A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

KAYIP MİLYONLAR VE ALDATILAN YATIRIMCILAR

Değeli okurlar; sabahtan akşama bu haberi izliyoruz: Yaklaşık 455 bin ile 515 bin arasında yatırımcının parası buhar olmuş. İşlemleri durdurulan ve tasfiye edilen 130 fonda yaklaşık 830 milyar ila 900 milyar lira (yaklaşık 20 milyar dolar) değerinde kayıp ve likidite krizi meydana gelmiş. Tasfiye edilen fonlardaki ödemelerin belirli bir zamana (3 ila 6 ay gibi vadelere) yayılması, küçük yatırımcılar arasında büyük bir mağduriyet ve tepki yaratmış.

Gündemdeki bu konu ile ilişkili olarak yaşadığım ve haklı çıktığım iki olayı sizinle paylaşmak istedim.

Yıl 1980. Televizyonda sabahtan akşama herkesin bildiği, “para”' denince akla gelen ilk isimlerden Cevher Özden, nam-ı diğer Banker Kastelli’ reklamlarının gösterildiği günler. Kastelli, 1980 yılında 24 Ocak Kararları ile serbest piyasa ekonomisine geçilmesiyle finans piyasasında patlama yaptı.  Halka yastık altı birikimlerini yüksek faiz karşılığı kendisine yatırmaları için reklamlarla çağrıda bulunuyordu. O günün tüm meşhur artistleri Cüneyt Arkın, Fikret Hakan, Ekrem Bora, İzzet Günay, Eşref Kolçak, Orhan Günşiray, Efkan Efekan ve Selma Güneri'nin, toplu halde rol aldığı reklamda kıvrak hareketlerle ve çok neşeli bir şekilde “Banker kastelliiiii” diyerek şöyle bir şarkı söylüyorlardı” Benim adım Şaşmaz Bekir, Beşer Şaşar, Şaşmaz Beşir Kafamı kullanıp Kendime Güvenli bir yol seçtim! Banker Kastelli… Banker Kastelliiii”

Ve gazeteler… Onlarda sayfa sayfa reklamlar yayınlayarak halkın güvenini kazanmış ünlülerin, genelde Eşref Kolçak’lı tam sayfa ilanlarda şöyle yazıyordu: Ölçtüm, biçtim, hesap ettim, Düşünüp taşınıp karar verdim, İçim rahat çünkü kendime Güvenli bir yol seçtim. Banker Kastelli… Banker Kastelli…

Vadedilen faiz oranları yıllık enflasyonun 4 katıydı.

Komşumuz rahmetli İlhami Bey tıbbiyeden ayrılıp Mahmutpaşa Kürkçü Han da kardeşi ile birlikte iplik ticareti yapıyordu. Ben de yolum düştükçe uğruyorum. Banka da birikmiş 800 bin lira civarında paramız vardı.  İlhami ağabey bunu öğrenince bana paramı Kastelli’ye yatırıp faizinden yararlanmamı önerdi. Ben bu işlerden anlamam dediysem de hadi gidelim görelim diyerek beni Kasetlinin Sirkeci Vakıf Handaki işyerine götürdü. Girdiğimiz büyük holde duvarları maun lambri kaplanmış kabinler ve bu kabinlerde yakışıklı bay ve bayan elemanlar sizi misafir ediyorlardı. Bunlardan birisine oturduk. İlhami ağabey benim adıma sorular soruyordu. Sonunda kendince en önemli soruyu sordu. “Paramızı yatırdık, diyelim ki bir ay sonra ihtiyacımız oldu paramızı çekmek istedik, alabilir miyiz?” Memur tabi alabilirsiniz, hatta birikmiş faizinizi de birlikte alırsınız dedi. İlhami abi bu soruların cevabını biliyordu çünkü onun parası vardı ama beni ikna etmek için tekrar soruyordu. Teşekkür edip ayrıldık.

Vakıf Handan çıkınca o Mahmutpaşa’ya bende Karaköy’e yollandık. Tabi ben yine paramızı bankada tutmaya devam ettim. Kastelli 1982'de battı ve 19 Haziran Cumartesi günü İsviçre ye kaçtı, Uçak bileti gidiş-dönüştü ve dönüş tarihi olarak da 22 Haziran Salı gününü gösteriyordu ama o tarihte dönmedi. Aynı yıl yakalanıp tutuklanan Kastelli, 255 gün cezaevinde kaldıktan sonra Mayıs 1983'te serbest bırakıldı. Milletin parası da böylece battı. Rahmetli İlhami abi parasını kurtarabildi mi bilmiyorum çünkü işyerine uğradığımda vefat ettiğini söylediler. Kardeşi de işyerini kapatmıştı.

"Bankerler Krizi" ile birlikte Türkiye'de Sermaye Piyasası Kanunu çıkartıldı ve Sermaye Piyasası Kurulu kuruldu, İstanbul Borsası açıldı. 1982'deki batış sonrası tasfiye kurulu oluşturuldu ve 150 bin kişi tasfiyeye başvurdu. Tasfiye masası alacaklılara parasını tamamen ödedi. Kastelli tasfiyenin ardından 1985'te tekrar inşaatçı olarak ortaya çıktı. Bayramoğlu civarında inşaatlar, Topkapı Cevizlibağ’da ki Tercüman Sitesi'ni yaptı, ancak bir kez daha battı.

Karaköy piyasasından tanıdığım bir arkadaşım kardeşi ile birlikte Topkapı’da inşa edilmekte olan bu Tercüman evlerinden iki daireye girmişlerdi. Bir miktar peşinat ödeyip geri kalanı için vadeli senetler yapmışlardı.  Kastelli batınca inşaatlar yarım kaldı. Kastelli Cevher Özden üyelerden aldığı bu senetleri inşaat malzemesi aldığı firmalara vermişti. İnşaatlar durdu ama Kestelli’nin senetleri verdiği firmalar üyelerden bu senetleri icra marifetiyle birer birer tahsil ettiler. Çaresiz kalan üyeler “Bina Yap” ismiyle bir kooperatif kurup inşaatları kendileri bitirdiler. İnşaatlar iki katı fiyata mal oldu.

Yıl 1986, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ilk işlemlerine 3 Ocak 1986 itibarıyla Karaköy, Tophane, Kemeraltı Caddesi üzerindeki 5 katlı Eren Han’da başlamıştı. Biz her gün Bakırköy’den Karaköy Perşembe pazarına gitmek için mecburi istikamet olarak Tophaneye kadar gidip oradan geri dönüş yaparak Perşembe pazarına gidiyorduk. Dolaysıyla her gün borsanın önünden geçiyorduk. Eren Hanın önündeki sahanlığa küçücük tezgahlar açan gençler şirketlerin hisse senetlerini alıp satıyorlardı. Laleliden mahalle arkadaşım rahmetli Mustafa’nın da Perşembe pazarında işyeri vardı. Birkaç günde bir kısa bir süre onun işyerine de uğruyordum. Son günlerde o da borsa diye tutturmuştu. Bana da “Kadir’ciğim sen akıllı bir insansın neden şu borsa ile ilgilenmiyorsun” diyordu. Ben de rahmetli İlhami ağabeye dediğim gibi “Mustafa’cığım ben bu işlerden anlamam” diyordum. Yine bir gün çok ısrar edince hiç unutmam şöyle söylemiştim, “Mustafa’cığım sence en kıymetli kâğıt hangisi?” Ereğli Demir Çelik dedi. Hakikaten o günlerde senetleri 16.000 liradan alınıp satılıyordu. “Geç onu dedim, başka hangisi?” Migros dedi, Koç dedi, daha birkaç isim saydı. Geç onları dedim. “Şu an en kıymetli kâğıt cebimizdeki Türk Lirası değil mi? Bak arkasında koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti var iken o bile her gün değer kaybediyor. Ben aslını faslını sahibini ortaklarının kimler olduğunu bilmediğim şirketlerin kağıtlarına nasıl güveneyim” diyerek mevzuya son verdim. Bir daha bu konuyu konuşmadık. Bu konuşmamızın üzerinden ne kadar geçti bilmiyorum Ereğli senetleri 2.600 liraya düştü. Kendi parası battığı gibi kayınpederinin de parasını batırmıştı. Sonra bana şöyle söylemişti. “Sana akıllısın diyordum ya, hakikaten akıllısın, benim yaptığım hatayı yapmadın.” Ne diyebilirdim ki. Diyeceğimi aylar önce söylemiştim.

Birkaç gün sonra yine Karaköy de Selanik pasajında işyeri olan ve alışveriş yaptığımız başka bir arkadaşa uğradım. İşyerinde beti benzi kül gibi oturuyordu. Hayrola hastamınsın neden böyle bitkin görünüyorsun dedim. Çok alçak bir sesle bittim ben bittim dedi. Ne oldu diye tekrar sordum. “200.000 liram battı, evde kimsenin haberi yok” dedi. Çok üzüldüm, canın sağ olsun tekrar kazanırsın dedim.

Bunları neden anlattım? Rahmetli Nazım Hikmetin dediği gibi “kabahatin büyüğü senin be kardeşim” diyeceğim de dilim varmıyor. Çalışmadan yorulmadan kolay para kazanmak istiyorsunuz. Çok da kolay kandırılıyorsunuz. Ben ne zaman yazılı ve görsel basında halka açılan bir şirket reklamı görsem elimde olmadan pirelenirim. Yine birçok kişinin canı yanacak belli bir süre sonunda tokatlanacaklar derim. Çünkü bizim nesil Türkiye'de 1990'lı yıllarda ve 2000'lerin başında "İslami holding" veya "kombine holding" olarak anılan, yurt içinde ve özellikle Avrupa'daki Türk işçi vatandaşların tasarruflarını toplayarak kurulan kombassan, Yibitaş, Yimpaş, Jet-Pa (Jet Pazarlama) gibi şirketlerin iflaslarını görerek geçti.  Nerede yüksek kar var ise orada o kadar yüksek risk vardır ve bu risk hep küçük yatırımcının aleyhine olur.

Bu halk bir de Yurt dışındaki bankalarda açılan ve genel olarak offshore hesap (veya yabancı banka hesabı) denilen hesaplarda dolandırıldı ama artık bunu da yazıp lafı uzatmiim. Yazımı, Yahudi’nin oğluna “sen sen ol, hayatta babana bile güvenme” nasihati ile bitireyim. 

 

 

 

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ