı kadar) olup, orta yerinde, üstü açık olan tabuttaki ceset çürümemiş olup birazcık sararmış olduğu halen görülebilmektedir. Sandukanın kuzeyinde (yerde) dikdörtgen şeklinde siyaha yakın birbiriyle karşı karşıya duran iki taş vardır. Bu taşların kenarında ikişer demir halka bulunmaktadır. Bu demir halkaların takılı olduğu taşlar mahzenin ağzındadır. Gerektiği zaman bu halkalarla tutulup taşlar kaldırılır ve mahzen açılır.  (Biz bunu bilmiyorduk o taşları orada sabit sanıyorduk. Böyle olduğunu bilseydik belki mahzene de inerdik ama korkar mıydık bilemem ). Yürümekte geciken çocukların ayakları bu halkalara üç cumartesi günü takılırsa Allah’ın izniyle yürüdükleri itikadı yerleşmiş olduğundan, kadınlar tarafından, bu halkalardan dolayı Sâru Hatun Türbesine “Halkalı Evliya” namı verilmiştir.

(*) Sâru: sarı benizli anlamına geliyor. Kitabede de ölen kişinin ismi Sâru Hatun olarak yazıldığına göre iki ihtimal akla geliyor. Hatunun benzi sarı olduğu için ismi de sarı olarak konmuş olabilir ya da ceset sarardığı için sonradan sarı benizli hatun olarak anılmış olabilir.

En sonra Çakalzadeler’e kısme-i evfer,

Oldu buradan hînı teferrukda müyesser,

Şimdi orası, bunlara adı ile eşher;

İddi bunu tahkik, pür-sitar-ı Amasya.

 

Evfer: Çok bol.

Teferruğ: Satın alınan bir taşınmazın tapuda devir işleminin yapılması.

Eşher (Meşher): Gösterilen yer.

Pür-sitar-ı Amasya: Tam anlamını bulamadım. Sanırım tüm Amasya halkı demek isteniyor.

Çakallar diye anılan bu yüksek tepenin doğu tarafları Kanuni Sultan Süleyman Hazretlerine intikal ettiğinden şehzadesi Sultan Mustafa Amasya’ya vali olarak geldiğinde burada bir sayfiye yaptırmış ve burada ikamet etmiş. Meşhur muallimlerden Seyrek Muhyiddin Efendi, Merzifonlu Hayrettin Hızır Efendi ve Sururi Efendi Sultan Mustafa’nın eğitim hizmetinde bulunmuşlar.

Hamdi, Zamani, Edayı gibi şairler ile Rüstem Beyzade Gonca Geyvan, Lale Beyzade Menekşe Ahmet, Gazi Beyzade Çiğdem Ahmet Beyler ile Çakalzade Gül Sinan Çelebi gibi büyük zatlar da onun hoş vakit geçirmesini sağlamışlar.  Sultan Mustafa, Lalası Hamza Bey, Gönce Geyvan, Çiğdem Ali, Çakalzade Gül, Lale Beyzade, Ali Çelebi, Gül Çelebilere birer parça bağ hediye etmiş ve mülkiyetlerine geçirmiş.

Halen “Hamza Düzü” denilen yerin Lala Hamza Bey’e, “Goncalık” diye bilinen yerin de Gonca Bey’e verilen yerler olduğu anlaşılıyor. Şehzade Sultan Bayezid’in 1560 da Amasya valisi iken Kara Mustafa Paşa’nın tuzaklarıyla ahirete intikal etmesi üzerine, Şehzadelerin av mahalli olan yerlerin tümü, ümera, erken ve âyana satılmış. Büyük bir kısmı Çakalzade Gül Sinan ve Lale Ali Çelebilere isabet etmiş.

“Çakal Kadı” diye meşhur olan Bedrettin Mahmut Çelebinin sülalesine Çakalzadeler denirmiş.  Büyük ihtimalle bu bağlara önceleri” Çakaloğulları Bağları” denilirken daha sonraları kısaltılarak “Çakallar Bağları” denmiş. Sonra, o da kısaltılarak Çakallar denmeye başlanmış. Yukarda arz ettiğim gibi okul dönemlerimiz hariç çocukluğumuzun sıcak yaz günleri,  Halkalı Evliya Türbesi ile Çakallar tepesi arasında geçmişti.  Geçmiş zaman odur ki hayali cihana bedel dedikleri buymuş heri.

Yazarın notu: Kitaptan ve İnternetten derlediğim bilgileri anlaşılır şekilde özetlemeye çalıştım. Umarım beğenmişsinizdir. Çocukluğumuzda Hacılar Meydanı denilen şimdi şehrin içinde kalan büyük arazinin 1800 lü yıllarda Çapanoğullarının arpalığı olduğunu da ek bilgi olarak arz ediyorum.  

 

OKUR YORUMLARI
Alim Gürerk E.Kurmay Albay
12.07.2020 05:59:26

Sayın Çapanoğlu, Öyle güzel anlatmışsınız ki, gerçekten insan kendini Amasyalı gibi hissediyor. Kaleminize sağlık. Saygılarımla,

Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ