A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

HİLAFET’İN (HALİFELİĞİN) KALDIRILMASI

Değerli okurlar, İnternette, 2026 Mart ayı önemli günler listesinde her şey var ama “Halifeliğin Kaldırılması” yok. Ben de atlamışım. Günlerin akışı içinde öncelik verdiğim yazılarımı köşeme taşırken, "ileride yayınlarım" diye biriktirdiğim ama bir türlü fırsat bulamadığım yazılarımı tararken fark ettiğim bu çok önemli makalemi, özür dileyerek bugün yayımlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 3 Mart 1924 tarihinde çıkardığı kanunla halifelik makamını kaldırdı.

Kanun Künyesi:

Kanun Adı: Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmani'nin Türkiye Cumhuriyeti Memalik-i Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun

 Kanun Numarası: 431

Kabul Tarihi: 3 Mart 1924

Resmî Gazete Tarihi ve Numarası: 6 Mart 1924- 63

3 Mart 1924 tarihli ve 431 sayılı Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun'un 1. maddesi şu şekildedir: “Halife halledilmiştir. Hilafet, Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda mündemiç olduğundan hilafet makamı mülgadır."

Maddenin Günümüz Türkçesiyle Anlamı: "Halife görevden uzaklaştırılmıştır. Halifelik, Hükümet ve Cumhuriyet'in anlam ve kavramı içinde zaten mevcut (içkin) olduğundan, halifelik makamı kaldırılmıştır."

Bu maddeyle, halifelik yetkilerinin aslında milli iradeyi temsil eden TBMM ve Cumhuriyet yapısı içerisinde eridiği, dolayısıyla ayrıca bir makama gerek kalmadığı hukuki bir gerekçe olarak sunulmuştur.

Bu karar, devletin laikleştirilmesi yolunda yapılmış siyasi bir devrimdir.

Yeni Türkiye için hayati önem taşıyan bu kararı kronolojik bir sıra içinde aşağıda özetliyorum:

Önce, 1 Kasım 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen 308 sayılı kararname ile saltanat hilâfetten ayrılarak Osmanlı Devleti'nin son padişahı Vahdettin’, sadece halife sıfatıyla kaldı. Bu kararla İstanbul Hükümeti'nin hukuki varlığı sona ermiş, saltanat kaldırılmış, egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletine geçmiştir.

Ve Vahdettin'in 17 Kasım 1922'de İngiliz harp gemisi HMS Malaya ile İstanbul'dan gizlice ayrılması üzerine 18 Kasım'da mecliste gizli bir oturum düzenlendi. Bu oturumda Vahdettin'in halife unvanıyla İngilizlere başvurması onun bütün İslam âleminde ihaneti olarak değerlendirildi ve İslam imameti için TBMM tarafından yeni bir kişinin seçilip İslam âlemine bildirilmesine karar verildi.

Bildiğiniz gibi Muhammet Peygamber aynı zamanda devlet başkanıydı. Halife sözcüğü İslam devletlerinde Muhammed'den sonraki devlet başkanlığı kurumunu ifade ederdi. Yani sonraki halifelerde devlet başkanıydılar. Osmanlı Devleti'nde ise halife unvanını ilk kez I. Murad kullanmıştır (1362-1389). I. Selim’in (veya bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim) (1512-1520), Mısır'ı fethi sonrası Osmanlıların hilâfet iddiası güçlenmiş ve kesinleşmiştir.

Meclis,19 Kasım 1922 tarihli oturumunda,162 mebustan 142'sinin oyu ile Osmanlı Hanedanı üyesi Abdülmecid Efendi'yi halife olarak seçti. Vahdettin'in Türkiye'den ayrılışı ve yeni halifenin seçimi 19 Kasım'da basın yoluyla halka duyuruldu

Saltanatın kaldırılmasından sonra bu saltanatın başka bir adla aynı sülalede devam etmesini önlemek için halifeliğin yetkisiz bir unvan olarak bırakılmasında hükûmet büyük titizlik gösterdi.

Hükümetin, sade bir biat töreni (İslâm geleneğinde idari yetkilerin verilmesi) istemesine rağmen, Abdülmecid Efendi gösterişli bir törenle görevi üstlendi. Yeni Halifenin kendisine tanınan sınırların dışına çıkması, halkın ve bir kısım siyasetçilerin Yeni Halifeye bir otorite kazandırma çabaları, ve nihayet basında başlayan sert tartışmalar, süreci kaçınılmaz bir sona sürükledi

Çünkü, Meclis'teki gelenekselci hilafet taraftarları, hilafete siyasal bir otorite kazandırmak istiyorlardı. Muhalifler bu yoldaki düşünce ve isteklerini 15 Ocak 1923'te dağıttıkları bir risale ile ortaya koydular.

Afyon milletvekili İsmail Şükrü'nün imzasını taşıyan "Hilâfet-i İslâm ve Büyük Millet Meclisi" başlıklı risalede saltanatın kaldırılmasının uygun görüldüğü, ancak hilâfetin asla kaldırılamayacağı, halifenin sadece ruhanî sorumluluklarının değil dünyevî görevlerinin de bulunduğu ve içinde yaşanan olağanüstü şartların normale dönmesiyle halifenin bunları yerine getireceği belirtiliyor ve İslam âlemine sabırla beklemesi tavsiye ediliyordu.

Mustafa Kemal Paşa O sırada yurt gezisi nedeniyle Ankara dışındaydı.   Çok ilgi gören bu risalenin haberi İzmit'te kendisine ulaştırılmıştı. Böylece, uğradığı şehirlerde verdiği nutuklarda Hilafete yönelik tavrını net bir şekilde göstermesine olanak sağlamıştı.

 17 Ocak 1923 gecesi, Atatürk İzmit Kasrı'nda İstanbul'un önde gelen gazetecileri, Velid Ebüzziya, Ahmet Emin Yalman, Falih Rıfkı Atay gibi isimlerle bir araya geldiği ünlü basın toplantısında bir soru üzerine sert bir yanıt verdi: "Halifeler, milletin aleyhine bir hareket ettikleri takdirde, millet onları başından defedebilir."  Bu toplantı yaklaşık 6-7 saat sürmüş ve yeni devletin yol haritası ilk kez bu kadar açık bir dille paylaşılmıştır.

Atatürk bu sözüyle iki temel mesaj veriyordu: Gücün kaynağının artık kutsal bir makamda değil, doğrudan millette olduğunu vurguluyordu. Halifeliğin dokunulmaz olmadığını, milletin menfaatine aykırı davranması durumunda bu kurumun da tasfiye edilebileceğinin sinyalini veriyordu.

  "Bizim için halkın hakimiyeti esastır. Halk kendi mukadderatını bizzat elinde tutacaktır." anlayışının bir yansımasıydı.”

 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilan edildi ve Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı seçildi. Bazı vekillerin Halife'yi devletin başına getirerek çözmek istedikleri “devlet başkanlığı" meselesi de hukuken çözüldü.

Ancak dış müdahaleler gecikmedi: 24 Kasım 1923 tarihinde, Seyid Amir Ali ve III. Ağa Han tarafından, Hindistan Hilafet Hareketi adına İsmet Paşa'ya gönderilen  bir mektup, Türkiye'nin yeni milliyetçi hükûmetince Türk egemenliğine hakaret ve daha da kötüsü devlet güvenliğine tehdit olarak nitelendirildi.

Bu mektup, Mustafa Kemal Paşa’nın beklediği fırsatı ayağına getirdi.  Dahası, Ocak 1924'te Halife Abdülmecid Efendi'nin hilâfet ödeneğinin artırılması ve İstanbul'a gelen resmî heyetlerin kendisini de ziyaret etmeleri yolundaki istekleri, halifeliğin kaldırılması sürecini hızlandırdı.

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, halifenin yabancı devlet temsilcileriyle görüşme isteğini Türkiye Cumhuriyeti'nin istiklaline  açık bir tecavüz olarak nitelendirdi ve halifeyi saltanat hülyası içinde olmaması için uyardı.

25 Şubat 1924'te bütçe görüşmeleri sırasında Mecliste halifenin ve hanedanın ödeneği konusu tartışıldı.

3 Mart 1924 günü Urfa vekili Şeyh Saffet Efendi ve elli üç arkadaşının hazırladığı, hilâfetin kaldırılmasına dair on iki maddeden oluşan bir kanun teklifi Meclise getirildi. Teklif okunduktan sonra halifenin hal ‘edildiğini (görevden uzaklaştırıldığı) ve hilâfetin kaldırıldığını bildiren birinci madde; ardından hanedan üyelerinin yurt dışına çıkarılmasına dair 2. madde aynen kabul edildi.

Kanun, oturuma katılan 158 üyenin 157'sinin oyuyla kabul edilmiş; tek ret oyunu Gümüşhane mebusu Zeki Bey vermiştir.

Aynı oturumda daha önce Şer'iye ve Evkaf ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekaleti'nin İlgasına Dair Kanun ile Tevhid-i Tedrisat Kanunu (da eğitimin bileştirilmesi) kabul edilmiş ve Diyanet İşleri Reisliğinin kurulması kararlaştırılmıştır.

Hanedan üyelerine yurt dışına çıkmaları için on günlük bir süre tanınmışken Abdülmecid Efendi aynı gece on bir kişilik ailesiyle beraber Çatalca İstasyonu'ndan trene bindirildi; sınıra kadar kendisine İstanbul valisi ve emniyet müdürü refakat ettiler.

1785'te kurulan ve 1788'den beri bu isimle yayınlanan, Londra merkezli dünyanın en eski ve köklü günlük İngiliz gazetesi The Times’in haberine göre sonra şu gelişmeler oldu.

“Türkiye'den ayrıldıktan sonra İsviçre'ye giden Abdülmecid Efendi, 11 Mart 1924 günü haber ajansları vasıtasıyla bir bildiri yayınladı ve Türkiye hükûmetinin kararını reddettiğini duyurarak Müslümanları bir kongre toplamaya çağırdıysa da İsviçre hükûmeti tarafından kendisine, siyasal propaganda yapmama şartıyla oturma izni verildiği hatırlatıldı.

Ekim 1924'te Fransa'ya geçen Abdülmecid Efendi hilâfet konusunda İslam âleminden umduğu ilgiyi bulamadığı için kendisini daha çok ibadete, resim çalışmalarına ve müziğe verdi.”

Türkiye'de halifeliğin kaldırılmasından sonra, 7 Mart 1924'te, Hicaz Kralı Hüseyin, Mekke ve Medine'nin elinde olmasına dayanarak kendisini Halife ilân etti. Hüseyin'in halifeliğine en büyük tepki Necid'deki Suudilerden geldi. Suudi orduları 1925'te Mekke'yi ele geçirdi; İbni Suud 1926 yılının ocak ayında Hicaz Kralı olarak taç giydi. Suudiler 1926 başlarında Kahire'de bir İslam kongresi toplayıp hilafet konusunu ele almak istedilerse de konu ciddi olarak ele alınmadı.  Kongre 1926 Mayıs'ında sona erdi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin hilâfeti bütünüyle kaldırıp Abdülmecid Efendi ve ailesini yurt dışına çıkarması Hindistan'da hilafet otoritesini savunmak üzere kurulmuş Hindistan Hilafet Hareketi içinde anlaşmazlık doğmasına neden oldu.

 Kimileri kararın tartışılmasını, kimileri halifeliğin Mustafa Kemal Paşa'ya teklif edilmesini, kimileri ise Türklerin tutumunda İslam'a aykırı bir taraf olmadığı için Hint Müslümanlarının da Türkleri örnek almasını istiyordu.

Hindistan Hilafet Hareketi bu tartışmalarla bütünlüğünü kaybetti; hilafet hareketine ilgi azaldı. İslam dünyasındaki bazı uygun görülen kişilere teklif ederek bu kurumu yeniden canlandırma girişimleri olduysa da bu girişimler gerçekleşmedi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin köklü günlük gazetesi 16 Mart 1924'te New York Times şöyle bir makale yayımladı: 3 Mart 1924'te Hilafetin kaldırılmasından yaklaşık iki hafta sonra yayımlanan bu makalede, Ankara hükümetinin dini kurumlar üzerindeki yeni politikasının sadece İslamiyet ile sınırlı kalmayıp hilâfeti kaldırmakta kullandığı yöntemleri Rum Ortodoks ve Ermeni patrikhaneleri ile Yahudi Hahamhanesi gibi azınlık kurumlarını da kapsayacağını öngörüyordu.

Değerli okurlar -dikkat buyurun – daha çiçeği burnundaki Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, bundan tee 104 yıl önce saltanatı, 102 yıl öncede Halifelik makamını kaldırıyor. İçinde bulunduğumuz durumların farkına vardıkça, onun ne kadar ileri görüşlü olduğunu daha iyi anlıyoruz…

Ve benim keşkelerim: Keşke Köy Enstitüleri Kapatılmasaydı, keşke İmam hatip okulları değil de İlahiyat fakülteleri açılsaydı. Burada yetişen ilim irfan sahibi pırıl pırıl gençler müftü ya da tüm camilere imam ve vaiz olsalardı şimdi bizde muasır medeniyet seviyesinde olurduk diyerek yazımı bitireyim.  

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ