A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

HEYKEL-İ HAMAL VE İSTANBUL

08.04.2015 bugün İstanbul’da hava güneşli ama sanki kar yağacakmış gibi de soğuk. Eşime, hava soğuk ama hadi çıkalım şöööyle Beyazıt’tan başlayarak Kapalıçarşı, Yeşildirek, Cağaloğlu oradan Karaköy Perşembe pazarı yapalım hem eski dostlarımızı ziyaret edelim hem de Ermeni dostlarımızın geçmiş bayramlarını kutlayalım dedim.

Dostlara uğraya uğraya Sultanhamam Aşirefendi caddesine indik. Bazı dükkânlar kapanmış, cadde tenhalaşmış. Amanın bu ne? Köşede kocaman bir hamal heykeli. Hemen yanımda taşıdığım minik fotoğraf makinemi çıkarıp resmini çektim. Bilirsiniz rahmetli Rauf Denktaş’ da küçük fotoğraf makinesini cebinde taşır devlet başkanları ile görüşürken bile kaşla göz arasında hemen birkaç enstantane çekerdi. O zamandan beri bende bu küçük makinemi yanımda taşırım. Profesyonel iki makinam full aksesuarları ile evde çantada durur.

Neyse uzatmayım, bu hamal heykeli beni hem heyecanlandırdı hem de duygulandırdı. Benim orta öğretim hayatım pek ıstıraplı geçmişti. Karnemde çok zayıfım olurdu. Dedem, “okumayıp ta hamal Zokkur mu olacaksın” derdi. O zaman soramazdım kim bu hamal Zokkur diye. Meğer Yozgat’ta bir hamalın ismi imiş. Yozgat Saat kulesinin çanı da, 288 kg. ağırlığındaymış, iki kırmızı lira karşılığında hamal Kör Musa tarafından yukarıya çıkarılmış. Rahmetli Abbas Sayar ağabeyim ’inde hamal Nuri ağa ile ilgili bir anısı var; Hamal Nuri ağa işten eve dönerken, yüksek tahsilini yeni bitirmiş, fidan gibi genç olan Abbas SAYAR ile karşılaşır, selamlaşırlar; Abbas SAYAR, "Nuri ağa, o bulduğun cüzdanın sahibi benim utanmıyor musun ver şu cüzdanı" diye şaka yapar, Nuri ağa da, "bırak şimdi cüzdanı müzdanı da, seni askerlik şubesinden arıyorlarmış, kaçak mısın nesin, sen kendi işine bak" deyince, ikinci dünya savaşının bütün şiddetiyle devam ettiğini bilen, hatta Yozgat’ta bile karartma yapıldığını hatırlayan Abbas SAYAR, Nuri ağanın sırtına vurup, şubeye koşar.

1972 yılında İş Bankası Yeşildirek şubesinde memur olarak çalışmaya başladıktan sonra iş değiştirsem de benim çalışma bölgem hep Eminönü ve Karaköy semtleri oldu. Bir yazarın bu bölgeyi anlatan şu tarifini çok beğenirim;” Sultanhamam'ın belki de en önemli özelliği insan yetiştirmesi. Kendini yetiştirmek isteyen, işe sıfırdan başlamak isteyen askerliğini yapmış Anadolu gençleri İstanbul'u bir fırsat bilir ve burası onlar için bir okul olur.

Yüzlerce yıllık mazisi olan Sultanhamam'ın ilk sahipleri gayrimüslimlerdi. Onların dış dünya ile ilişkileri büyük avantajdı. O zaman bugünkü gibi ithalat ve yerli tecrübe yoktu. Onların ise Fransa'da, Almanya'da, Hollanda'da tanıdıkları vardı. Bizim ilk hocamız gayrimüslimler oldu. Onların alışverişini izlemek bir zevkti. Çok dürüst çalışırlardı. Biz dürüstlüğü onlardan öğrendik.”

Sultanhamam'da her metrekare parsellenmiş, her iş kolunun bir tür sendikası oluşmuştur. İş kolları ve işyerleri iller arasında paylaşılmıştır. Çay?kahve işleri Erzincanlıların, hamam işleri Tokatlıların. Tekstil'de Denizli ve Kayseri ağırlığı vardır bunları Malatya ve Sivas takip ediyor. Hamaliye işleri mafya gibidir, başkalarını işe karıştırmazlar. Ama içlerinde öyle zengin olanlar falan da yoktur. Sen kendi malını kendi arabana doldurup bir yere taşıyamazsın, fena halde bozulurlar. Belki doğru bir şey değildir bu durum ama herkes alışmış. Yaptıkları işleri hava parası vererek satarlar. Bu heykeli 2012 yılında Fatih Belediyesi yaptırmış. Demek ben iki yıldır buradan geçmemişim. Hâlbuki en az ayda iki kere buralara inerim. Fatih Belediyesi, bu heykeli, genelde çok ağır yükler taşıyan Sultanhamam hamallarının anısına yaptırmış. Çok da iyi yapmışlar. Hakikaten bu bölgede çalışan hamalların yükleri tekstil olduğu için çok ağırdır ve çok iyi organize olmuşlardır.

Heykelin kaidesinde Hamal (porter) yazıyor. Yani belediye turistlere yardımcı olmak için İngilizcesini de yazdırmış ama heykeli gören bizim İngilizce bilmeyen meraklı halkımız bu Hamal Porter ünlü birimiymiş diye soruyorlarmış. Yani bizim heykel Hamal Porter isminde önemli bir kişi olmuş. Tabi bununla ilgili hikâyelerde uydurulmuş. Bu Hamal Porter tek başına 300kg - 400kg yük taşırmış. Buraların en meşhur hamalıymış bu yüzden onun heykelini koymuşlar falan filan.. Tabi bunda benim babam hamaldı diye öğünerek halkın gözüne girmek isteyen bazı siyasilerimizin ve sonradan görme zenginlerimizin de kabahati var.

Benim gibi bu konuyu merak ederek hamallar ile sohbet eden birisi şöyle anlatıyor; “Daracık sokaklarda ilerlerken, sırtlarında kendilerinin üç dört katı büyüklüğündeki yüklerle ilerleyen müstakbel meslektaşlarımla karşılaşıyorum. Bu sıcakta nasıl taşıyorlar düşüncesiyle ilerlerken, han köşesinde dinlenen hamalları görüyorum. Sıcak ve yorgunluğun etkisiyle kendinden geçen hamallar, beyaz gömlekli, sert mizaçlı bir adamın, “Hıdır, Ali, Hasan, Memet dayı” diye bağırmasıyla yerlerinden fırlıyor. Semerleri bir çırpıda sırtlarına takıp sokağın başındaki kamyona doğru koşuyorlar. Arı gibi kamyonun etrafını sarıp kumaşları indirmeye başlıyorlar. Sonradan bağıran adamın bölük çavuşu olduğunu öğreniyorum. Elinde kâğıt kalem olan bir adam da ha bire isim yazıp karşısına çarpı atıyor. O da kolbaşı imiş. Kimin ne kadar yük taşıdığını yazıp herkesin adil bir şekilde pay almasını sağlıyormuş.

Biraz izledikten sonra kaldırımda semerine sırtını yaslamış dinlenen bir hamalın yanına yanaşıp selam veriyorum. Yerinden hafifçe doğrulan hamal selamı alıp beni buyur ediyor. “Bana göre iş var mı?” diye soruyorum. Beni şöyle baştan aşağı bir süzdükten sonra, “Bu Aşirefendi Bölüğü’nde tam 170 hamal var. Biz iş bulamıyoruz. İşler artık eskisi gibi değil hemşerim. Hem öyle her isteyen hamal olabilse biz ne yiyeceğiz” diyerek kibarca reddediyor. Ve ekliyor, “Aşağıda Bahçekapı Bölüğü var. Oraya bir bak istersen”

Bahçekapı Bölüğü Sirkeci’de Doğubank’ın altındaki sokakta konuşlanmış. 120 hamal çalışıyor. O sokakta genelde buzdolabı, çamaşır makinası ve benzeri eşyaları taşıyorlar. Hamallık hakkında edindiğim küçük tecrübenin yardımıyla orada bulunan hamallara bölük çavuşunu soruyorum. Yine beyaz gömlekli bir adamı gösteriyorlar. İsmi Selahattin çavuşmuş. Yanına varıp, “Selahattin çavuş! Vaktiniz varsa biraz konuşabilir miyiz” diye soruyorum. Ne konuşacağımızı sorduğunda iş aradığımı söylüyorum. Bana, “Git şu hanın içinde bir çay iç. Şu malları boşalttırıp geleyim” diyerek beni eliyle işaret ettiği yere gönderiyor.

Çok geçmeden geliyor, “Hoş geldin” diyerek elimi sıkıyor. Maşallah elleri de mengene gibi. Bir an “Biz işte böyle güçlüyüz” diyerek gövde gösterisi yaptığını falan sanıyorum. “Ben hamal olmak istiyorum” diyerek söze başlıyorum. Hafif bir tebessüm ediyor. “Demek hamal olacaksın. 150 kiloyu kaldırabilir misin?” diyerek espri yapıyor ve ekliyor, “Bu iş öyle herkesin yapacağı bir iş değil” Şöyle kaslarımı bir yokluyor, ellerime bakıyor, “Gerçi biz de bu işi anamızın karnında öğrenmedik. Ama senden hamal olmaz, senin biraz yontulman lazım. Parmakların çok ince, kas yok. Nasıl yapacaksın? Ama çok istiyorsan dene.”

Sohbet ilerlerken tecrübelerini anlatıyor. 34 yıldır hamallık yaptığını belirten Selahattin Çavuş, sadece Sirkeci ve Eminönü’nde 11 bölük bulunduğunu ve toplam bin 200 hamalın çalıştığını söylüyor. Hamallık için şartların ne olduğunu sorunca da, öncelikle boş bir kadro olmadan kimsenin işe başlatılmadığını söylüyor. Genelde Malatya ve Adıyamanlıların çalıştığı hamal piyasasında yeni gelenlerin de buralı olmasının şart olduğunu anlatan Selahattin Çavuş, hamallık mesleğinde hiyerarşik yapının da önemli olduğunun altını çiziyor, “Bir kere çavuş ve kolbaşına karşı saygılı olacaksın. Onların gözüne gireceksin. Sabah 08.30’da işe başlayacaksın, akşam 19.00’a kadar hiçbir yere ayrılmayacaksın. İşi aksatmayacaksın. Öyle yükün altına girdin mi ‘gıkın’ çıkmayacak. Kaç ton taşırsın belli olmaz. Bir de çok konuşmayacaksın. Bunları yaparsan evinde çorban kaynar. Dediğim gibi bunların olması için de öncelikle boş bir yer bulman lazım.” “Hiç yeni eleman almıyor musunuz?” diye sorunca da Selahattin Çavuş, “Birinin bırakması lazım. Ancak o zaman onun yerine yeni birisi gelir. Bırakınca da semerini alabilmek için onu razı etmek (Belli bir miktar hava parası vermek ) gerekir.” Hava parasının ne olduğunu ise sır gibi saklıyor. “Bizde belli olmaz. 1 milyar da olabilir fazlası da ama 5 milyara kadar çıkan yerler varmış. O konuda bir şey diyemem.”

Selahattin Çavuş beni ısrarlı görünce mesleğin olumsuzluklarını da anlatıyor, “Bu işte sigorta yok, hastalandın mı aç kaldın. Yükün altında düşüp ayağını kırarsan perişan olursun. Günlük çalışıp günlük yersin. Sen en iyisi başka bir iş yap. Çünkü hamallık en son yapılacak çaresiz adam işidir. Benden sana tavsiye. Bu meslek bu muhitte 400 yıldır yapılıyor. Kimseye bir şey kazandırmamış, sana da bu yaştan sonra kazandırmaz.”

11.04.2015
OKUR YORUMLARI
Mehlika Filiz Ulusoy
15.04.2015 12:15:00

Abdülkadir Bey,
Hamallık dünyanın en eski ve güç işlerinden biri. Hepsine Allah kolaylık versin. Dünyanın yükünü taşıyorlar. Edirne'de bir "süpürgeci" heykeli görmüştüm. Süpürgeci deyip geçmeyin, heykeli görünce zor zanaat olduğu anladım. Heykelin resmini İnternet'ten bulursunuz: "Edirne Süpürgeci Heykeli"

Çalı süpürgesi ile ev süpürmek de zor iştir. Başını örtüp ağzını burnunu bağlayıp, pencereyi açmalısın. Halı, süpürgenin eteği sık sık yıkanarak süpürülmelidir. Kar yağmışsa kürek kürek karı halının üstüne serperek süpürürseniz, halı pırıl pırıl olur. Büyük halıları çırpmak zordur. Bu durumda halı ters çevrilir, hamam tası da ters çevrilerek halının tersine incitmeden sürtülür. Halının tersinde bir iki gün yürümek önerilir.

Bu işler evin büyük kızı olarak bana düştüğü için işe başlayıp ilk maaşımı alınca, hemen eve bir "elektrik süpürgesi" almıştım.
Selam ve saygılar

Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ