A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

RUHLARLA GÖRÜŞME, ENİS BEHİÇ KORYÜREK VE VARİDÂT-I SÜLEYMAN (1)

Değerli okurlar,

Yeni kurulan gönüllü bir grup metapsişik çalışmalar yapmak istediğinde bir operatör (uyutan) ve birde ruhlarla irtibat kurabilen bir medyum (uyuyan) ihtiyaç vardır. Operatör olma özelliklerine sahip olan kişi (uyutan), medyumu (uyuyanı) trans hale geçirdiğinde ruhlar âlemine şöyle seslenir. "Ey ruhlar âlemi bugünden başlayarak sizinle iletişim kurmak ve bilgilerinizden istifade etmek istiyoruz. Ancak bu iletişimimizin medyumumuzun sağlığı açısından sizin sorumluluğunuz altında devam etmesini rica ediyoruz."

Böyle celselerde medyumlar çok efor sarf ettiklerinden operatör ve gurup üyeleri celsenin akışına kendini kaptırır geçen zamanın farkında olmaz ise gelen ruh "medyumunuz yoruldu celseyi kapatacağım aynı gün ve aynı saatte gelecek celsede buluşalım” diyerek ayrılır. Medyum celse sırasında o kadar efor sarfeder ki uzun süren celselerde bazan gömleği ter içinde ve çok yorgun bir şekilde uyanabilir.

Gelen ruh veya bizim celselerimizdeki “maviler gurubu” celseyi sonlandırıp veda edince Operatör medyuma ismiyle hitap ederek "üçe kadar sayacağım üç deyince uyanacaksınız, gördüklerinizin hiçbirini hatırlamayacaksınız, tekrar söylüyorum gördüklerinizin hiçbirini hatırlamayacaksınız " diye tembih ettikten sonra aralıklı olarak üçe kadar sayar, medyum çok yorgun bir şekilde kendine gelir.

Operatör neden ısrarla gördüklerinizi hatırlamayacaksınız der?  Bu yapılmadığı takdirde medyum normal yaşantısında evinde, ya da iş yerinde huzursuz oluyor, uyku halindeyken gördüğü mekânı, gördüğü varlıkları hatırlıyor. Orası daha cazip geliyor hep orada onlarla birlikte olma arzusu içinde oluyor.  Çağrı yapılan” Ruhlar âlemi” gurubunuzun samimiyetinize inanıyorsa sorumluluğu üstlenip gurubunuz ile iletişime geçiyor. 

1960 lı yılların sonlarında Taksim- Sıraselviler caddesindeki Türkiye Metapsişik Araştırmalar Derneği bünyesinde yaptığımız ilk celsemizde kendilerini “Maviler" olarak adlandırmamızı isteyen ruhlar ile tanışmıştık. Maviler kaç ruhtu sormadık, sormaya cesaret edemedik. Sonraki celselerimiz hep aynı gurupla ve maviler ile devam etmişti. Bu gibi celseler de özel sorular sorulmaz toplumu ilgilendirecek sorular sorulur ya da onların verdiği bilgiler alınır kayda geçer.  Sorunuzun bir cevabı varsa ruh da sorunuzun cevabını verir ya da izah eder. Sorunuzun boyutu biraz değişik ise ruh, sorunuzun cevabını biliyorum ama bu konuda bilgi vermeye yetkili değilim izin alırsam gelecek celsede cevaplarım der. Bizim celselerimizde de birkaç sorumuza böyle cevap almıştık. Yani sorunuz toplumu ilgilendiren bir soru olmalıdır.

“Mavilerle” iletişime geçmek için operatörümüz Adnan Bey (Ziraat Bankası emekli müdürüydü) Ertan Beyi (Felsefe öğretmeni) uyuttuğunda bazan hiç bilmediğimiz ruhlarda kendiliklerinden gelirlerdi.

Bir celsemize başlarken medyumumuz Ertan Bey transa geçer geçmez kendiliğinden gelen bir ruh kendisini "ben hem öksüz hem yetimdim günlerce yerimi bulamadım" diyerek tanıtmıştı. Operatör olarak hepimiz adına ruhlarla muhatap olan Adnan Bey (uyutan) kendisini tanıtmasını rica ettiğinde yukarıdaki sözlerini tekrar etmişti. Adnan Bey, bu anlatımdan bir şey anlamadığımızı biraz açıklama yapmasını istediğinde mealen şöyle söylemişti; "İsmim Hayati Toksöz, Sivas'ın Selviler mahallesinde yaşarken önce annemi sonra da babamı küçük yaşta kaybettim İstanbul'da işportacılık yaparken Sivas'a gitmek için bindiğim otobüs devrildi. Benden sonra gelenler gittiler ben hep buradayım. Yerimi bulamadım sıkıldım."  Biz önce, kaza sonucu bir çalı dibine yuvarlanıp görülemediğini sandık ama sonra anlatmalarından şunu anladık.  Kazada öldüğünü, kendinden sonra ölenlerin ahrete intikal ettiğini ama kendisinin Araf'ta (cennete gitmeden önceki arınma) kaldığını bundan da çok sıkıldığını anlatıyordu.  

O akşamki celsemizde Maviler ile buluşmak için sözleşildiğinden Adnan Bey görüşmeyi sonlandırmak istedi ve "bizlere söylemek istediğiniz bir şey var mı" diye sordu. "Evet bir şeyler söylemek istiyorum" dedi ve devam etti. "İnsan olmak çok güzel bir şey, birbirinizle iyi geçinin, birbirinizi kırmayın, kötü söz söylemeyin, küsmeyin, insan olmanın değerini bilin." İşportacı Hayati Toksöz’ün bu kısa ve basit nasihatinden sonra Adnan Bey onu nazikçe uğurlamıştı.

Hayati Toksöz'ün söylediklerini nasıl doğrulatabilirdik? Her celseyi teyp'e alıyor sonra daktiloda mumlu kâğıda çekiyor ve teksir makinesinde çoğaltıp gruba dağıtıyorduk. Bu görevi Grup üyelerinden Osman Özyıldırımı'ın akrabası Amasya da terzi Mehmet Demir Bey’e verdik. Mehmet Demir'e verdiğimiz bilgiler isminin Hayati Toksöz olduğu ve Sivas'ın Selviler Mahallesinden olduğu kadarı idi. Terzi Mehmet Demir, Mahallede oturanlardan aynı bilgileri almıştı. Onun bize verdiği bilgiler de vardı. Babasının tüccar olduğunu,  durumlarının çok iyi olduğunu, önce annesini kaybettiğini bir süre babasıyla birlikte yaşadığını, sonra babasını da kaybettiğini, komşuların bir süre göz kulak olduklarını ama sonra nereye kaybolduğunu bilmediklerini bize ek bilgi olarak iletmişti. Bununla da yetinilmedi Üniversitede okuyan Sivaslı arkadaşlarımıza da bu görevi verdik. Onların getirdiği bilgilerde Mehmet Demir’in verdiği bilgilerle hemen hemen aynıydı.

Kendiliğinden gelerek bizimle iletişim kuran ikinci bir ruh da kendisini " Ben Kanije muhasarasında kandan ve dumandan göz gözü görmezken öldüm" diyerek tanıtmıştı. Kim olduğunu sorduğumuzda ismim" Vidinli" demişti. Bu onun lakabı mıydı öğrenememiştik. Vidin, Bulgaristan'ın kuzeybatı ucunda, Tuna Nehri'nin güney kıyısında yer alan tarihi bir liman şehriydi. Sırbistan ve Romanya sınırlarına çok yakın stratejik bir konuma sahip olup, Osmanlı döneminden kalan zengin tarihi yapılarıyla bilinmektedir.  Kanije kalesi ise Macaristan sınırları içindeydi. Anladığımız kadarıyla Vidinli 1600 yılında Osmanlı askeri olarak oradaydı. Sorduklarımıza cevap vermemiş sadece kendi konuşmuştu. Anlattıklarından da bir şey anlayamayınca Adnan Bey onu da nazikçe uğurlamıştı.  

Gençlik yıllarımızda nelere merak sarmışız derken sonra öğreniyorum ki eniştemiz (halamın beyi) Tahir Sebük de yıllar önce bu işe merak saranlardan. “1946-1947 yıllarında Ankara’da ünlü spiritüalist Bedri Ruhselman’ın evinde bu celseleri yapanlar, Enis Behiç Koryürek, Avukat Suat Plevne, Savcı Kemal Bora ve eşi ve dönemin İçişleri Bakanlığı müfettişlerinden daha sonra yargıtay başkanı olan eniştemiz Tahir Sebük.  

Enis Behiç Koryürek hem tıp doktorudur (dâhiliye uzmanı), hem de konservatuvar mezunu bir keman virtüözüdür. Bir dönem müzik ve Türkçe öğretmenliği de yapmıştır. Aynı zamanda, Türkiye'de ve dünyada, ortaya koyduğu çalışmaları ve eserleriyle, spiritizmin/spiritüalizmin de önde gelen isimlerindendir.

Bu celselerde 18. yüzyılda Trabzon’da yaşamış Çedikçi Süleyman Çelebi adındaki bir Mevlevi dervişinin ruhuyla irtibat kurmuşlar ve bu olay Enis Behiç Koryürek'in hayatını tamamen değiştirmiştir. Şair, bu celseden sonra 3 yıl boyunca (1949'daki vefatına kadar) Çedikçi Süleyman Çelebi’den trans halindeyken aruz vezniyle aldığı ilhamları, tasavvufi şiirleri kaleme almış ve bunları ölmeden hemen önce "Varidât-ı Süleyman (Çedikçi Süleyman Çelebi Ruhundan İlhamlar)" adıyla kitaplaştırmıştır.

Eniştem Tahir Sebük de bu konuda otorite sayılırdı. Bu konuda kitap çıkaranlar ön sözünü enişteme yazdırmak isterlerdi.

Gelecek yazımda bu konuya devam edeceğim.

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ