A.Kadir ÇAPANOĞLU

A'DAN Z'YE

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMINDA İNSAN HİKAYELERİ

Bugün 26 Ağustos, şanlı ordumuzun dünyanın akıllara sığmayan birkaç savaşından birisi sayılan ve gerek asker sayısı gerek lojistik üstünlüğü kendisinden kat kat fazla Yunan ordusunu bozguna uğratıp dağıttığı ve tüm mühimmatlarını geride bırakarak İzmir’e doğru kaçışını başlattığı günün yıldönümü.

Değerli okurlar, ilkokul yıllarımızdan liseyi bitirene kadar (1952-1965) milli bayramlarımızı sırası ile kutlardık. Önce 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı sonra, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk ulusal bayramı olma özelliğini taşıyan 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı ve 30 Ağustos Zafer Bayramı.

30 Ağustos da okullar tatil olduğundan bu bayramı şehirdeki şanlı ordumuzun tören taburu, boru ve trampet takımı ve askeri bandosu ile yaptığı muhteşem resmi geçit ile kutlardık.

30 Ağustos Zafer Bayramı ve Büyük Taarruz denince genellikle bilinen askeri hamleler ve resmi tarihin ana hatları öne çıkar.  Bu bayram, emperyalist devletlerin kışkırtması ile İzmir’den başlayarak adım adım ülkemizi işgal eden Yunan ordusunu tam bir bozguna uğratmamız ve sonunda yine İzmir’de denize dökmemizin bayramıdır. Sonra hangi kafanın hangi düşünceyle komşumuz Yunanistan’ı rencide etmeyelim diyerek biraz yumuşatıldı. Halbuki Doğu Roma İmparatorluğu yıkıldığından bu yana bu topraklarda gözü olan Yunanistan Megali İdea, (kelime anlamı olarak Yunancada "Büyük Fikir" veya "Büyük Ülkü" demektir) 19. yüzyılda kurulan modern Yunanistan’ın, eski Bizans İmparatorluğu'nu yeniden canlandırmak ve Rumların yaşadığı tüm toprakları (İstanbul, Batı Anadolu, Trakya, Karadeniz, Kıbrıs ve Ege adaları) tek bir bayrak altında toplamak amacıyla izlediği siyasi ve yayılmacı bir ülküsü vardı.

Ben bu yazımda dünya savaş tarihinde bir eşi daha olmayan bu zafer ile ilgili bir başka hikâyeyi sizinle paylaşmak istedim. Merdiven altlarında Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti aleyhine zehirlenen bazı mankurtların hastalıklarına panzehir olur.

“Yunan cephesinin ardındaki bu insan hikayesi, zaferin ne kadar büyük bir ruh ve ince hesaplarla kazanıldığını gösteren en çarpıcı savaş hikayesidir. Deha seviyesindeki bir zekanın  tüm detaylarını  taşır.

Büyük Taarruz öncesinde 100 binin üzerindeki devasa bir ordunun, düşmanın keşif uçaklarına ve istihbarat ağına yakalanmadan Afyon güneyine kaydırılması, dünya askerlik tarihinin en başarılı gizli intikal operasyonlarından biridir.”

10 gün süren bu taşınma işinde birlikler sadece gece yarısı ile şafak sökene kadar olan saatlerde hareket ettiler. Konvoyların önünde fener veya meşale yakılması kesinlikle yasaklandı. Askerler zifiri karanlıkta birbirlerinin sırt çantalarına bağladıkları beyaz bez parçalarını takip ederek yürüdü.

 Gün doğmadan hemen önce tüm birlikler yol kenarlarındaki koruluklara, vadi içlerine ve girintili kayalıklara çekildi. Gündüz vakti hiçbir askerin açık alana çıkmasına, çamaşır asmasına veya ateş yakıp duman çıkarmasına izin verilmedi.

 Ağır top arabalarının ve mühimmat taşıyan kağnıların demir tekerlekleri, yolda gürültü çıkarmasın ve iz bırakmasın diye keçe, halat ve paçavralarla sarıldı. Topların metal aksamları ise parlamaması için çamurla kaplandı.

 Yunan hava kuvvetleri, Afyon ve civarında rutin keşif uçuşları yapıyordu. Ancak Türk ordusunun disiplinli kamuflajı sayesinde pilotlar raporda "Hattın güneyinde dikkate değer hiçbir hareketlilik yoktur" bilgisini geçti. Yunan komutanlığı, Türklerin Afyon'dan büyük bir taarruz yapamayacak kadar zayıf olduğuna inanmaya devam etti.

 Gece geçen birliklerin arkasından süvari müfrezeleri gelerek yollardaki ayak ve tekerlek izlerini çalılarla tarayarak yok etti. Böylece sabah uçan keşif uçakları toprak yollarda bile devasa bir ordunun izini bulamadı.

Yaklaşık 10 gün süren bu insanüstü disiplin sayesinde 100.000’den fazla asker,400 km. yol katetti.  Yüzlerce top ve binlerce hayvan, Yunan ordusunun ruhu bile duymadan tam taarruz noktasına konuşlandırılması kararı nasıl alındı?  

Büyük taarruz öncesi Batı Cephesi Karargahı’nda bir toplantı yapılır. Bu toplantı, büyük taarruz planının masaya yatırıldığı ki meşhur "Akşehir Savaş Oyunu" toplantısıdır. Toplantıya katılanlar; Atatürk, İsmet Paşa, Kazım Karabekir Paşa ve Atatürk’ün Harp Okulu'ndan taktik hocası olan ve o sırada İkinci Ordu Komutanlığı yapan Yakup Şevki (Subaşı) Paşadır.

Atatürk’ün o gece açıkladığı planı kuzeydeki cepheleri tamamen boşaltıp orduyu gizlice güneye kaydırmak ve tek bir nokta: dan (Afyon-Dumlupınar hattından) yıldırım baskını yapmaktı

   Yakup Şevki Paşa, bu plana çok sert karşı çıkmış ve bunu bir "cinayet ve intihar" olarak nitelendirmiştir. Eski bir askeri strateji hocası olan Yakup Şevki Paşa, doktrinlere göre bir ordunun tüm gücünü tek bir kanada yığıp diğer bölgeleri tamamen savunmasız bırakmasının kabul edilemez olduğunu savundu.

    Paşa masaya vurarak, "Eğer düşman kuzeyden boş bıraktığımız hatlardan sızıp Ankara'ya yürürse ne yapacağız? Bu plan askerî açıdan bir cinayettir, intihardır! Bunu Tarihe Anlatamazsınız.  Başarısız olursak vatan elden gider, bunun sorumluluğunu kim üstlenecek?" diyerek bağırmıştır.

Mustafa Kemal Paşa, çok sevdiği ve saygı duyduğu hocasını sakinlikle dinledikten sonra ayağa kalkmış ve sorumluluğu tamamen üzerine alarak şu cevabı vermiştir: " Hocam, dedikleriniz askeri teoriler açısından tamamen doğrudur. Ancak bizim kaybedecek vaktimiz ve garantili savaşacak gücümüz yok. Varımızı yoğumuzu tek bir hamlede kullanıp bu işi bitirmek zorundayız. Tüm sorumluluk bana aittir. Eğer başarısız olursak beni hemen asarsınız”

Yakup Şevki Paşa’nın sert itirazları ve planı "intihar" olarak nitelendirmesi üzerine, salondaki gerginliği bitiren ve terazinin kefesini değiştiren kişi Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa olmuştur.  Fevzi Paşa, normalde çok sakin, az konuşan ve orduda dini/manevi yönüyle de muazzam saygı gören bir liderdi. Yakup Şevki Paşa’nın teorik itirazlarına karşı ayağa kalkmıştır. "Ben Bu Plana İnanıyorum" "Yakup Paşa, askeri kurallar haklı olduğunu söyler. Ancak biz normal bir savaş vermiyoruz. Bu milletin son kurşununu, son şansını masaya sürüyoruz. Ben Mustafa Kemal Paşa’nın bu baskın planını aylardır inceliyorum ve askeri zekasına kefilim. Başarırsak vatan kurtulur, başaramazsak zaten kaybedecek bir vatan kalmayacak. Ben bu plana inanıyorum, sorumluluğa da ortağım" demiştir.  Ordunun en kıdemli ve saygın ismi olan Fevzi Paşa’nın, Atatürk’ün arkasında bu denli kaya gibi durması, diğer tereddüt eden komutanların da plana tam biat etmesini sağladı.

“Toplantıda bulunan İsmet Paşa ve Fevzi Paşa da Atatürk'ün bu büyük risk içeren baskın planını destekleyince karar kesinleşti ve plan aynen uygulandı. Sonuçta Yakup Şevki Paşa'nın "intihar" dediği o gizli nakliyat ve baskın stratejisi, Türk ordusuna askeri tarihin en kesin zaferlerinden birini getirdi. Kâzım Karabekir Paşa o dönemde Doğu Cephesi Komutanı olarak Erzurum/Ankara hattındaydı.

Türk birlikleri, düşmanın dikkatini çekmemek ve kuzeyde sanmasını sağlamak amacıyla büyük bir gizlilik içinde gece yürüyüşleriyle güneye, Afyon ve çevresine kaydırıldı.

Büyük Taarruz öncesinde Türk ordusunun güneye (Afyon-Dumlupınar hattına) gizlice kaydırılması, düşmanı yanıltmak ve baskın etkisi yaratmak için Mustafa Kemal Atatürk, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa tarafından büyük bir gizlilikle planlanmış, 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe'den taarruzla hayata geçirilmiştir. Atatürk Nutuk'ta taarruza 1922 yılı Haziran ortalarında karar verdiğini, bunu sadece Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve Millî Savunma Bakanı Kâzım Karabekir Paşa ile paylaştığını belirtmiştir.

Yunan ordusu, Türklerin bu çapta büyük ve organize bir taarruz gücüne ulaşamadığını düşündüğü için tamamen hazırlıksız yakalandı: Gece Yürüyüşleri: 100 binden fazla asker ve binlerce hayvan, sadece gece karanlığında hareket etti. Gündüzleri ise köylerde, ağaçlık alanlarda ve vadilerde tamamen gizlendi. Sahte İstihbarat ve Futbol Maçı: Mustafa Kemal Paşa, taarruz öncesinde dikkat dağıtmak için Akşehir’de ordular arası bir futbol maçı düzenletti. Tüm üst düzey komutanların maçı izlemeye geleceği duyurularak düşmana "verildi.

Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’nın 21 Ağustos’ta bir çay partisi vereceğine dair gazetelere sahte haberler sızdırıldı. Halbuki kendisi o sırada gizlice cepheye hareket etmişti. Ağustos’tan itibaren Anadolu'nun dış dünya ile olan tüm telgraf ve posta iletişimi tamamen kesildi. Böylece casusların bilgi sızdırması önlendi.

İstanbul'daki gizli direniş grupları (MM Grubu vb.) vasıtasıyla İtilaf Devletleri'nin depolarından kaçırılan silah ve mühimmatlar, İnebolu üzerinden Kastamonu karayoluyla (İstiklal Yolu) gizlice cephe hattına ulaştırıldı. Kısıtlı imkanlara rağmen lojistik süreç tam bir askeri deha ve halk dayanışması örneğidir.  Demiryolu ağının yetersiz olduğu bölgelerde mühimmat, yiyecek ve ilaçlar çoğunluğu kadınlardan oluşan "Kağnı Kolları" ile geceleri taşındı. Askerlerin çarıklarının içine ot doldurarak çaput sararak ve hayvanların nallarına keçe veya bezler sarılarak yürüyüş esnasında çıkabilecek sesler en aza indirildi. Ordu güneye kaydırılırken, kuzeyde sahte tahkimat yapılarak kuzey cephesinde az sayıda asker bırakıldı. Bu askerler gündüzleri kasıtlı olarak toz çıkararak ve sahte kamplar kurarak Yunan keşif uçaklarına ordu hala kuzeydeymiş izlenimi verdiler.

26 Ağustos sabahı Kocatepe'de yerini alan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, emir vererek Büyük Taarruzu başlattı. Süratle düşman hatları yarıldı ve 30 Ağustos'taki Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile çember daraltılarak düşman kuvvetleri tamamen kuşatılıp imha edildi. 30 Ağustos günü cephe gerisinde olup bozguna uğrayarak İzmir’e doğru kaçan Yunan askerlerinin arkasından siperlerden çıkan Mustafa Kemal Paşa heyecanla bağırıyordu “ Hacıanesti nerdesin? Gelde ordunu kurtar.” Hacıanesti Yunan ordusu başkomutanıydı. Bir gazetecinin Mustafa Kemal hakkında ne düşünüyorsunuz sorusuna “ben öyle bir asker bilmiyorum” diye cevap vermişti.

Planı "intihar" olarak gören Yakup Şevki Paşa, bir askeri deha ve tam bir görev adamıydı. Plan kabul edildikten sonra en ufak bir küskünlük göstermemiş, emrindeki 2. Ordu ile taarruz sabahı tarih yazmıştır. Yakup Şevki Paşa’nın asıl korkusu, kendi cephesinin (kuzey/Döğer bölgesi) zayıflatılması nedeniyle Yunanların arkadan sızmasıydı. Ancak 26 Ağustos sabahı topçu ateşiyle birlikte, elindeki az sayıdaki askeri muazzam bir sevk ve idareyle yönetti.  Paşa, karşısındaki çok daha kalabalık Yunan tümenlerine öyle organize ve kararlı saldırdı ki, düşman asıl darbenin güneyden (Afyon'dan) geldiğini saatlerce anlayamadı. Yakup Şevki Paşa, karşısındaki Yunan birliklerinin güneye yardım göndermesini tamamen engelledi ve onları kendi cephesine çiviledi

Kuşatmanın Tamamlanması: 30 Ağustos'a giden süreçte, düşman geri çekilmeye başladığında Yakup Şevki Paşa'nın ordusu kuzeyden baskıyı artırarak Yunan ordusunun kaçış yollarını tıkadı ve General Trikopis'in çembere alınmasında hayati bir rol oynadı. Yani karşı çıktığı planın en sadık ve başarılı uygulayıcılarından biri oldu.

Yakup Şevki Paşa, Akşehir'deki o gergin toplantıda planı "intihar" olarak nitelendirip sert çıksa da, savaş meydanında üzerine düşen görevi kusursuzca yerine getirmişti. Zafer kazanıldıktan sonra iki eski dost ve asker arasında şu tarihi anlar yaşandı: Mustafa Kemal Paşa, eski hocasının bu mahcup duruşunu hemen fark etti. Onun rütbesine, yaşına ve askeri geçmişine olan saygısını hiçbir zaman kaybetmemişti. Yakup Şevki Paşa daha konuşmaya başlamadan ayağa kalktı ve hocasına doğru yürüdü. Hocasının ellerine sarılarak şu mealde bir konuşma yaptı: "Hocam, siz askeri teorilerinizde ve endişelerinizde sonuna kadar haklıydınız. Eğer sıradan bir savaş veriyor olsaydık, sizin dediğiniz gibi bu plan bir intihar olurdu. Ancak siz ve emrinizdeki kahramanlar bu imkânsız planı gerçeğe dönüştürdünüz. Bu zafer en çok sizin disiplininiz ve sadakatiniz sayesindedir."  Sertliği ve disipliniyle tanınan koca çınar Yakup Şevki Paşa, öğrencisi ve Başkomutanı Mustafa Kemal'in bu yüce gönüllü yaklaşımı karşısında duygulandı. İki komutan birbirine sarıldı, aralarındaki tüm o gergin süreç gözyaşlarıyla yerini büyük bir kucaklaşmaya ve helalleşmeye bıraktı. Yakup Şevki Paşa, bu zaferin ardından askeri dehası ve hizmetleri nedeniyle orgeneralliğe yükseltildi ve cumhuriyetin ilanından sonra da Türk ordusuna yüksek askeri şûra üyesi olarak hizmet etmeye devam etti.

26 Ağustos sabahı topçu ateşi başladığında Yunan generallerinin yaşadığı şokun ana sebebi, karşılarında bir gece önce orada olmadığını sandıkları koca bir orduyu bulmalarıydı. Buda Atatürk’ün askeri zekasıydı.

OKUR YORUMLARI
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ