A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

ARKAMDAN NE DERLER?

Değerli okurlar, toplum yaşamında bazı cümleler vardır ki hem sade hem de şaşırtıcı derecede belirleyicidir. Bunların başında da kuşkusuz “Arkamdan ne derler?” düşüncesi gelir. Bu cümle, insanın iç dünyasında sessiz bir fren, bir denge noktası ve bir öz denetim mekanizmasıdır. Ahlak da çoğu zaman tam burada başlar.

Ahlak, sadece inançtan değil; vicdan, sorumluluk, saygı ve karakter bütünlüğünden doğar. Bir insanın geride “iyi bir hatıra” bırakması için dindar olması şart değildir; iyi niyetli, adil ve ölçülü olması yeterlidir. İster inançlı olsun ister inançsız ister hayatta olsun ister ebediyete uğurlanmış. İnsan onurunun özü, geride nasıl bir iz bırakmak istediğidir. Bu kaygı, insanı yalan söylemekten de alıkoyar, haramdan da kul hakkından da. Zaten ahlakın özü de budur: “Ben yokken benden nasıl söz edecekler?”

Ama mesele şu ki: Günümüzde her şey bir “fasa fiso” cüretine dönüştü. Bir insan, istediği kadar koyu dindar olsun. Sakalının uzunluğu, tespihinin büyüklüğü, dilindeki ayetlerin çokluğu ona bir itibar kazandırmaz. Eğer “Arkamdan ne derlerse desinler!” diyebiliyorsa, ortada ne inanç vardır ne de ahlak. Çünkü inanç, kişinin elini vicdanına koyduğu en mahrem alandır. Vicdan sustu mu gerisi sadece dekordur; süs, gösteriş, etikettir.

Ülkemizde zaman zaman toplum tarafından tanınan isimlerin, özellikle de siyasi ve dini konularda sorumluluk üstlenmiş kişilerin açıklamaları veya davranışları geniş bir değerlendirme sürecine tabi tutulur. Bu son derece doğal bir durumdur; çünkü toplum, makamla birlikte daha yüksek bir nezaket, daha yüksek bir hassasiyet bekler.

Nitekim geçmişte Diyanet İşleri gibi bir makamın sahibi olmuş, toplumun en hassas kurumlarından birini yönetmiş isimlerin bile bu sınavda sınıfta kaldığını gördük. Makamın ağırlığı kadar sözün ağırlığını da taşımak gerekirdi. Ama o makamdan geldiği iddia edilen “ağırbaşlılık”, kibirin karanlık dehlizlerinde kayboldu.

 Sonuçta hepimizin ortak arzusu, bu makamları taşıyan kişilerin toplumu birleştiren, sözleriyle güven veren, davranışlarıyla örnek olan insanlar olmasıdır.

Namaz öncesi ya da sonrası cami avlusunda toplanıp sohbet eden yaşlıların sıkça söylediği; “İyi insandı, dürüsttü, kimseye bir zararını görmedik” sözü, belki de tüm unvanlardan daha kıymetli bir unvandır.  Bütün unvanlar, bütün kürsüler, bütün makamlar en sonunda bu iki cümlenin karşısında erir.

Değerli okurlar, bu yazımı fikrisabit bir dostumla yaptığım sohbet aklıma gelince hazırlamıştım. Hayranı olduğum yazarımız Sayın Özdemir İnce’nin 9 Aralık 2025 günü Cumhuriyetteki köşesinde “Tek parti=Cumhuriyet” başlıklı makalesinde okuduğum şu paragrafı da yazıma aldım.

Ülkeyi yönetenler için şöyle yazmış Sayın Özdemir İnce; ““Arkamdan ne derler”, “Tarih benim için ne yazacak” kaygısı taşımayan insanların vay haline... Her şey mübahtır onlara göre, onlar için. Ama insanlar söyler ve tarih mutlaka yazar! Ve bu yazı asla silinemez! Tarih asla unutmaz! Tarihin kitabında “mahşer günü” (hesaplaşma günü) diye bir bölüm yoktur; her gün mahşerdir! Ne güzel yazmış. Elleri dert görmesin.

Sayın makam sahipleri, sayın iş sahipleri, sayın esnaflarımız ve Özdemir İnce’nin hatırlatmasıyla sayın siyasilerimiz! Arkanızda bırakmak istediğiniz iz, bugün attığınız adımlarda saklıdır.  

Ben bu konuda biraz daha katıyım. Kötü insanlarından arkasından güzel konuşmam. Çünkü kötü kötüdür. Cenaze namazında da hocanın nasıl bilirdiniz sorusunda sesimi çıkarmam. İyi bilirdik diyerek yalan beyanda bulunmam. Kötü insanı kötü olarak anarsak başkalarına da örnek olur diye düşünürüm. Hayatta olanlar, “benim arkamdan da kötü demesinler” korkusu ile belki haram yemekten yanlış tartmaktan insanları kandırmaktan uzak dururlar. Boşuna dememişler, “Kötülük eden kötülük bulur, rüzgâr eken fırtına biçer.”

 

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ