A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

BİR KİTAP (2)

Değerli okuyucularım, geçen yazımda kaldığım yerden devam ediyorum. Bu defa kitabın ikinci bölümü “Orta Anadolu Bozkırlarında Bir Yesevi-Babai Türkmen Şeyhi Emirci Sultan” hakkında çok kısa bir tanıtım yapmaya çalışacağım.

Kendi zaviyesindeki belgelerle arşiv belgeleri şeyhimizi “Emirci” veya “Emirce Sultan” şeklinde zikrediyorlar.

************************

“Sultan” unvanına gelince, çoğunlukla Bektaşiler tarafından büyük Bektaşi şeyhleri ve Emirci Sultan gibi Bektaşi geleneğine sokulan büyük şeyhler hakkında kullanılan bu unvan, Tasavvuf geleneğinde yaklaşık 13. yüzyıldan itibaren genellikle büyük sufilere verilmekteydi. Sufiler kendi şeyhlerini “mana âleminin sultanı” kabul ettiklerinden, onların bu unvan ile zikredilmeleri âdet haline gelmiştir.

************************

Emirci Sultan, benzeri pek çok sufi gibi, daha yaşadığı dönemde karizmatik bir imaj yaratmış, bu sebeple belki o zamandan itibaren hayatı menkabelerle karışmaya başlamıştı. Ama henüz elimizde bir menakıbnamesi bulunmaması, fakat daha büyük bir ihtimalle, bir kırsal kesim velisi olduğu için döneminin yazılı literatürü’ne yansımamış olması sebebiyle bu menkabelerin sayıca fazla olmadığını, bilinenlerin ise, bir kaçı müstesna, yerel ve şifahi nitelikte kaldığını gözlemliyoruz. Bununla beraber bunlardan özellikle birinin Emircim Sultan hakkında bize hayli önemli veriler sağladığını söyleyebiliriz.

************************

Emirci Sultana dair ilk kayıt Bektaşi geleneğinde yer almaktadır. Bu kayıt Gelibolulu Âlinin eserinden çok daha önce kaleme alınan Vileyetname-i Hacaıbektaş-ı Velide’ ki menkabedir. Buradaki menkabede Emir-i Çin Osman’ın adı “ Emircem Sultan” olarak geçiyor. Vilayetnameye göre Emircem Sultan Karaöyük’ün (şimdiki Hacı Bektaş kasabası) kuzey taraflarında, Hacı Bektaş-ı Velin’in bu köye yerleşmesinden sonra gelip mekân tutmuş ve burada büyük bir tekke yapmıştır. Her iki velinin de biri birilerine karşı yakın bir alaka ve sevgisi vardır. Hatta bir gün Emircem Sultanın huzurunda rüzgâr’ın açtığı zarar ve ziyandan söz açılmış, o da “güneyde Hacı Bektaş gibi ulu bir zat olduktan sonra tasa etmeye gerek olmadığını” söylemiştir. Aynı şekilde bir gün Hacı Bektaş’ın yanında sıcaktan şikâyet etmişler, o da “kuzeyde Emircem Sultan gibi bir kişi bulunduktan sonra üzüntüye yer vermemek gerektiğini” bildirmiştir. Günlerden bir gün birisi, Emircem Sultanın zaviyesine kurban etmek üzere bir öküz getirir, fakat şeyh bunu kabul etmez. O da öküzü alıp Hacı Bektaş-ı Veli’nin zaviyesine götürür. Onun kabul etmesi üzerine, öküzü getiren zat, “ Emircem Sultan kabul etmedi siz ettiniz” deyince şeyh,”Emircem’imiz server bir şahindir ki değme nesneye konmaz” cevabını verir. Bunun üzerine o kişi tekrar Emircem’in zaviyesine döner ve kendisinin kabul etmediği kurbanı Hacı Bektaş’ın kabul ettiğini bildirir. Buna Emircem’in verdiği cevap da şudur. “Hünkâr bir deryadır ki değme nesne bulandırmaz, o deryada kaybolur”. Yazılı kaynaklarda Emircem Sultanı anlatan en eski metin işte budur.

************************

Değerli okuyucularım, Emircem Sultan ile ilgili çok menkabe var. Ben bunlardan birini arz edeceğim.
Kastamonu müdde-i umumi muavini iken (savcı yardımcısı), 1900’ lerin başlarında Yozgat’a seyahati sırasında tekkeyi ziyaret eden Çapanoğulları’ndan Yusuf Ziya Bey tarafından, o zamanki şeyhlerin ağzından dinlenmiştir. Şeyh Nuri ve şeyh Hacı Emin Efendi adlarındaki bu zatların anlatışına göre Emircem Sultan, aşağı yukarı 800 yıl evvel Melik Danışmend Gazi zamanında Horasan’dan Rum’a göç ederek sonradan Osman Paşa Tekkesi adıyla bilinen bu köyde yerleşmiş ve halkı irşada başlamıştır. O sıralarda Selçuklu vezirlerinden Osman Paşa adında bir zat Sivas’a vali tayin edilmiştir ve memuriyet yerine gitmektedir. Köyden göçerken, zaten önceden temiz ahlakı ve kerametleri sebebiyle büyük bir şöhret sahibi olduğunu işittiği şeyhi görmek ister ve zaviyesine misafir olur. Burada şeyhin faziletine, bilgi ve kerametlerine kendi gözleriyle şahit olan Osman Paşa, gece rüyasında valiliği bırakıp Emirci Sultan’a mürit olması teklifiyle karşılaşır. Rüyasını tesiri ile sabahleyin kalkınca

Âleme baş olmak bir ulu kavga imiş
Bir veliye bend olmak her şeyden evla imiş

Diyerek şeyhin müridi olur. Bu mübarek kişinin yanında kalarak feyzinden ve sohbetlerinden istifade etmenin çok daha iyi olacağını düşünerek vazife yerine gitmekten vazgeçer. Nihayet bir istifa mektubu yazarak hükümdara gönderir. Sonra zaviye civarında bulunan birkaç köyü ve bir kısım araziyi satın alarak buraya vakfeder; O günden sonra da bu tekkenin adı Osman Paşa Tekkesi olarak şöhret bulur.

****************************

Emirci Sultan’ın hiçbir tereddüde yer bırakmayacak kadar açıklıkla Selçuklu hükümdarları I. İzzettin Keykavus ile I. Alaeddin Keykubad ve oğlu II. Gıyasettin Keyhüsrev devirlerinde (1200-1246 yılları arası) o zamanki adıyla Danişmendiye vilayetinde, yani bu günkü Yozgat ili havalisinde yaşamış olan önemli bir şeyh, bir Türkmen babası olduğu anlaşılıyor. Nitekim Evâhiru Zi’l-ka’de 794 (Ekim başları 1392) tarihli icazetname onu şu önemli lakaplarla zikrediyor. Kutbu’l-evliya’ ve ‘umdetü-l asfiyâ ve zübtedü’l-ârifin sultânu büdelâi’l-‘alemin ‘ataşânu Hazreti’llahi Te’âlâ Hazreti Emirci

Değerli okuyucularım sizlere Emirci Sultan denizinden bir damla sundum, gerisi bir hayli bilgi ve belgelerle kitabın içinde. Bu eseri büyük araştırma ve emekle kültürümüze kazandıran Yozgatlı hemşerimiz değerli Hocam Prof. Ahmet Yaşar Ocak Beyefendiye teşekkürlerimi arz ediyorum.

Kitap isteme adresi: Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Gazi Üniversitesi Rektörlük Kampüsü, Araştırma Merkezleri Binası, Kat 2 No.11 06502 Teknikokullar/Ankara

12.11.2013

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ