A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

DERGÂH-I ALİ ve RİKAB-I HÜMAYUN KAPUCUBAŞISI ÇAPANOĞLU ABDÜLFETTAH BEY

(Tarihe merakı olanlar için)

Değerli okurlar, Osmanlı Devleti, pek çok âyan örneğinde olduğu gibi Çapanoğulları ailesi mensuplarına XVIII. yüzyılla birlikte çeşitli payeleri tevcih etmiştir. Bunlardan biri “Dergâh-ı Âlî kapucubaşılığı” diğeri de “Rikâb-ı Hümayun Kapucubaşılığıdır”

Dergâh-ı Âlî Kapucubaşısı: Osmanlı saray teşkilatında hem askeri hem de idari yetkileri olan, doğrudan padişaha bağlı üst düzey bir görevliyi ifade eder. Dergâh-ı Âlî: "Yüce Kapı" veya "Yüksek Saray" demektir.

Asıl görevleri saray kapılarını korumak olsa da zamanla protokolde çok önemli bir yere sahip olmuşlardır. Yabancı elçileri huzura kabulde onlara eşlik etmek, bayramlaşma törenlerinde düzeni sağlamak ve padişahın emirlerini ilgili yerlere iletmek başlıca görevleridir.

Kapucubaşılar, padişahın "has" adamları sayılırdı. Bu yüzden çok kritik ve gizli görevlerde padişahın özel temsilcisi olarak taşraya gönderilirlerdi. Örneğin; bir valinin azledilmesi, önemli bir isyanın bastırılması veya devletin çok gizli bir emrinin bir paşaya tebliğ edilmesi işini bizzat bir Kapucubaşı yürütürdü. Dergâh-ı Âlî kapucuları, Edirne ve İstanbul sarayları ile şehzade sancaklarındaki şehzade saraylarında hizmet etmişlerdir. Araştırmalarımda sarayda her daim 12-14 Çapanoğlu sülalesinden kapucubaşı olduğunu gördüm.

Rikâb-ı Hümayun Kapucubaşıları: Dergâh-ı Âlî Kapucubaşıları sarayın genel güvenliğinden sorumluyken, “Rikâb-ı Hümayun Kapucubaşıları” Padişah saray dışında olduğunda, yani ata bindiği andan itibaren devreye girerdi. Cuma ve bayram selamlıkları ile bayram merasimlerinde padişahın yanında yer almışlardır. Padişah ava çıktığında veya bir sefere çıkıldığında padişahın kaldığı devasa çadır Otağ-ı Hümâyun’un kapısında nöbet tutarlar güvenliği bizzat yönetirlerdi.

Osmanlı yönetimi, Çapanoğullarına söz konusu payeleri vermeden önce muhataplarının başarılarına ya da onlardan beklentilerine değinmiştir. Ardından sürecin bizatihi padişahın inisiyatifi neticesinde şekillendiğini hatırlatmıştır. Bu bağlamda kendisine paye verilen görevlinin önceki başarıları övülmüş, bundan sonra da faaliyetlerinin artarak devam etmesi beklenmiştir. Dolayısıyla Çapanoğullarının devlet için yerine getirdikleri hizmetlerin paye tevcihinde etkili olduğunun altı çizilmiştir.

Çapanoğulları sülalesinden Dergâh- ı Âlî kapucubaşılığı payesiyle taltif edilen ilk kişi Yozgat şehrini kuran Çapanoğlu Ahmed Paşadır. Ahmet Paşa’nın oğlu Çapanoğlu Mustafa Bey’den sonra Bozok sancağının idaresini devralan kardeşi Süleyman Bey de benzer payeler sayesinde gücünü artırmıştır. Mustafa Bey’in küçük kardeşi olduğu ve devlete sadakatle hizmet ettiğini belirtilen Süleyman Bey, Osmanlı sarayı ile irtibatını daha o dönemde henüz ağabeyi Mustafa Paşa hayatta ve sancağın idarecisi iken başlatmış, padişahtan kendisine Dergâh-ı Alî kapucubaşılığı payesi verilmesini istemişti.

Bunun üzerine emektarlardan olduğuna ve davranışlarının tecrübe edildiğine kanaat getirilen Süleyman Bey’e 3 Ocak 1775’te anılan paye verilmiştir. Güçlü ilişki ağını kullanmaktan çekinmeyen Süleyman Bey, fırsatını bulduğunda Osmanlı yönetiminden kendisi gibi oğulları için de paye taleplerinde bulunmuştur.

Cephede bizzat yer aldığı 1787-1792 Osmanlı-Rus, Avusturya Muharebeleri bu tür gelişmelerin yaşandığı dönemlerdendir. Süleyman Bey, söz konusu muharebe sürecinde cepheye gitmek üzere Bozok’tan İstanbul’a hareketinden evvel oğlu Abdülfettah Bey’i sancakta vekil bırakmıştır. Bu durumu ailesinin lehine değerlendirmek için de Osmanlı yönetiminden oğluna, önemli devlet işlerini kolaylaştırması ve memleketin zapturapt altına alınması sırasında nüfuzunu artırması için kapucubaşılık payesi verilmesini istirham etmiştir.

Bu sayede Abdülfettah Bey akranları arasında seçkin duruma gelmiştir. Verilecek payenin oğlunun nüfuzunu, kendisinin ise şevkini artırmasına vesile olacağını ifade eden Süleyman Bey, Osmanlı yönetimini iknaya çalışmıştır. İstanbul ise Süleyman Bey’in isteği karşısında Haziran 1790’da Abdülfettah Bey’e söz konusu payeyi tevcih etmiştir.

Abdülfettah Bey gibi Süleyman Bey’in diğer oğulları da farklı zamanlarda çeşitli rütbe ve payelerin verilmesiyle devlet nezdinde itibar ve unvan sahibi yapılmışlardır.

Bu bağlamda Abbas Hilmi Paşa ve Mehmed Celaleddin Paşalara vezirlik; Ahmed, Hamdi, Hamza, Mahmud, Ömer ve Selim Sırrı Beylere ise dergâh-ı âlî kapucubaşılığı payeleri tevcih edilmiştir. Bu sayede saygınlık kazanan aile üyeleri devlet tarafından resmi görevli olarak telakki edilmişlerdir.

Abdülfettah Bey, önce Kapucubaşı daha sonra müderrislik verilerek Halep kadısı yapılmış, daha sonrada Mekke ve İstanbul kadılıkları ile Anadolu ve Rumeli Kadıaskerliği payesi verilmiştir. Merhum Prof. Dr. Hakkı Acun (Çapanoğlu) da bir sohbetimizde Abdülfettah Bey’in  Sarayda Rikab-ı Hümayün Kapucubaşısı “Padişah’ın Huzura Kabul Kapucubaşısı” bir anlamda “Padişahın Genel Sekreteri” olarak görev yaptığından bahsetmişti. “Büyük Süleyman Bey’in oğlu Abdülfettah Bey, (Abdülfettah Efendi) ilmiye sınıfından olduğu için Efendi sıfatını taşıyordu, Kazasker sıfatıyla da divan üyesiydi.

Bazı kaynaklarda Abdülfettah Paşa olarak da geçen Abdülfettah Bey, bu nüfuzlu sülalenin geleneklerini sürdüren isimlerden biridir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde yaşamış, Anadolu’nun en köklü ve güçlü ailelerinden biri olan Çapanoğulları sülalesine mensup önemli bir figürdür. Sadece yerel bir figür olarak kalmamış, Osmanlı bürokrasisinde de çeşitli görevler üstlenmiştir. Abdülfettah Bey, sadece taşrada nüfuz sahibi bir sülalenin üyesi değil, aynı zamanda payitahtın kalbinde, padişahın en yakınında bulunan üst düzey bir saray görevlisiydi.

Abdülfettah Bey’in "Rikâb-ı Hümayun Kapucubaşılığı" görevi ve diğer kardeşlerinin de benzer görevlerde bulunması, Çapanoğulları ailesinin o dönemde sadece askeri ve ekonomik bir güç değil, aynı zamanda İstanbul’daki saray bürokrasisini de domine eden bir "siyasi hanedan" haline geldiğinin kanıtıdır. Bu önemli ayrıntı, ailenin neden "devlet içinde devlet" gibi görüldüğünü daha iyi açıklıyor; çünkü “bir ayakları Yozgat’ta halkın ve toprağın üzerindeyken, diğer ayakları doğrudan sarayda, karar mekanizmasının merkezindeydi.”

Süleyman Bey zamanında saraydaki görevli Çapanoğlu sayısı o kadar fazlaydı ki gerek İstanbul da gerek taşradaki tayinlerde Süleyman Bey, uygun gördüğü kendi adamlarını oralara tayin ettirebiliyordu. Bundan en fazla yakınanda Sultan 2. Mahmud imiş. Bu konuyu sık sık dile getirir, “her tayinin altından Çapanoğulları çıkıyor kurtulamadım şu gök gözlü heriften” diye şikâyet edermiş. “Neden yeis ediyorsunuz sultanım azledin gitsin” diyen vezirine de benim senin kadar aklım yok mu? Orduya bu kadar askeri kim temin edebilir?  Ordunun ve İstanbul’un et ve zahire ihtiyacını barut yapmak için güherçile ihtiyacını kim karşılayabilir” diye cevap vermiştir. Yine bir gün saraydaki bir tayin işine canı sıkılan padişah, veziri ile sarayın bahçesinde yürüyüş yaparken önlerine gelen bir taşı ayağı ile kenara atmak isteyen vezirine; “aman lala dokunma, onun da altından Çapanoğlu çıkabilir” dediği rivayet edilir.

 Abdülfettah Bey’in kariyerinin zirvesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun en sancılı ama en modernleşmeci dönemi olan III. Selim ve II. Mahmud devirlerine rastlar. Bu dönem, "Eski Düzen" (Nizam-ı Kadim) ile "Yeni Düzen" (Nizam-ı Cedid) arasındaki çatışmanın merkezidir.

Siyasi ve İdari Kariyeri: Abdüllfattah Bey, Tanzimat sonrası Osmanlı Devleti'nde kazasker sıfatıyla İstanbul’da bulunduğu dönemde yüksek yargı ve danışma organı olan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye  üyesiydi. Kazasker, şeri davalara bakan askeri hâkim demek olup yetkileri arasında kadı, müderris ve din görevlisi atamaları, kadı kararlarını bozma, değiştirme ve yeni kararlar oluşturma gibi maddeler vardır. Yani kadı kararlarına itiraz kazaskerliğe yapılırdı.

Abdülfettah Bey ve Saray Görevi: Abdülfettah Bey'in bu iki padişah dönemindeki rolünü şu başlıklarla derinleştirebiliriz:

1. III. Selim Dönemi ve Nizam-ı Cedid Destekçiliği: III. Selim, merkezi otoriteyi güçlendirmek için Anadolu’daki güçlü hanedanların (Ayanların) desteğine ihtiyaç duyuyordu. Çapanoğulları, bu dönemde İstanbul’un en büyük müttefikiydi.

 Askeri Lojistik: Abdülfettah Bey ve ailesi, III. Selim’in kurduğu Nizam-ı Cedid ordusuna sadece maddi destek sağlamakla kalmamış, Yozgat ve çevresinde bu ordu için asker toplamış ve eğitim tesisleri kurmuşlardır.

 Saraydaki Güven: Abdülfettah Bey’in Rikâb-ı Hümayun (Padişahın huzuruna kabul) görevinde olması, III. Selim’in reform sürecinde en güvendiği isimlerden biri olduğunu gösterir. Padişahın "özel kalem müdürü" gibi çalışması, reform karşıtı Yeniçerilere karşı saray içindeki dengeleri tutmasını sağlamıştır.

2. II. Mahmud Dönemi ve "Merkeziyetçilik" Sınavı: II. Mahmud tahta çıktığında (1808), önceliği yerel güçleri (Ayanları) tasfiye edip otoriteyi tamamen sarayda toplamaktı. Ancak Çapanoğulları, diğer isyankâr hanedanların aksine devlete sadık kalmayı başarmışlardır.

Arabuluculuk Rolü: Abdülfettah Bey, saray bürokrasisindeki tecrübesiyle, taşradaki ailesi ile İstanbul’daki sert otorite (II. Mahmud) arasında bir köprü görevi görmüştür.

Vaka-i Hayriye Hazırlığı: II. Mahmud'un Yeniçeri Ocağı'nı kaldırma (1826) sürecinde, Abdülfettah Bey gibi saray kökenli bürokratların sağladığı istihbarat ve sadakat hayati önem taşımıştır. Abdülfettah Bey’in ve kardeşlerinin sarayda bu kadar etkin olması, Çapanoğullarının sadece bir toprak ağası ve ayan olmaktan çıkarıp, imparatorluğun yönetici elit tabakasına dahil etmiştir. Bu durum, ailenin Yozgat'ta yaptırdığı eserlerde (Büyük Cami gibi) neden İstanbul'un o dönemki barok/rokoko mimari zevkinin yansıtıldığını da açıklar; çünkü Abdülfettah Bey, İstanbul’un estetiğini ve protokolünü bizzat sarayın içinde yaşamaktaydı.

Abdülfettah Bey’in İstanbul’daki yaşamı, sadece bir devlet memuriyeti değil, aynı zamanda imparatorluğun en kritik dönemecinde sergilenen bir denge politikası sanatıdır.

Sarayın içinde, padişahın adeta "sağ kolu" (Özel Kalem Müdürü) olarak görev yapan bir Çapanoğlu’nun İstanbul’daki sosyal ve siyasi portresini şu başlıklarla detaylandırabiliriz:

1. İstanbul’daki Sosyal Statüsü ve "Hanedan" yaşamı: Abdülfettah Bey, İstanbul’da sıradan bir bürokrat gibi değil, Anadolu’nun en güçlü ailesinin payitahttaki temsilcisi olarak yaşadı.  Kapucubaşılığı ve Rikâb-ı Hümayun görevleri gereği, saraya yakın bölgelerde (muhtemelen Beşiktaş veya Divanyolu civarında) görkemli bir konağa sahipti. Bu konak, Yozgat’tan gelen yerel heyetler ile İstanbul’daki yüksek bürokrasi arasındaki diplomatik köprüydü.

Kültürel Elçilik: Abdülfettah Bey, İstanbul’un Batılılaşma etkilerini (Barok ve Rokoko sanatı, yeni mutfak kültürü, protokol kuralları) bizzat yerinde deneyimleyip bunları Yozgat’taki imar faaliyetlerine aktaran ana figürdür.

2. Saray İçindeki Rakipler ve "Âyan-Merkez" gerilimi: Abdülfettah Bey'in saraydaki varlığı herkesi memnun etmiyordu. Özellikle iki büyük rakip grup ile sürekli bir denge kurmak zorundaydı. Enderun Kökenli Bürokratlar: Saray eğitiminden yetişen "mektepli" bürokratlar, Abdülfettah Bey gibi "taşra kökenli ve aile gücüne dayanan" isimlerin padişaha bu kadar yakın olmasından rahatsızlık duyabiliyorlardı. Onu bir "taşra aristokratı" olarak görüp nüfuzunu kırmaya çalışıyorlardı.

Rakip Âyan Aileleri (Örn: Alemdar Mustafa Paşa ve rakipleri): O dönemde Tuna boylarında güçlü olan Rusçuk Yaranı veya diğer bölgelerdeki güçlü ailelerin İstanbul’daki temsilcileriyle büyük bir nüfuz mücadelesi vardı. Abdülfettah Bey, Çapanoğullarının çıkarlarını korurken, diğer ailelerin padişah üzerindeki etkisini sınırlamak için Rikâb-ı Hümayun (huzura kabul) yetkisini stratejik bir koz olarak kullanıyordu.

3. III. Selim (1789-1807) suikastı ve Kabakçı Mustafa İsyanı’ndaki Zor Durum: 1807 yılındaki Kabakçı Mustafa İsyanı, Abdülfettah Bey için en zor sınavdı. Nizam-ı Cedid'in en büyük destekçisi olan Çapanoğulları, isyancıların (Yeniçerilerin) doğrudan hedefindeydi.

Hayatta Kalma Stratejisi: Abdülfettah Bey'in bu kanlı süreçte saray koridorlarında nasıl bir manevra yaptığı, ailesinin Anadolu'daki gücünü isyancılara karşı nasıl bir tehdit veya pazarlık unsuru olarak kullandığı, onun siyasi dehasının bir parçasıdır. Padişah III. Selim devrilse de Abdülfettah Bey ve kardeşleri II. Mahmud döneminde de yerlerini korumayı başarmışlardır; bu, Osmanlı bürokrasisinde nadir görülen bir "siyasi esneklik" örneğidir.

Abdülfettah Bey’in bu denge politikası sayesinde Çapanoğulları, II. Mahmud'un birçok güçlü ayan ailesini yok ettiği (yok etme/tasfiye) dönemden sağ çıkabilen ender sülalelerden biri olmuştur.

Özetle: Abdülfettah Bey, Çapanoğlu ailesinin gücünün zirvede olduğu dönemlerde yaşamış, bir devlet adamıdır. Ölüm tarihi olarak mezar kitabesinde “Abdülfettah Beyefendi Hazretlerinin ruh-u şerifiyçün el - Fâtiha, sene 1255 FiZ. 14 (18. Şubat 1840 Salı) yazıyor.

Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.

 

Kaynakça:

Dergâh-ı Âlî Kapıcıbaşı Ağalar Defteri- Duygu- Uzunçarşılı- Özkaya- Mert-Pakalın-Afyoncu-Mehmed Süreyya- Acun.

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ