Prof. Dr. M.Öcal Oğuz // Üreten olmazsa üretim olmaz...
Osmanlı İmparatorluğunun 16. yüzyıldaki yükselme döneminde küçük bir Anadolu köyü olan Yozgat, imparatorluğun gerileme dönemi olan 19. yüzyılda Çapanoğlu ailesinin öncülüğünde geniş bir bölgeyi siyasi ve iktisadi açıdan etkileyen önemli bir şehir merkezi hâline gelir. Tarihî kaynaklar bu dönemde Yozgat’ın İstanbul’un et ihtiyacını nasıl karladığını ayrıntılı olarak anlatıyor. Yirminci yüzyılın başlarında yaşayan Hüznî de Yozgat Destanı adlı uzun şiirinde bölgede hayvancılığın yeri ve önemi üzerinde durur. Geleneksel hayvancılık ve tarımdan, tarımsal sanayiye ve organik gıda üretimine geçiş mümkün olamadı veya çok geç kalındı. Türkiye’nin şehirleşme ve sanayileşme döneminde, yanlış sanayileşmenin mağdurları veya görünmezleri arasında yer aldı. Devletin ve özel sektörün birkaç büyük şehir etrafında gelişen sanayileşme planlamasının dışında kaldı. Süreç içinde daha çok özel sektör eliyle Anadolu’ya yayılan sanayileşmeden de payına pek bir şey düşmedi. “Anadolu Kaplanları” Bozok Yaylasında pek barınamadı. Devletin imkân ve planlamasıyla pek çok farklı noktadan gelen insanların bir araya geldiği askerî okul, askeri birlik, polis okulu, fakülte, üniversite gibi bulundukları yerlerde sosyal ve kültürel olduğu kadar ekonomik hareketlilik de sağlayan kurumlardan -son yıllarda açılan üniversiteye kadar- pek fazla nasiplenemedi. Yozgat, Karayolu açısından Doğu-Batı ekseninde önemli bir geçiş noktasında yer almasına karşılık, “durulan”, “merak edilen” ve “ üretimleri satın alınan” bir yol hikâyesi ve imgesi yaratamadı. Bir iki mola yeri ve birkaç mütevazı restoranla yetinmek durumunda kaldı. Araçlar yollarından aktı gitti, durmalarını, duraklamalarını, konaklamalarını sağlayamadı. Havayolunun öne çıktığı günümüzde ise karayolu bu yönüyle eski önemini yitirdi. Yozgat, başta Sorgun ve Sarıkaya olmak üzere kaplıcalar bakımından zengin olmasına rağmen bu alanda bir Türkiye veya en azından bölge markası ve adresi olamadı. Oysa bu sektör bir sağlık ve tatil seçeneği olarak çok büyük bir pazar oluşturmaktadır. Bir tarih ve turizm merkezi olan Sarıkaya hamamı ise 1970’lerde yıkılıp betonlaştırılmıştı. Şimdi tekrar ayağa kaldırılmaya çalışılıyor. Hattuşa’nın ve Hitit uygarlığının kolları Yozgat’ta, öte yandan buralara kolay ulaşım imkânı da Yozgat’ta. Ama bu yönde gözle görünür bir çaba yok. Tarihî mirasları tanıtan, onları film, dizi, belgesel gibi görsel sanatların mevzuu hâline getiren sanatçılar yok, varsa da imkân ve fırsatları yok. Yozgat’ın Bozok Yaylası, Akdağ, Sarıkaya, Çekerek ve Kadışehri ormanları ve irili ufaklı dağları oksijen deposudur. Başta futbol takımları olmak üzere spor yapanlar için bir imkân ve seçenek yaratılabilirdi, olmuyor, olamıyor. Geçmiş için hayıflanmak yerine bugün elde olan imkânlarla ve zamanın ruhuna uygun olarak ne yapabiliriz sorusuna cevap aramamız lâzım: Yozgat’ın -çok şükür- henüz bozulmamış doğası, organik tarım yapmaya müsait ekilebilir alanları, genleriyle oynanmamış, endemik bitki ve tahıl türleri, geleneksel hayvancılığa uygun meraları, kaplıcaları, tarihî eserleri, hızlı trenin yakın zamanda seferlerine başlayacak olmasıyla büyük yerleşim yerlerinden kolay ve ucuz ulaşılabilirliği, tarihî eser, yaşayan kültür, sağlık ve güvenilir gıda bakımından yüzbinlerce insanı hafta sonları kendine çekebilirlik ve günübirlik veya konaklamalı misafir edebilirlik kapasitesi, Bozok Üniversitesinin kurulması ve kurumlaşma çalışmaları gibi pek çok akla gelen gelmeyen ayrıcalığı ve özelliği, Yozgat’ın geleceğe dönük imkân ve fırsatları arasındadır. Türkiye’de son yıllarda devlet kurumlarından daha çok özel teşebbüs yatırım yapıyor. Devlet veya uluslararası kuruluşlar danışmanlık, görünürlük, kredi, teşvik vb. destekler sağlıyor. Yozgat’ta küçük, orta veya büyük ölçekli projeler yapan, zamana ve ihtiyaçlara uygun yeni fikirler üreten, bunları hayata geçiren girişimcilere ihtiyaç var. İşte Yozgat’ın üretemediği veya bünyesinde tutamadığı bu tür insanlardır vesselam. 01.01.2018