Bir taraftan Çapanoğlu Muhlis Bey’in torunu diğer yandan Divanlıoğulları’ndan Nesim Bey’in torunu olan ve Mülkiye’yi (şimdiki siyasal bilgiler fakültesi) birincilikle bitiren Emekli Büyükelçi İldeniz Divanlıoğlu’nu Rahmetli İsmet Paşa çok sever, minyon tipli olmasından dolayı ona küçüğüm diye hitap ederdi. Yabancı diplomatlarla görüşmelerinde de hep tercüman olarak yanında bulundururdu. İldeniz ağabeyin dediğine göre İsmet paşa, Fransızcayı iyi bildiği halde yinede yanında tercüman bulundurur, tercümeler esnasında geçen süre içinde vereceği cevapları düşünmek için zaman kazanırmış. Eski Cumhurbaşkanlarından Rahmetli Cevdet Sunay’ın ev sahibi olarak misafir Pakistan heyeti ile yapacağı görüşmede de tercüman olarak İldeniz ağabeye görev verilmiş. Onikişer kişilik gruplar halinde görüşmelere başlanacak. İlk günkü görüşmeye Cevdet Sunay başkanlık ediyor…. İldeniz ağabey, Cevdet Sunay’ın tercümanı sıfatıyla yanında ama protokol gereği biraz geride oturuyor. Cevdet Sunay onu yanına çağırınca o da koltuğunu aynı hizaya çekiyor. Misafirlere kahve ikram edilecek,usul gereği Cevdet Sunay kahvenizi nasıl alırsınız diye tek tek soruyor. Bu arada İldeniz ağabeye de sorunca, oda bir orta rica edeyim diyor. Görüşmeler sırasında İldeniz ağabey görevi gereği konuşulanları Cevdet Sunay’a tercüme ediyor. Yemek için toplantıya ara verildiğinde merdivenlerden inilirken, Cevdet Sunay yanındakilere İldeniz ağabey’i işaret ederek “Şu Pakistanlı ne güzel Türkçe konuşuyor” deyince, efendim Pakistanlı değil o sizin tercümanınız diyorlar. O da “vay kerata birde bana kahve söyletti” diyor.

Yıl 1971 Irak’ın Ankara Büyükelçisi Seyid Davud, o tarihte Dışişleri Bakanlığında Ortadoğu Dairesi Genel Müdür Yardımcısı olan İldeniz Divanloğlu’ndan randevu talep eder. Kısa bir hal hatır faslından sonra sözü Bağdat’a Büyükelçi olarak tayin edilen Nazif Cuhruk’a getirerek İldeniz ağabeye tanıyıp tanımadığını sorar. İldeniz ağabey, Nazif Cuhruk’u iyi tanıdığını, 1.90 boyunda çok yakışıklı bir bey olup, Anadolu’nun ortasındaki Yozgat şehrinde doğduğunu. Bir ayan ailesi olan Çapanoğullarının torunu olduğunu. Fransızcayı Fransızlardan daha iyi, İngilizceyi ana dili gibi konuştuğunu. Birleşmiş Milletler Topluluğunda daimi delegemiz Orhan Eralp’in yardımcılığını, yine Birleşmiş Milletlerde Tarım gıda Konseyi başkanlığını yaptığını. Kardeşi Mahmut Cuhruk’un da Anayasa Mahkemesi Başkanı olduğunu vs. anlatarak epey tafsilatlı bir bilgi verince Seyid Davud şaşırır. “Siz Dışişleri mensupları birbirinizi ne kadar iyi tanıyorsunuz”der. İldeniz ağabey gülümseyerek Nazif Cuhruk benim teyzemin oğlu der. Çok utanan Seyid Davud “İldeniz bey, çok özür dilerim, aman Nazif bey’in kulağına gitmesin. Biz onun resimlerindeki kızıla kaçan saç rengi ve biraz çilli yüzünden dolayı Musevi olabilir mi endişesi ile size sormak ihtiyacını hissetmiştik” diyerek üzüntülerini belirtir.

İlk dış görevi İsviçre’nin Cenevre şehridir. Çok güzel güneşli bir Pazar sabahı Cenevre hava alına iner. Passage de Lyon daki Pension de Lyon’a yerleşir ve tek başına şehri dolaşmaya çıkar. İntibalarını şöyle anlatıyor. Bütün öğleden sonra Leman gölü çevresinde, temiz cadde ve sokaklarda, zümrüt gibi yemyeşil güzel parklarda yürüdüm. Şehrin intizamını, temizliğini ve sakinliğini hayranlıkla seyrettim. Etrafta kazılan hiçbir yer yoktu Bir tane bile çukur ve inşaat döküntüsü görmedim. Yollar sanki sabunlu suyla yıkanmış gibi pırıl pırıldı. Akşamüstü gölün kenarındaki Les Ambassadeurs restoranında bir piyanist şantörün romantik melodileri arasında yemeğimi yiyip, birde kartpostal alarak pansiyona döndüm. Ertesi gün postaladığım bu posta kartında, mutad selam ve saygı ifadelerimin yanında yazdığım şu cümleleri canımdan çok sevdiğim annem çok anlamlı ve ibret verici bulmuştu.” Anneciğim, bütün gün şehirde yürüdüm. Dönüşte otel odama girmeden önce, bize öğrettiğin gibi ayakkabılarımı çıkarıp koridora bırakmak istedim. İnanmayacaksın ama üstü ve altı tertemizdi. Ne bir çamur lekesi ne toz izi vardı. Yıllardan beri odaya, ilk kez ayakkabılarımı çıkarmadan girdim. Heeey! Ankara’mızın her yeri kazılmış, bitmez tükenmez tamirlerinden yorulan tozlu sokaklarımızın kulakları çınlasın.” Bu posta kartım Ankara’da Özgen Mahallesi Porsuk Sokak no.4 deki iki, katlı mütevazı evimizin salonundaki aynanın bir köşesinde uzun yıllar takılı kaldı. Ancak çok hamarat sevgili anneciğimin, bu kartında sık sık tozunu aldığını söylemeden geçemeyeceğim.

05.11.2012
OKUR YORUMLARI
cehirliklalesi
10.11.2012 21:58:00

Sayın Abdulkadir bey allah rahmet etsin sayın Cevdet Sunaya çok güldüm sonra da çok üzüldüm.Bu kişiler Türkiye de cumhurbaşkanlığı yapmışlar,yani devlet idaresinde söz sahibi olmuşlar.Cevdet Sunay için elinde eldiven varken ingiltere kraliçesinin elini sıktığını söylerledi.Ne kadar doğru bilmiyorum.Sağlık ve başarı dileklerimi sunarım.

kadir ahmer danıska
08.11.2012 23:12:00

yine bir solukta okunup bitmesini istemediğimiz bir yazınız daha elinize sağlık
yozgat ın değerli insanlarını tanıtan öğretici yazınız için tesekkürler

Sibel Oktay
06.11.2012 11:38:00

Oldukca hos ve kiymetli anilar...

Memleketimizin yillar boyunca cok degerli devlet adamlari cikardigi kesin.Bunun bir nedeni Ankara'ya cok yakin olmak olabildigi gibi,hic suphesiz bir digeri de simdilerde goremedigimiz egitimin kalitesidir.

Yine bu onemli siyaset kisiliklerinden biri olan ve Ataturk yolu konusundaki cok yerinde cozum uygulamasiyla topluma gerekli degerleri ogreten degerli devlet adami Cemil Cicek'e de sizin guzel bilgilendirmelerinizin isiginda tesekkur etmek isteriz.

mahmut erdem
07.11.2012 10:35:00

Zevkle okumak bu olsa gerek,ve yazarına'da teşekür etmek.saygılarımla.

Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ