Kadriye ŞAHİN // YILDIZLARDA ASILI KALAN GÜLÜŞLER ( Yeni Yıl )
Uzun zamandır yolculuk yaptığımız yılların görünmez rayları, bizler için her "yeni yıl"da biraz daha kısalırken, tüm hatıralar yılların arkasında daha bir canlanarak yalnızlaştığımız yolculuğumuza yoldaş olur. Mekanlar değişse de anılar, insanlar yaşadıkça canlı kalır. Belki de bu yüzden, hatıraları paketlediğimiz iç dünyamızdaki arşivi sık sık ziyaret ederiz. Duygularımızı hangi nesnelerle bütünleştirmiş isek, o nesnelerin kokuları, şekilleri, sesleri bizi o günlere yeniden ulaştırır... Ve buluşuruz... Soğuk kış gecelerinde, yanan sobanın üstünde patlayan kestane sesinde... Babam'ın, akşam eve getirdiği, buram buram buğulanan çerez kokulu filesinde. Çoğu zaman annemin, fırınlı sobada pişirdiği kırmızı çöreklerin nefesinde. Tam, gece yarısından sonra başlayacak olan, renksiz dünyanın "Zeki Müren" konserinde. Sevgiler özleme karışıp buluşur; Uzaklara gönderdiğimiz, kar yağan kartpostallı zarfların içinde.. Her senede; Yozgat'ın fırtınalı gecelerine asılı, ağır ağır yaptığı yolculuk seferinde... Vefamız'a Vefasızlık ederek; Bir bir getirip, ömür nakşına işlediklerini, acımasızca gerilere sürükler. Her yıl tekrar gelişinde... Tüm anılar titrek titrek yaklaşırken, buram buram özlem kokusu taşır. Yozgat'ın,Yozgat'ta kalan bizsiz, bizden uzak ıssız gecelerinde... O günleri, o gecelerde biz... Bekleyerek; Beklemelere alıştığımız için sevdik belkide. O gece akrabalar toplanıp, çocukluğumuzu söğüt dalına asılı bıraktığımız, Halam'ın bahçeli evinde. Umutlarımız, doldurulup karıştırılırdı, oynadığımız tombala torbası içine. Çocuklarla çocukluğu yaşamanın mutluluğu yansırdı; Her oyunda, "tombala" diye seslenen Ali Eniştem'in gülümseyen yüzünde. Öte yandan, ilgisiz kalmanın kıskançlığı belirirdi, söz bilmeyen bebelerin sesinde. "Tombala" çığlıkları ile uyanıp, korkuyla ağlayan Salih'in yeşil gözlerinde. Gece yarısından sonra, emziklerini kaybeden; Bakkal Mehmet'i yatağından kaldırıp, kışın ayazında olmadık şeyler isteyip ağlama krizlerine giren, Mustafa'nın sesinde. Serdar'ın, muzırlık akan kara gözlerini açarak çerezleri dağıtması, dizlerinin üstünde... Şefkat, sevgide köpük köpük uçuşurdu. Bu afacanları," komili sabunları" diye seven, Sıtkı Ağabeyim'in benzetmesinde. Sevgiyle bezenen benzetmeleri sakladık; Çocukların sevildiği, meyve bahçeli o evde. Yozgat'ın Taşköprü mahallesindeki yıldızlarla aydınlanan gecelerinde... Sevinmeyi sevdik o gecelerde. Çocukluğunu geride bırakanların, bir gece ansızın çocukluğu ile buluşma anında. Gece yarısından sonra, ılık ılık kar yağışı başladığında; O evin bahçesi, sanki ki cennetin kucağında. Hanife, Fatoş, Zehra, Adem, Ayhan, Bilal, İbili (ibrahim) Mehmet; Tüm aile çocuklarının yüreği çarpar kar gülleri tomurcuğunda. Yankılanan seslerimize yanıt olur, karşı komşuların avlu lambaları yandığında. Avluya fırlayan Meryem, Mürşide, Nigar... Diğer taraftan Zekiye, Satı, Döndü, Durmuş, Nurhayat seslenir; Taşköprü ile Yenicami Mahallesi'nin bitişik sokağında... Mahalleden erkek ayağı çekilir, tam da bu zamanda. Fırsat bilip, mahalle kadınları bir bir çıkar mahalle yokuşuna. Kızak kayar, kartopu oynarız. Yaşanmamış çocukluk, bastırılmış duygular coşar, sessiz gülüşlerin dışarı akışında. Mahsun bekleyen çocukluğuna, bir geceliğine kavuşup, tülbent'indeki boncuklardan ay ışığı savrulan komşularla. Zamanın ters dönüp, geçmişten o geceye akışında... Gizledik gülüşleri biz, gecenin karanlığında. Genç kızların kısık sesli kahkahalarını; Yozgat'ın Yozgat da kalan, ay ışığı pırıltısına. Mutluluğun aranmayacağını öğrendik; Hep o bahçede, çocuklarla çocukça. Yağan karlar bedenimizde erirdi, yüreğimizdeki birlikteliğin sıcaklığında. Üşümezdik, "yıl başı" gecelerin de, ümit yüklü hayallerin boş çıktığı yıl sonunda. Üşümek için sadece, erik dallarının karlarını, söğüt ağacının kurumuş yapraklarını silkeledikçe, ay ışığı dökülürdü başımıza. Ay gecenin kakül'ünü tarar, yıldızdan tokalar takardı, göğün siyah saçına. Kirpiklerimiz de toplanan kar damlacıklarında oluşan, gök kuşağı kırılırdı bakışlarımızda. Yandaşımız, yoldaşımız, köpeğimiz "kara", hep bizimle oynarken, küheylan at olurdu yanımızda. Ne çam süsler, ne hindi keserdik. Havai fişeklerde yoktu. Patlatıp, seyrine dalacak, bizim zamanımızda. Çocuklar güldüğünde, yıldızlar gökten dökülür; Kar yakamozu parlardı ayağımızın altında... Zamansız, İbili'nin (ibrahim) vefatı... Vefasını canıyla ödeyen köpeği "kara" nın parlak tüyüne takılıp, gülüşlerimiz göçüp gitti, bahçe halkının terk-i diyarında. Mutluluklar sürüklenip giderken,Yenicami ile Taşköprü'nün köprüsüz sokaklarında. Kar yıldızları da eridi, ayağımızın altında. Ne, Noel babayı bekledik. Nede "yeni yıl"ın başına Noel ekledik. Manevi bayramlarımızın üstünde tutup, bir birimize hediyeler de vermedik. Sadece her yılın başlangıç gecesi bilip, bir araya gelmenin mutluluğunu seyir eyledik. Öyle saklamışız ki o günleri, zamanın gerisine. Ne mutluluklar, ne sevgiler, ne de hoş görüler; dönmez oldular, seslensek de zamanın derinlerine. Artık; Ayrılık, yalnızlık hüznü düşmüş, gülümseyen yüzlere. Çocukluğun solduğu, erik ağacının kuruduğu o bahçede. Bir yer ki; oynayıp zıplayan dan, gülen güldürenden eser kalmamış. Sarmaşıklar kırılıp, küserek kurumuş, her şey kederde. Sararan yaprakların, ay ışığı gibi parladığı o yerde.. Ay ışıldamaz, yıldızlar dökülmez olmuş, sesleri sürükleyen yılların pençesinde... Katre katre geçen yıllar, kimine şifa, kimine zehir sunarken, altın işlemeli zaman kadehi içende... Sadece; Bizim gülüşlerimiz, asılı kalmış; başımıza dökülen yıldızların köşesinde. Tüm insanlığa; Saygı, sevgi,dostluk, merhamet, Hak, hukuk, anlayış, hoşgörü... Kısacası kaybettiğimiz değerleri tekrar getirmesi temennisiyle... Hayırlı, sağlıklı, huzurlu, mutlu yıllar dileğiyle... (Çok sevdiğim Rahmetli Kuzenim, İbrahim'in ve köpeği "Kara"nın anısına ithafen) 30.12.2017