A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

ATATÜRK'ÜN İZMİT TOPLANTISI

Değerli okurlar, bugün 16 Ocak 2023. Milli Mücadele tarihimizde önemli bir yeri olan Atatürk'ünİzmit Basın Toplantısı'nın 100. yıldönümü.  16 Ocak 1923 gecesi saat 21.30’da başlayıp sabaha karşı 03.00’e kadar süren bu toplantıda hazır olan gazeteciler Atatürk'e sorular sordular. Atatürk’ün yanıtları da çok kapsamlı ve önemliydi.

Söz konusu toplantının daveti, ilgili gazetecilere Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin İstanbul Temsilcisi Dr. Adnan Bey (Adıvar) ve eşi Halide Edip Hanım (Adıvar) aracılığıyla ulaştırılmıştır. Vakit başyazarı Ahmet Emin Bey (Yalman), Tevhid-i Efkâr başyazarı Velid Bey (Ebüzziya), İleri başyazarı Suphi Nuri Bey (İleri), İkdam yazarı Yakup Kadri Bey (Karaosmanoğlu), Tanin yazarı İsmâil Müştak Bey (Mayokan), Akşam yazarı Falih Rıfkı Bey (Atay), Yenigün başyazarı Yunus Nadi (Abalıoğlu) ve Kızılay Başkanı Hamit Bey’ İstanbul’dan gelip toplantıya katılanlar arasındadır. Ayrıca İleri gazetesinin İzmit muhabiri Kılınçzade Hakkı Bey (Kılıç) de İzmit kökenli bir gazeteci olarak toplantıda hazır bulunmuş dört kişilik bir ekip de görüşmeleri not etmiştir.

Toplantı, İzmit’te halk arasında “Saray” diye anılan İzmit Kasrı’nın alt katındaki salonda yapıldı. Toplantıda konuşulanları kaydetmek üzere, TBMM’den dört tutanak kâtibi görevlendirilmişti. Bu da toplantının önemini gösteriyordu.

Atatürk, annesinin İzmir’de vefat ettiğine ilişkin haberi almasına karşın, programını bozmayarak katılmıştır. Toplantıda Atatürk önce gazetecilerin sorularını almış, bu sorular doğrultusunda konuşulacak konuları tespit etmiş, daha sonra da ana başlıklar altında bazı konuları ayrıntılarıyla ele almıştır.

Bu toplantıda Mustafa Kemal’e “Türkiye’de kurulacak yeni rejim, Musul konusu, Kürt sorunu, devletin dini olacak mı, laiklik” gibi can alıcı sorular soruldu. Atatürk savaştan sonra ilk kez basının karşısına çıkıyordu ve bu yakıcı sorulara ilk kez çok açık ve kapsamlı yanıtlar verdi. Lozan’da yapılacak Barış Konferansı’na Osmanlı Devleti ve Ankara hükümeti ayrı ayrı davet edildiler. Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri İstanbul ve Ankara’yı Barış Konferansı’na ayrı ayrı davet ederek konferansta İstanbul-Ankara çelişkisi yaratmak ve bundan yararlanmak istiyorlardı.

Osmanlı Devleti’nin son sadrazamı Tevfik Paşa, Lozan’a gidecek bu iki kurulun bir araya gelip birleşik öneriler paketi hazırlanması için Mustafa Kemal’e ve TBMM’ye başvurmuştu…

Osmanlı’nın son sadrazamı Tevfik Paşa’nın ısrarla yaptığı bu başvurunun anlamı şuydu: “Zafer kazanıldı, padişah yerinde oturuyor. Sadrazam da burada, bu düzen sürecektir. O nedenle Barış Konferansı’na ayrı ayrı gitmeyelim ve Barış Konferansı’nda görüşülecek konular üzerinde konuşup uzlaşmaya varalım.”

Halifeye ve saltanata bağlı olanlar zaten Milli Mücadele’nin ve 3,5 yıl süren savaşların “padişahımızı esaretten kurtarmak için” yapıldığına inanıyorlardı. Konu Meclis’e geldi. Kuvayı Milliyeci milletvekilleri İstanbul hükümetinin Barış Konferansı’nda temsil edilmesine karşı çıkarken özellikle kökeni hoca olan kimi milletvekilleri de padişahlığın devamı için Barış Konferansı’na İstanbul ve Ankara’nın bir kurul olarak birlikte gitmelerini istiyorlardı. TBMM’de konuyla ilgili olarak yapılan görüşmeler sonunda Padişahlığın ‘ilga edilmesi’, ortadan kaldırılması yönünde verilen önergeler Anayasa, Adalet ve Şeriye komisyonlarının ortak toplantısında ele alındı. Ancak özellikle Şeriye Komisyonu üyesi hocalar direniyorlar, uzun konuşmalar yapıyorlar, hatta açıkça “hilafetin saltanattan ayrılmayacağını” savunuyorlardı.

Hiç kimse de cesaret edip bu iddialara yanıt vermiyordu. Komisyon toplantısını arka sıralarda izleyen Mustafa Kemal, o dramatik anı şöyle anlatıyor: “Bu iddiaların yersizliğini ortaya koyup çürütmek için özgürce konuşabilecek olanlar ortaya çıkar görünmediler. Biz çok kalabalık olan bu odanın köşesinde bu tartışmaları dinliyorduk. Bu şekilde görüşmelerin istenilen sonuca varmasını beklemek boşunaydı.”

Sonunda, Mustafa Kemal dayanamadı, söz istedi. En arkada olduğu için önündeki sıranın üstüne çıktı ve konuşmaya başladı.  Özetle şöyle diyordu:

Efendim; hâkimiyet (egemenlik) ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye ilim gereğidir diye, görüşme ve tartışmayla verilmez. Hâkimiyet, saltanat, kuvvetle, kudretle ve zorla alınır.

Millet hâkimiyetini eline almıştır.

Mesele bu gerçeği kanunla ifadeden ibarettir.

Bu mutlaka olacaktır.

Burada toplananlar, Meclis ve herkes konuyu doğal olarak karşılarsa, sanırım ki uygun olur.

Aksi takdirde, yine gerçek, usulüne uygun olarak ifade edilecektir.” “(Mutlaka olacaktır. Belki de bazı kafalar kesilecektir.

Bunun üzerine Komisyon Başkanı, Ankara milletvekillerinden Hoca Mustafa Efendi, “Affedersiniz efendim, biz konuyu başka bakımdan ele alıyorduk; açıklamalarınızla aydınlandık” dedi. Konu sonunda karma komisyonca kabul edilerek çözüme bağlandı.

Ardından Meclis kararıyla padişahlık kaldırıldı, saltanat kurumu tarihin derinliklerine gönderildi. Meclis’in saltanatı kaldırmasından 16 gün sonra Padişah Vahdettin, 16-17 Kasım gecesi İngiltere devletine sığınarak İstanbul’u terk etti..

Kaynak: Sayın Alev Coşkun'un Cumhuriyet gazetesindeki yazısı ve Atatürk Ansiklopedisi

OKUR YORUMLARI
Alim Gürerk
16.01.2023 07:51:35

Sayın Çapanoğly, tebrik ve teşekkürlerimi sunarım. Konuya ilişkin küçük bir noktayı özelden soracağım. Saygılarımla,

Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ