Erdoğan BUDAK // DOĞUM GÜNÜ
Hızlı ve kısa nefeslerle adımlarına hükmetmeye çalışıyordu eve giderken. Evvelki sene başında yapılan asfaltın yanındaki ve henüz tamamlanamayan esik küsük Arnavut kaldırımda yürürken birden gözü öğleden sonra yağan yağmurla topraktan dışarı çıkan solucana takıldı. Toprak suyunu almış adeta dışarı atmış hayvancağızı.. Güneşte yavaş yavaş kurumaya başlayan derisini görüp irkildi ve aklına öğle arası iş yerinin yakınlarındaki, ortamını eski sarı armut lambalarla aydınlatan ve radyoda hep sanat müziği çalan esnaf lokantasında yediği yemeğin ardından alıp kullanmadığı ve belki lazım olur düşüncesiyle cebine koyduğu kürdan gelir. Bir düğmesi düştü düşecek olan paltosunu iki düğme daha açar, sol elinde tuttuğu alışveriş filesinin kulpunu bileklerine indirdi ve lacivert çizgili koyu gri takım elbisesinin cebine uzatarak kürdanı çıkarır bir kahraman edasıyla... Eğilir, belindeki ağrıları unutmuştu bile. Solucanı incitmeden kaldırıp hemen yanı başındaki, gövdesini saran toz tabakasından yağan yağmurla yeni kurtulmuş çam ağacının dibindeki toprağa bırakır. Tam kalkacakken gözü ağaç dibinde yarı kısmı ıslanarak toprağa yapışan gazete küpürüne ilişir. Sağ üst kısımda belli ki bugünün tarihi olan 10 Şubat 2008 yazıyordu. Gözlerini hafifçe kısarak burnundan derin bir nefes alır.. -Öyle ya bugün! bugün benim doğum günüm. 10 Şubat 1948! Doğrulduktan sonra nasıl unutabildim diye serzenişte bulunur. Kendi kendine hafif sağ omzunu yukarı kaldırıp indirerek.. Sol elindeki fileye gözü takılır.. -Ne almıştım? Beş domates, biraz soğan, yeşillik, üç-beş tane turp. -Tüh şimdi evde hanım doğum günüm için hazırlık yapmıştır. En iyisi karşıdaki bakkaldan biraz kuruyemiş alayım.. Diye iç geçirir. Hızlı adımlarını biraz daha hızlandırıp karşıya geçmek için hamle edecekken bir ses -Allah rızası için bir sadaka! Bir anda durup tüm gövdesini çevirerek arkasına döner. -Fukarayı nasılda görmemişim.. Halbuki yanından geçmişim. Ufak bir tebessümle... Yaşlanıyorsun efendii, yaşlanıyorsun diye mırıldanarak geri döner. Cebinde hızlı yürüyüşüne tempo tutan birkaç tane demir paranın varlığını biliyordu. Kafasını yerden kaldırmayan dilenciye cebindeki tüm demir paraları kibarca uzatır. Derinden bir ses -Allah senden razı olsun! deyince -Biliyor musun bugün benim doğum günümmüş deyiverir lunaparktaki çocukların sevinciyle... Tekrar yönünü yolun karşısındaki bakkala çevirir.. Bu saatlerde araçların çok seyrettiği yoldan karşıya geçmek için tüm dikkatini verirdi her zaman, yine öyle yapar.. Ne alsam ne alsam diye, mırıldanarak geçerken karşıya. Önce bir korna sesi ve sonrasında acı bir fren… Ardı simsiyah.. Gözlerini hafif aralayınca yanı başında boydan boya nakışlı eski bir bastona gözü ilişir.. Kimin bu acaba diye düşünür... -Elimdeki file ne oldu acaba…? Allah'ım yardım et diye mırıldanır... -Hanım perişan olacak… -Ya bu yaştan sonra yürüyemezsem. Evin geçimini kim sağlayacak. Uğultular yavaş yavaş netleşmeye başlar.. Bir kadın; -Vah amcam vah, neden yola bakmadan geçtin karşıya? -Tanıyor musun? Diyor yanındaki bir adam.. -Evet yan apartmanda oturur. Yalnız yaşıyor. Eşi on üç sene önce sizlere ömür. O gün bu gündür her gün karşı mezarlıkta ki aile kabristanlığına gider bir-kaç saat durur geri döner. Eşini kaybettikten sonra hafızası bir gelip bir gider. Bazen çocuk gibi kendi kendine konuşur. Garip yalnız yaşıyor… Çatallı bir şekilde anlatılan bu hikayeyi duyarak acaba yanımda biri mi var , kimden bahsediyorlar? Diye, etrafına bakınır.. Kimse yok! Gözü sağ eline ilişir. İşaret parmağının sol kısmı ile başparmağı arası nasır tutmuş.. Bu ne izi!… Derin bir nefes alacak gücü var yok… Elinde bir kağıt, bir türlü okuyamıyor… Uzaktan, derinlerden bir ses duyulur. Bakkal kepenklerini acılı bir sesle indirir… Ambulans doktorunun gözü adamcağızın elinde sımsıkı tuttuğu gazete küpüründeki tarihe ilişir ve mırıldanır. -Kepeği tükendi! Ölüm tarihi : 10 Şubat 2008 *** Erdoğan BUDAK - 10 Mart 2019 - İlk Deneme