YOZGATIN SESİ YOZGAT GAZETESİNE NİCE 35 YILLAR

       Ömürle vardır mesleğe atanmış… İsimler vardır meslekle birlikte anılır. İnsanlar vardır mesleğinin kendisi olmuş ve işlerinden bağımsız düşünemezsiniz onları… Çoğu kez , “Yerleri zor doldurulabilir” diye söz edilir onlardan… Yılların verdiği yorgunluk ve deneyim yüzlerinden okunur, ama yine de meslekleri için yapamayacakları şey yoktur. Bizce, özelliği olan insanlardır onlar… Hele hele Anadolu’da gazete çıkarmak ve de onu 35 yıla taşımak. Kolay iş değil… Zoru başaran Osman Hakan KİRACI’yı gönülden kutluyorum… Yayınını 35 yıla taşıyan Yozgat’ın sesi YOZGAT gazetesine ve çalışanlarına nice 35 yıllar… 
       Tamı tamına 34 yıl çalıştığım son gazete Hürriyet’te ve meslekte kimleri tanımadım, kimlerle çalışmadım ki? Gazetenin patronu Erol SİMAVİ, Genel Müdürler; Orhan ERKANLI, Nezih DEMİRKENT, Tuncer BİCİOĞLU, Genel Yayın Yönetmeni Çetin EMEÇ, Başyazar Oktay EKŞİ, Yazı İşleri Müdürleri Ferhan DEVEKUŞUOĞLU, Salim BAYAR, Yalçın KAMACIOĞLU, Hakkı ÖCAL, Mehmet YAŞİN, Yazar, Ahmet Taner KIŞLALI, Mete AKYOL, Cüneyt ARCAYÜREK, Emin ÇÖLAŞAN, Kamil BAŞARAN, Ankara temsilcileri; Orhan KANTOĞLU, Ülkü ARMAN, Mehmet Ali KIŞLALI, Ergin İNANÇ, Sezai BAYAR, Çukurova Temsilcisi İskender AYVALIK, İzmir Temsilcisi Nedim DEMİRAĞ…Necdet İŞLER, Ertan ÜNAL, Yalçın BİNGÖL, Ahmet ÖZÇELİK,Hulki BOZKURT, Tevfik ALPER, Muammer Yaşar Bostancı, Selman ERDOĞDU, Ali UTKU, Hüseyin EZER, Sökmen BAYKARA, Yılmaz TUNÇKOL, Mustafa İSTEMİ, Tuncer TUĞCU… 
       Hepsi bu kadar mı? Elbette değil…Belleğimde kalanlar bunlar.. Tanıyıp da tanımadıklarım yok mu? Ç000K… Kaybettiklerimize rahmet dilerken; sağlıklı günler de hayattakilerin olsun…
Ya Türkiye’nin haber ağı içinde bulunan Mehmet GAZEL, Erol ATAŞAN, Ertuğrul VEYİSOĞLU, Uğur GÜRSOY, Erdal NURAL, Mahmut SABAH, Kenan GEDİK, Hamit DESTE, Erdoğan KAHYA, Behiç GÜNALAN, Ahmet ZEREN, Mehmet Şerif AYTEKİN, Yavuzer TARLAN, Sirer DOĞAN, Ali AKGÜL Oğuz UÇAR, Davut AKTAŞ, Avni DEMİR, Orhan KAYNAR …Ve nice isimsiz kahramanlar…Hafızamı yokluyorum çoğunu kaybetmişiz.. Rahmetle anıyorum. Yaşamlarını sürdürenlere nice yıllar…
Osman Hakan KİRACI’ya gelince; dostluğumuz yıllar öncesine dayanır. Ulusal basın içinde yeri olduğuna inananlardanım… Yöresel basın profesyonelliği tartışılmaz. Aramızdaki sevgi ve saygının yıllar öncesinden bu güne taşınmasının sırrında yatan tek şeyin güven olduğunu yaşıyorum.
Dolu dolu 42 yılımı alan basın hayatıma dün başlamış gibiyim… O güzelim yıllar sevap ve günahları ile ne de çabuk mazide kaldı. 34 yıl çalıştığım Hürriyet hariç kovulduğum gazete ve haber ajansı yok. Ölünceye dek unutamayacağım olay derseniz ; 2002 Haziranı ortasında işime son verilen bir satırlık yazıda “TEŞEKKÜR” kelimesinin çok görülmesi... “Sağlık olsun” deyip geceyim…
¨ ¨
       Kendimi anlatmamı isteyenlere sıkça rastlamamın nedenlerini çözmüş değilim. İnsan kendisini nasıl tanımlayabilir ki? Kimilerine göre katı, yüzü gülmez, kendisini beğenmiş, burnu büyük … Her şeye değin, kendimi tanımlamaya zorlansaydım şöyle tanımlardım: 
       Kendisini mesleğine atamış, Atatürkçü, işinde titiz, onurlu, yerine göre şakacı, mesleği için yaşadığına inanan, yalan ve dolanla işi olmayan, Meslek ilkeleri ve gazetecinin doğru davranış kuralları doğrultusunda ödün vermeyen, Anadolu insanına hizmetten gurur duyan tam bir taşralı... Sabahları kahvaltıdan kalkarken bir tabakta 4-5 adet yeşil zeytin kalmışsa onları sayıları daha çok olan siyah zeytin tabağına koyarım. Buna eşimin de müdahalesi olmaz.
Benim dönemimdeki muhabirliği yaşayanlar bilir… Ses kayıt cihazı yoktu.. Kağıtlara notlar alınır, gazetemize gelince notlardan el yazısı ile yazar şefe verirdik.. Çoğumuzun daktilosu yoktu, olanlara imrenir, daktilo sahibi olma hayalleri kurardık. İlk daktiloyu 1960 yılında Tercüman gazetesi muhabiriyken aldım. Hala saklarım; bu gün 47 yıllık…
       Ses alma cihazı ile de 1960-1961’lerde Tanıştım. Önceleri; istihbaratlarda karşılaştığımız Ankara Radyosu muhabirlerinde ve o yıllarda Cumhuriyet gazetesinde çalışan Fikret OTYAM’da görür, imrenirdik. Ancak bu cihaz oldukça ağır ve cebe girecek kadar küçük değildi, askıyla omuza takılırdı. Anadolu’dan haberler telefonla alınır, (Kulaklığınız yoksa, telefon ahizesini omzunuzla sıkıştırmayı bileceksiniz) merkeze teleksle geçilirdi. Gazetelerin Ankara dışındaki büroların açılması zaman aldı. Önce; İzmir, Adana büroları açıldı, onları Samsun, Kayseri, Bursa, Samsun, Trabzon ve Erzurum izledi.. Böylece haberin merkeze iletilmesinde zaman kaybı kısalmış oldu. Artık daktilolar yok.. Bilgisayar devrede… Postanelerde haber vermek için sıra beklemek de yok. Telefonunuz cebinizde… İstanbul’dan karayolu ile matris yollamak da yok.. Sayfalar, faksimile ile geçiliyor … Film yerine faksimile ile merkezden geçilen ve kalıba geçen sayfalar, baskı makinelerindeki yerlerine konuyor. 
       Meslekteki gelişmeler baş döndürücü hızla sürüp gidiyor… “Hani; nereden nereye” derler ya; aynen öyle… Ancak; bu gelişmeler olurken, gazeteler neden tiraj kaybediyor? Televizyonların reytingleri, radyoların dinlenme oranları ne noktada? Gazetecinin görevi, yeni olmuş veya olacak bir olguyu (Haberi) izlemek, bunu görev yaptığı gazete, dergi, televizyon, ajans ya da radyo kanalıyla okurlarına, televizyon izleyicilerine aktarmak olmalı. Günümüzde; muhabirle yazarı ayırmak mümkün mü? Köşe yazarlarının yazılarının manşete taşındığı günümüzde, gazetelerin neden tiraj düşüşü yaşadıklarını tartışan var mı? 14 ayrı bölgeye 14 ayrı bölge sayfası yapıldığı yıllarda; bölge sayfalarında lider gazete olduğumuz yıllarda tiraj bir milyonu aşmadı mı? Tirajın anısına hazırlatılan tabak hatıra kaldı dersem bilmem inanır mısınız?
Bana göre gazetecilik her gün binlerce gönül sevdalısına mektup yazmaktır.Gazeteci hangi olay olursa olsun tarafsız olmalı, yazar da… Siz haberinizi tarafsız yazacak, yorumu halk’a bırakacaksınız. Düşünün; Yazdığınız haberi binlerce okuru etkiler. Bir insanı bir kalemde sıfıra indirebilir, bir anda göğe çıkarabilirsiniz. Bu noktada işte doğruluğun vazgeçilmezliği önem taşıyor. Yazdığınız haberin sorumluluğunu taşıyamaz olursanız; bu sorumluluk o kadar boyutlanmıştır ki; sonuçta zarar gören toplum olacaktır.Unutmayalım; haber olduğu zaman aktarılır… Haberde ön yargıya yer yoktur.
¨ ¨
       Hürriyette yazı işleri sorumlusu olarak çalıştığım yıllarda unutamadığım pek çok anımın olması doğaldır. Sözü fazla uzatmadan bir kaçını paylaşalım; ne dersiniz?
"Şarkıcı Birsen Armağan Çıldırarak can verdi" haberi 5 Ocak 1976 Pazar günlü gazetenin birinci sayfasında yer aldı. Haberin özeti; Birsen Armağan’ın, beraber çalıştığı orkestranın şefi ve gitaristi Yurdaer DOĞULU’ya gönlünü kaptırmış, aralarına kara kedi girince de ayrılmışlardı. Bu ayrılış sonunda da Birsen Armağan teselliyi şişelerde arar olmuş ve ikinci sınıf gazinolarda çalışmaya başlamış,.. Doğulu’nun, haberi gazetenin muhabirinden, (Oktay ÖZESKİCİ) öğrendiği, "Olamaz olamaz o ölmez" dediği de haberde yer almıştı. Gazete baskıya girmeden yazı işleri müdürü Hakkı Öcal’ı telefonla aradım. Öcal’a; Bir gün önceki gazetede, Birsen Armağan’ın Kilis’teki bir gazinoda çalıştığı ilanının olduğunu hatırlattım ve " Rezil olmayalım müdür" dedim. Öcal, "Haber sağlam kaynaktan alındı" dedi ve gazete Armağan’ın ölüm haberi renkli boy fotoğrafı ile çıktı. Bir gün sonra (6 Ocak 1976 Pazartesi) çıkan gazetelerin birinci sayfalarında yer bulan Birsen Armağanla ilgili haber başlığı, "Ben yaşıyorum" du… Özetle, haberde çıldırarak öldürülen Birsen Armağan sonraları eceliyle hayata veda etti… 
       Hürriyette çalıştığım yıllarda telefotoları da genellikle ben alırdım. İstanbul’da oynanan Beykoz – Ankara Şekerspor Türkiye İkinci Ligi maçından iki kare siyah beyaz telefoto talebim vardı, geçtiler. Eksik olan; fotoğraf altlarıydı.. Ve "Fotoğraf altları nerede?" diye spor servisine sordum… Aldığım cevap düşündürücüydü: "Arkalarında ya.."
       Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin EMEÇ 07.03 1990’da katledildi… Allah rahmet eylesin. Haberi aynı gün Milliyet “YILDIRIM BASKI” yaparak verdi, Hürriyet normal baskı ile kullandı. Kullanılan fotoğrafların geri planda kaldığını Seçkin TÜRESAY’la konuştuğumuzda; gazete arşivinde fazlaca fotoğrafı olmadığını öğrenmiş oldum. 
       Bir gün yazı işlerinden, kullanılması istenen açıklama metni gönderildi. "İki gözü görmeyen şahıs üç kişiyi tabanca ile yaraladı" haber başlıklı açıklama yazısı şöyleydi:
"17 Eylül 1975 günlü gazetenizin 9. sayfasında hakkımda asılsız bir yayın yapılmıştır. Fotoğrafımı da basmak suretiyle yapılan haber tamamen yalan ve uydurmadır. İki gözü kör olan bir kimsenin silah çekmesi ve ateş etmesi olanaksız değil midir? Dolandırıcılık suçum ve mahkumiyetim de yoktur.. Hafız Hamdi KOÇAKLI" Açıklama metnini, "Haberi biz kullanmadık, İstanbul’da kullanıldı" notu ile yazı işlerine geri gönderdim.
¨ ¨
       42 yıllık zaman tünelindeki gezintiyi kısa keserek burada noktalıyor, Osman kardeşimi kucaklıyorum.. 
       "NİCE YILLARA"

       Y.Ziya GEDİKLİ
       Hürriyet Gazetesi Ankara yazıişleri eski sorumlusu
22/05/2009 22:21
Yozgat'ta Günün Haberleri
YOZGAT'TA 5 GÜNLÜK HAVA DURUMU
hava durumu
YOZGAT İÇİN GÜNÜN NAMAZ VAKİTLERİ