A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

NASIL OLDUĞUNU BİLEMEDİĞİMİZ ANLAMLI TESADÜFLER (2)

ANTHONY HOPKİNS OLAYI ve BENİM YAŞADIĞIM OLAY

Değerli okurlar, 21.02.2026 tarihli köşe yazımda HAYDARPAŞA MERDİVENLERİNDE BİR MUCİZE başlığı ile nasıl olduğunu bilemediğimiz bir olayı anlatmıştım. Sonraki yazımda birisi ünlü İngiliz aktör Anthony Hopkins’in Londra’da başına gelen, birisi de İstanbul’un Çağlayan semtinde benim başıma gelen böyle akıl almaz iki tesadüfi olayı daha anlatacağım demiştim. Araya başka yazılar girince yazım bugüne kaldı.

Yıl 1973'tü. Ünlü oyuncu Anthony Hopkins, Amerikalı gazeteci George Feifer'in romanından uyarlanan "Petrovka'lı Kız" adlı filmde rol almıştı.

Her ciddi oyuncu gibi, orijinal kitabı okumak istiyordu. Londra'nın ünlü Charing Cross Caddesi boyunca kitapçılarda bütün bir günü arayarak geçirdi. Londra'da hiçbir yerde bu kitabın bir baskısını bulamadı. Kitap İngiltere'de hiçbir yerde bulunmuyordu. Hayal kırıklığına uğramış ve yorgun bir halde metro istasyonunda bir banka oturdu. İşte o zaman bir bankta bir şey fark etti.

Birisi, kapağı altta kalmış bir kitap bırakmıştı. Kitabı alıp çevirdi, Petrovka'lı Kız.

Bütün gün aradığı kitap, sekiz milyonluk bir şehirde bir metro bankında terk edilmişti.

Hopkins inanamadı. Kitabı eve götürdü, okudu ve alışılmadık bir şey fark etti. Kenar boşlukları kırmızı mürekkeple yazılmış el yazısı notlarla doluydu. Açıklamalar. Birisi tüm kitabı dikkatlice işaretlemişti.

Aylar sonra Hopkins, filmin çekildiği Viyana'ya gitti. Bir gün sette Kitabın yazarı. George Feifer ile tanıştırıldı. Film, karakterler, hikâye hakkında konuştular. Sonra Feifer, Hopkins'i donduran bir şey söyledi.

"Kendi kitabımın bir kopyası artık bende yok," dedi Feifer.

 "Yıllar önce kişisel kopyamı bir arkadaşıma ödünç vermiştim. Kenar boşluklarında tüm notlarım vardı. Londra'da bir yerlerde kaybetti. O zamandan beri hiç görmedim."

Hopkins'in ensesindeki tüyler diken diken oldu. "Bir kopyasını buldum," dedi yavaşça. “Metroda bir bankta. İçinde el yazısıyla yazılmış notlar var.” Feifer ona inanmazlıkla baktı.

Hopkins kitabı aldı ve yazara uzattı. Feifer'ın yüzü bembeyaz oldu.

Onun kopyasıydı. Onun el yazısı. Onun notları. Yıllar önce kaybettiği kişisel kitabı bir şekilde tam da ona en çok ihtiyacı olan zamanda aktör Anthony Hopkins'in yanına oturduğu bir metro bankında unutulmuştu.

Milyonlarca insanın yaşadığı bir şehirde. Binlerce sokakta. Yüzlerce metro istasyonu arasında. Doğru kitap. Doğru bank. Doğru an.Bu kitap nasıl olmuştu da o bankın üzerinde kalmıştı. Ben kendimce şöyle ir yorum yaptım. Kitabın son sahibi onu bankta unutmuştu. Binlerce insan o banka oturmuştu ve bu kitabı görmüştü. Centilmen İngilizler, sahibi gelir alır diyerek kitaba dokunmamıştı.

Benim yaşadığım olay ise milyonda bir bile olamayacak bir hadiseydi.

Alıcılarının iki yıl sıra bekledikleri Renault 12 otomobillerin satış şirketi ve OYAK kuruluşu olan Renault-Mais de istihbarat elemanı olarak çalışıyorum, yıl 1978.

Taksitle araba sahibi olmak isteyenlerin ve iki kefilinin işyerlerine ya da evlerine giderek maddi durumlarını öğrenmeye çalışıyor, bilgilerim yeterli olunca da raporumu yazıyorum. Benim uygun bulmadığım alıcıların araç talepleri reddediliyor, yatırdıkları kaporalar iade ediliyordu. Silivri’den de alıcılar geliyor du çünkü yıllarda orada Slivri de bayi yoktu. Bende birkaç alıcı olunca Silivri’ye gidip araştırmamı yapıyor ve İstanbul dışına çıkığım içinde 350 lira harcırah alıyordum. 

O gün listeme aldığımım kişileri dolaşıp işimi bitirmiş saat 17:00 de bardaktan boşanırcasına bir yağmur altındaLeventteki işyerimize dönüyordum. Çağlayan’dayım, şiddetli yağmurdan dolayı yolda kimsecikler yoktu.

Tam Florans Nıhtıngel hastanesi önüne gelmiştim ki iki caddenin ortasındaki daracık refüj üzerinde bir adamla elinde şemsiye tutan yaşlı bir hanımı konuşurlarken gördüm.

 Bunlar bu yağmurun altında  burada ne yapıyorlar diye içimden geçiriyordum ki, yaşlı hanımın rahmetli kardeşimin eşinin anneannesi olduğunu fark ettim. Bu kadının bu saatte burada ne işi olabilirdi?   Hemen aracımı yolun kenarına park edip koştum.

 “Teyze, ne arıyorsunuz burada” dedim. Cevap vermedi yüzüme öylece baktı. Yağmurdan ıslanmış adamcağız “kale altı diye bir yeri soruyor” dedi. Sırsıklam ıslanmış adamcağıza kendimi tanıtıp kadıncağızı arabama bindirdim. Adamcağıza da “sizde ıslanmışsınız sizi de bırakayım dedim.”  İstemem karşıya geçeceğim dedi. İyi ki öyle dedi çünkü zamanım yoktu. Ben, en geç saat 18:00 de işerimde olmalıydım yoksa servisi kaçırırdım.

Ben de sırsıklam olmuştum. “Nereye gidiyorsunuz kime gidiyorsunuz” diye tekrar sordum. Bana da aynı cevabı verdi, “Kale altına.” Biraz ilerde bir bakkal gördüm aracımı onun önüne çekip ona sordum. Ben kaç yıllık burada bakkalım, burada öyle bir yer bilmiyorum dedi.

Kadıncağız semt ismini doğru söylemişti. İstanbul’da olduğu gibi Bursa’da da Tahtakale semti vardı, Aslı Taht-el Kala idi yani “kale altı” ama şehir yanlıştı.

Oradan hızla Laleliye doğru bastım gaza. Evin önüne gelince aşağıdan zile bastım.  Kardeşimin eşi pencereden baktı. Anneannen geliyor karşılayın dememle aracıma binip Levent’e gazlamam bir oldu. Ucu ucuna servise yetiştim.

Birkaç gün sonra onlara gittiğimiz bir gece olayı öğrendik…

Kadıncağız Bursa’dan gelmiş. Karaköy de vapurdan inince zihni ona oyun oynamış, kendini Bursa’da sanmış ve rastgele bir otobüse binip Çağlayan da inmiş. Koca İstanbul’da aklı başında olmayan bu kadının belediye otobüsünden Çağlayanda inmesi, benim o saatte oradan geçmem acaba milyonda kaç ihtimal olabilirdi.

20. yüzyılın en etkili psikolog ve düşünürlerinden birisi olan Carl Gustav Jung, buna eşzamanlılık diyordu. “Anlamlı tesadüflerin rastgele olmadığı, daha derin bir örüntünün parçası olduğu fikri. Bazen öyle mükemmel şeyler olur ki, açıklanamaz.”

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ