A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

HAYDARPAŞA MERDİVENLERİNDE BİR MUCİZE

Değerli okurlar, Bazen hayatın akışı içinde öyle anlar yaşanır ki; 'tesadüf' deyip geçemez, şaşırıp kalırız. Hayat, en sıkıştığımız anda bize küçük bir göz kırpar. "Bu kadarı da olmaz" dediğimiz tesadüfler, aslında yaşamın kendi içindeki gizli dengesinin bir tezahürüdür.

Kıymetli dünürümüz Ersin Danıska (D. 1941), bizi 60 yıl öncesinin İstanbul’una, o siyah-beyaz karelerin içine götüren unutulmaz bir anısını bir sohbetimizde bizimle paylaşmıştı. Hafızasından süzülen bu anıyı bende sizinle paylaşmak istedim.

Rahmetli Feridun Fazıl Tülbentçi (Ö.1982) “bundan 50 yıl mukaddem” diye başlardı radyodaki sohbetlerine. Ben de öyle yapayım. Bundan takriben 60 yıl mukaddem Ersin Bey’in babası Halil Bey, eline 50 lira tutuşturur ve bir görev verir: 'Oğlum, Haydarpaşa Garı’na git, ablan Aysın ve kızı için Elâzığ Maden’e iki kuşetli bilet al.. 

Ersin Bey, gara vardığında evdeki hesap çarşıya uymaz; biletler 70 lira tutar.

Bundan sonrasını Ersin Bey’den dinleyelim;” Yıl 1962 ya da 1963... İstanbul’un o kendine has, aceleci ama huzurlu günlerinden biriydi. Rahmetli babamın verdiği görevi yerine getirmek için Karaköy’den vapurla Haydarpaşa’ya geçecek biletleri aldıktan sonra yine vapurla Haydarpaşa’dan Karaköy’e geçecek, oradan otobüsle Kurtuluş’taki evimize dönecektim.  Babamın verdiği 50 lira bilet parasıyla Haydarpaşa Garı’nın yolunu tuttum. Gara vardığımda evdeki hesap çarşıya uymadı, biletler 70 lira tuttu. Cebimde kendi param 20 lira daha vardı. Onu da ekleyip biletleri aldım ama eve dönecek param kalmadı. Hesapta olmayan bir fiyat farkıyla tüm paramı biletlere yatırınca, İstanbul’un ortasında 'beş parasız' kalmıştım. Haydarpaşa Garı’nın o heybetli merdivenlerinde, denize karşı kalakaldım. Çaresizlik içinde ceplerimi karıştırırken 15 kuruş bozuk para çıktı.   Oysa vapurda öğrenci bileti 25 kuruştu.

Haydarpaşa’dan Kurtuluş’a nasıl döneceğim? Yolum uzun ve aktarmalı. Cebimdeki bozukluk ise sadece 15 kuruş. Vapur için 10 kuruş daha lazım. "Şimdi ne yapacağım?" diye etrafıma bakınırken "belki" dedim içimden, "belki bir tanıdığa rastlarım." Ama kalabalık, kendi telaşının içinde akıp gidiyordu. Kimsenin kimseye bakacak hali yoktu. Birden, güneşin vurduğu alt basamaklarda bir parıltı gördüm. Önce bir cam kırığı sandım. Ya da atılmış bir gazoz kapağının güneşteki aldatıcı oyunu… Gayriiradi o noktaya doğru yönelmişim… Eğilip baktığımda, sanki bir el tarafından oraya benim için bırakılmış gibi duran metal bir on kuruş! Tam ihtiyacım olan miktar. Dünya o an sanki durdu. O küçük madeni parayı yerden aldığımda hissettiğim şey sadece bir para bulmanın sevinci değildi; hayatın bana göz kırpmasıydı. O küçük madeni para, sadece eksik olan vapur parasını tamamlamakla kalmıyor; beni evime ulaştıracak köprü oluyordu. Bazen hayat, eksik olanı, en beklemediğiniz yerde karşınıza çıkarıveriyormuş. Aceleyle o on kuruşu alıp kalkış düdüğü çalarken kendimi vapura attım.

Vapur hareket ederken arkada bıraktığım merdivenlere baktım. O 10 kuruşu oraya kim, ne zaman düşürmüştü asla bilemeyecektim.

Karaköy’e kadar gelmiştim, şimdi buradan Kurtuluşa nasıl gidecektim.  Aklıma babamın eski arkadaşlarından Tornacı Hamdi Erer amca geldi. At yarışından büyük ikramiye kazanmış, işini büyütmüş, Karaköy’ün büyük ve gösterişli hanlarından birisinde güzel bir işyerine sahip olmuştu. Hemen onun yanına gittim.

Durumumu anlatarak eve kadar gidebilmek için bir miktar para istedim. Önce birlikte bir kahve içtik sonra bana bir 50 lira verdi. O yıllarda asgari ücret diye bir şey yoktu ama bir işçinin haftalığı 40 lira ile 50 lira arasındaydı yani büyük para “Bu para çok, beni eve götürecek bir paraya ihtiyacım var” dediysem de “yanında bulunsun babana selam söyle” diyerek beni uğurladı.

Başıma gelenleri akşam babama anlattım. Birkaç gün sonra Hamdi Erer babamı aramış. Önce anormal bir durum olup olmadığını anlamak için oradan buradan sohbet edip kötü bir şey olmadığına kanaat getirdikten sonra sözü bana verdiği elli liraya getirmiş. Babam “haberim var olanı biteni bana anlattı” deyince rahatlamış. “Gençtir, delikanlıdır yanlış bir şey yapmasın, yanlış yerlere girip çıkmasın diye sana sordum” demiş.”

Ersin Bey 21-22 yaşındayken yaşadığı bu olayı anlatırken sanki o günü yeniden yaşıyormuş gibi heyecanlıydı.

Değerli okurlar, 20. yüzyılın en etkili psikolog ve düşünürlerinden birisi olan Carl Gustav Jung, buna eşzamanlılık diyordu. “Anlamlı tesadüflerin rastgele olmadığı, daha derin bir örüntünün parçası olduğu fikri. Bazen öyle mükemmel şeyler olur ki, açıklanamaz.”

Sonraki yazımda birisi ünlü İngiliz aktör Anthony Hopkins’in Londra’da başına gelen, birisi de İstanbul’un Çağlayan semtinde benim başıma gelen böyle akıl almaz iki tesadüfi olayı daha anlatacağım.

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ