A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

“BABALA GİDESİCE”

Değerli okurlar, çocukluğumuzda bilhassa çaresiz kalan hanımlarım ağzından sıklıkla duyduğumuz “Babalara gidesice” bedduasının doğrusu “Babala gidesice" dir.

Yürekten söylenmiş bu okkalı beddua, bu yöreye özgü sitem dolu bir kınama sözüdür. "Babala gidesice" ifadesi tam olarak "Vebale giresice, günahı boynuna kalasıca, ahı altında kalasıca" demektir.

Her yörenin kendine has bir ruhu, o ruhun da kelimelere bürünmüş bir elbisesi vardır. Bazı kelimeler vardır ki, sözlüklerin o soğuk sayfalarına hapsetseniz de sığmaz; canı vardır, damarı vardır, yaşanmışlığı vardır. İşte bizim Yozgat coğrafyasının bağrından kopan, ilk duyulduğunda belki bir yabancıya sıradan bir serzeniş gibi gelen ama derinliğine inildiğinde adeta bir ahlak manifestosu barındıran o muazzam ifade de tam olarak budur: "Babala gidesice!.."

Bizim buralarda bu söz, öyle gelişi güzel, havadan sudan sebeplerle sarf edilmez. İçinde birikmiş bir haksızlığın, çiğnenmiş bir kul hakkının, kalbe indirilmiş ağır bir darbenin ya da eline yüzüne bulaştırılmış bir emanetin ağırlığı vardır. Birine "Babala gidesice" denmişse, orada durup bir düşünmek gerekir.

Çünkü bu kelimenin aslı, mayası yukarda vurgulamaya çalıştığım "vebal"dir.

Zamanla Yozgat’ın o samimi, ama içten gelen şivesiyle yoğrularak "Babala" sonra da “Babalara” olmuştur. Aslında özü itibariyle; İnancımızın ve kültürümüzün en hassas olduğu çizgiye, yani kul hakkına yapılan o derin vurgudur.

Bugün modern dünya, haksızlıkları şık kelimelerin, kibar bahanelerin arkasına gizlemeyi çok iyi beceriyor. Biri kalbinizi mi kırdı? "İletişim kazası" deyip geçiyorlar. Biri hakkınızı mı yedi? "Ticari risk" deyip sıyrılıyorlar. Bir işi eline yüzüne bulaştıranlar mı var? "Tecrübe eksikliği" diyerek üstünü örtüyorlar.

Ama Anadolu insanının, Yozgatlının bu yapmacık hafifletmelere karnı tok. O, haksızlığın karşısına dikilir; sitemini de öfkesini de o okkalı, eğilip bükülmeyen şivesiyle, tek bir cümleyle tarihe not düşer gibi haykırır: "Babala gidesice!"

Bu sözde hem bir adalet beklentisi hem de ilahi bir havale vardır. "Sen bu hakkı çiğnedin, bu kalbi kırdın; benim sana gücüm yetmeyebilir ama bu vebal senin boynundadır, bu günahın altından kalkamazsın" niyetinin dildeki en samimi, en ağır karşılığıdır.

Yozgat’ın ayazı ve sert rüzgârı dağları döverken, köylerde hayat, ocağın başındaki bir tas çorbaya ve ambarın dibindeki üç beş çuval buğdaya sıkışırdı. O yıllarda köylünün gözü kulağı, ununu öğütüp kışlık zahiresini çıkaracağı koca değirmendeydi. Değirmenin başında ise babasından kalma değirmeni işleten, hırsı aklından, hilesi adaletinden büyük Topal İbrahim dururdu.

Topal İbrahim, unun hakkını tam vermezdi. Köylünün günlerce sırtında taşıdığı, alın teriyle ektiği buğdayı öğütürken haktan kestiği tekne payını hep fazla tutardı. Herkes bilir, fısıldaşır ama kış kapıda olduğu için kimse sesini çıkaramazdı.

Bir Kasım ikindisi, köyün dullarından Hatice Kadın, iki yetiminin rızkı olan son çuvalı bir kağnıyla değirmene getirdi. Buğdayı azdı ama özenle seçilmiş, tertemizdi.

"Aman İbrahim Efendi," dedi Hatice Kadın, yorgun ellerini önlüğüne silerek. "Bu kış çocukların boğazından geçecek tek lokma bu. Değirmenin hakkını neyse vereyim ama gözünü seveyim teknenin payını helalinden koy."

Topal İbrahim, Hatice Kadın arkasını dönüp çocukların kağnısına bakarken, buğdayın en has yerinden iki koca ölçek alıp kendi ambarına döküverdi. Kadın döndüğünde çuvalın hafiflediğini, çıkan unun umduğundan katbekat az olduğunu gördü. Gözleri doldu, yüreği titredi. İbrahim’in ambarının kenarından dökülen kendi has buğdayının tanelerini gördü ama ne fayda; karşısındaki adam güçlüydü, arsızdı.

Hatice Kadın, un çuvalını kağnıya yüklerken arkasına döndü. Gözlerinden süzülen iki damla yaş Yozgat’ın toprağına düşerken, değirmenin kapısında duran İbrahim’in yüzüne baka baka, göğsünün en derininden kopan o okkalı sitemi savurdu:

"Benim yetimlerimin hakkını o karanlık ambarına nasıl döktüysen, bu dünya da sana dar gelsin İbrahim! Babala gidesice!..Dedi.  Bu yetimlerin ahı altında kalasın, bu vebal seni iflah etmesin demekti.

Topal İbrahim bıyık altından güldü, "Hadi yürü kadın, işimiz gücümüz var," diyerek sırtını döndü.

Anadolu’nun toprağı sabırlıdır ama vebali ağırdır.

O gecenin köründe, Yozgat dağlarından öyle bir çığ, öyle bir sel koptu ki, değirmenin kurulu olduğu vadide yer yerinden oynadı. Köylüler sabaha karşı gürültüyle uyandıklarında değirmenin olduğu yere koştular.  O koca değirmen taşları çatlamış, ambarlar patlamış ve Topal İbrahim’in hileyle doldurduğu o koca buğday çuvalları sel sularına kapılıp çamura gömülmüştü.

İbrahim canını zor kurtarmış, dizlerine kadar çamura batmış bir halde, çatlayan değirmen taşının üstünde çaresizce oturuyordu. Ne hileyle aldığı unlar kalmıştı geriye, ne de o kibirli duruşu.

Köylüler uzaktan ona bakarken kimse elini uzatmadı. Herkesin kulaklarında Hatice Kadın’ın dünkü o titreyen ama dağları deviren sesi yankılanıyordu: "Babala gidesice..."

O günden sonra Yozgat’ın o köyünde ne zaman biri birinin hakkına el uzatacak olsa, değirmenin o çatlak taşı hatırlanır ve büyükler çocuklarına tembih ederdi: "Aman oğul, mal mülk kazanılır ama bir mazlumun 'babala gidesice' sitemini alırsan, o vebal yedi sülaleni un ufak eder."

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ