A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

BU NE PERHİZ, BU NE LAHANA TURŞUSU ?

Değerli okurlar, bu yazımda yalnız benim değil konu açıldığında etrafımdaki insanların da çok öfkelendiği bir konudan bahsedeceğim.

Bir yanda; yıllardır hekim kontrolünde kullanılan, panik atak, anksiyete, uykusuzluk gibi durumlarda hastayı hayata tutunduran hafif antidepresan ilaçlar… Örneğin, Diazem gibi benzodiazepinler, uzun bir zamandır “bağımlılık” gerekçesiyle yeşil reçeteye bağlanmış durumda. Halbuki yıllardır eczaneden alınabilen bu ve bunun gibi anksiyete ilaçları 1 Nis 2019 da Yeşil Reçeteye bağlandı. 1971 yılında İş Bankası Bayrampaşa şubesinde yaşlı şube müdürü ile 8 ay süren didişmelerimiz sonunda bel ağrısı şikâyetim başladı.  Doktor muayenede bir şey bulamayınca işyerinde bir sıkıntın mı var mı diye sordu. Ben de kısaca anlattım. Dedi ki bende öyle tahmin etmiştim. Sinirsel siyatik olmuşsun sana diazem yazayım dedi. Diazemle tanışmam böyle oldu. Sonra zaman zaman ihtiyacım olduğunda eczaneden alıp birkaç gün kullanım rahatladım. Yıllarca bir kutu diazem evimizde bulundu. Birkaç gün üst üste uyuyamadığımızda eşimde bende kullandım. Uykumuz düzene girdi. Ama hiçbir zaman devalı kullanmadık.  Ama şimdi yeşil reçeteye bir bağlanan bu ilaçları kullanan insanlar adeta “potansiyel suç aleti” muamelesi görüyor.

Öte yanda; sokak aralarında satılan sentetik uyuşturucular, bonzai türevleri, haplar, kimyasal karışımlar… Ne reçete var ne denetim ne yaş sınırı. Satıcıya ulaşmak çocuk oyuncağı, ama ilaç için devlete ulaşmak neredeyse imkânsız. Yasaklı madde kullanım yaşı ortaokula kadar düşmüşken, bu tabloya hâlâ “mücadele ediyoruz” demek, en hafif tabirle halkın aklıyla alay etmektir

Anksiyete ilaçlarının yeşil reçeteye bağlanmasını gerekçesi belli: “Bağımlılık riski.” Peki soralım o zaman: Sokakta satılan sentetik uyuşturucular ortadayken, kullanım yaşının ortaokul çağına düştüğü yazılırken, bağımlılık riski gerçekten bu ilaçlarda mı? … Gençler sentetik uyuşturucular ile, hapla, kimyasal zehirlerle hayatını kaybederken… Devletin refleksi ne oluyor? Kolay olanı yapmak.

Bunun vatandaş için anlamı çok net: Doktora ulaşamazsan, ilaca da ulaşamazsın. Vatandaş, zaten aylar sonrasına verilen randevular arasında sıkışıp kalıyor. Tedavi gecikiyor, mağduriyet büyüyor

Bir ülkede sağlık politikası ile sokaktaki gerçeklik bu kadar zıt olabilir mi?

Oluyormuş. Denetleyebildiğini sıkı sıkıya bağlamak, denetleyemediklerini ise görmezden gelmek. Bu bir mücadele değil, bu bir idare etme çabasıdır. Bu, sağlık politikası değil, dosya düzenleme mantığıdır. Gerçek mücadele; hastayı cezalandırmakla değil, zehri kurutmakla olur. Aksi hâlde bedelini hep birlikte ödemeye devam ederiz.

Ama asıl trajedi burada başlıyor.  Doktora ulaşamayan, ilacına erişemeyen, tedavi alamayan kişi ya acısıyla baş başa kalıyor ya da merdiven altı, çok daha tehlikeli yasa dışı yollara itiliyor. Yani “koruyalım” derken, insanı yasa dışına iten bir sistem kuruluyor. Bir yanda reçeteyle, dozuyla, kontrolüyle verilen ilaçlar… Diğer yanda sokakta, kontrolsüz, ölüm saçan kimyasallar…Hangisi daha büyük tehdit?

Soruyu daha açık soralım:

Devlet neyle mücadele ediyor, kiminle uğraşıyor? Kolay olanla. Devlet; Eczaneyi denetliyor, reçeteyi sıkılaştırıyor, vatandaşı doktor kuyruğuna diziyor.

Çünkü bu ucuzdur, zahmetsizdir, istatistiği güzeldir. Dosya kapanır, rakamlar düşer, “önlem aldık” denir.

Ama sokakla uğraşmak zordur. Çeteyle uğraşmak zordur. Zehir taciriyle mücadele etmek risklidir. Orada siyaset vardır, rant vardır, görmezden gelinen ilişkiler vardır.

Sonuç? Devlet, kontrol edebildiğini cezalandırır, kontrol edemediklerini ise görmezden gelir. Buna politika denmez, buna kaçış denir.

Yani devlet, “bağımlılıkla mücadele ediyorum” derken insanı daha tehlikeli bağımlılıklara iter. Bu çelişkinin adı halk dilinde bellidir: Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

Oysa gerçek şu:

Uyuşturucuyla mücadele, hastayı sıkıştırmakla olmaz. Uyuşturucuyla mücadele, eczacıya yüklenmekle olmaz. Uyuşturucuyla mücadele, doktoru jandarma gibi kullanmakla olmaz. Gerçek mücadele; Okul önünde satıcıyı bitirmekle, çeteye dokunmakla, gençliği umutsuzluğa iten politikaları sorgulamakla olur. Ama bunlar cesaret ister. Bunlar bedel ister. Bunlar samimiyet ister.

Benim önerim şudur; Diazem gibi hafif antidepresanları aile hekimleri reçetelesin ama buna bir kota konsun.Zaten ilaçların tümünde kota uygulaması var. İlacınız bitmeden yenisini alamıyorsunuz. Bu tür ilaçlarda böyle reçetelensin. Yeşil reçete listesinden çıkarılsın. Kurunun yanında yaş da yanmasın. Birkaç sorumsuz yüzünden masum insanlar cezalandırılmasın. Hollanda da uyuşturucular serbestçe satılırken biz ihtiyacımız olan bu ilaçlardan mahrum bırakılmayalım.

Bakın, bu düzen böyle devam ederse kaybeden yalnızca anksiyete hastaları olmayacak. Kaybeden; sokakta savrulan gençlik, çöken toplum ve sessizce normalleşen çürüme olacak. Yani “koruma” adına atılan adım, riski büyütecek.  Ve biz, yıllar sonra dönüp yine aynı soruyu soracağız:

Bu ne perhizdi, bu ne lahana turşusuydu?

Not: İş Bankasındaki gerginlik ne oldu derseniz. Müdür sonunda beni Bölge Müdürlüğüne şikâyet etti. Bölge Müdürü Orhan Uzay Bey beni dinledi. “Anladım sen epey bir üzüntü yaşamışsın seni evine yakın bir yere verelim” dedi. Evimiz Lalelideydi, Yeşildirek şubesine tayin edildim yürüyerek gittim geldim. Müdürü Bayrampaşa gibi mevduatı ve kredili müşterisi çok olan büyük bir şubeden Kasımpaşa gibi küçük bir şubeye tayin ettiler.

 

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ