Süleyman SÖKMEN // Turnalar
Çapanoğlu camisinden (Büyük camii) sabah namazından çıkan üç hafız ikide bir imam Ahmet’in “yazıklar olsun bize camisinden çıkıyoruz ona ihanet ediyoruz” diye söylenip tepindiğini gören hafız Süleyman “hayrola Ahmet yine kime kafan takıldı sen boş yere sineklenmezsin” der. Hafız Ahmet: bak kardeşim biz ihanetçi millet olduk hakkında doğru dürüst bir şey bilmediğimiz bir sivil olmuş paşa Çerkez Ethem namıyla askeri birlikler gönderiyor Yozgat’ı ve şimdi camiisinden çıktığımız Çapanoğlu gibi hepimiz sebeplendiği beyliği ve Yozgat’ı yerle bir ediyor onda yiğidi kaybediyoruz, ağıtlar yakıyoruz her şeyimizi yitiriyoruz sonrada unutup alkışlıyor ve arkadasından gidiyoruz! Bu bana çok ağır geliyor. Kadere bak. Hafız Süleyman ileriyi iyi tahmin eden mantıklı fikir yürüten zaman, zaman camiiler de vaaz veren çevresinde güler yüzlü tatlı diliyle güzel sesi ile sevilen biri. Hemen mevzuya girer “bak aslan gardaşım” o anda camii dışı şadırvanında avucunu lüleye dayayıp su içmekte olan çakır hafıza hadi ula çakır çatlarsın az iç bak Ahmet ne der .....imam Ahmet su içme işini yarı keser buyur ağalar aha geldim . hafız Süleyman imam Ahmet’in söylediklerini özetler kendi fikri ile imam Ahmet’in söyledikleri çatışıp işin uzamaması için hafız sende haklısın “Ahmet sende haklısın kelimesi bitmeden hafız Süleyman biraz ses tonunu yükseltir. “Yav çakır sende tavşana kaç tazıya tut “ diyorsun neyse kabahatim diyerek samimi görünümlü kol kola girerek hocaların kahvenin önüne gelmiş olurlar Hafız Süleyman çaylar benden bir soluklanalım. Kahvehaneye girerler topluca selam verip dip köşedeki tahta üzeri kalın mermerli masaya otururlar çaylar içilir imam Ahmet’in gönlünü almak için birer daha çay ısmarlanır. Çakır Hafız, Süleyman Hafızın azda olsa suçlamasına biraz bozulmuş durumda görünür. Hafız Süleyman: ne oldu çakır sende mi bana cephe aldın (bir ara soğuk sessizlik) yan masalardan ne olduğunu öğrenmek için kulak kabartanlardan biri “ha babam ha; sizlerde anlaşamazsanız battık demek” der ve sonrasında gülüşmeler. İmam Ahmet ne dese ne yapsa Çerkez Ethem’in Yozgat’a yaptıklarını eş dost arkadaşlarının hak vermediklerini içine sığdıramaz en samimi arkadaşları Hafız Süleyman, Çakır Hafızla bile bu mevzuda ters düştükleri de imam Ahmet’e ağır gelir. Fikrine ve arkadaşlarına hatta kaderine kahır eden imam Ahmet ani bir kararla hiç kimseye haber vermeden Samsun’a oradan da Bafra’ya çalışmak için bir nevide arayı soğutmak ister ve aynen de yapar. Sabah erkenden gelen bir kamyonla Samsun’a gider, çalışacak iş bulamaz. Bir gün sonrada Bafra’ya geçer cebinde parası yok sayılacak kadar azdır... Çarşıda bakkaldan tahin helvası ve yan fırından da ekmek alırken tezgahta olan şahıs, hemşerim; her halde yabancısın diyerek ziyaretin sebebini sorar. İmam Ahmet de çalışma için geldiğini söyler, tezgahtaki adam fırında çalışıp çalışmamasını sorar. Anlaşırlar ve kısa sürede dost olurlar. İmam Ahmet fırına yakın bir göz oda tutar daha evvelki işçiden kalan bir yatak, yorgan, ufak tefek kap kaşık gibi eşyalar ayarlanır. Ertesi günde fırında işçi olarak işe başlar. İşinde ve evinde dalgın olan imam Ahmet kısa zamanda habersiz ayrıldığına pişman olur ama bir defa çıkmış bulunur. Bir seferinde bakkaldan zarf kağıt alır , hafız Süleyman’a kısa bir pusula yazar. Adresinde yazar fakat bir türlü postaya veremez en sonunda yırtar atar. Gayri ihtiyari ağzından..... GARİP BÜLBÜL GÜL DALINDA DURUYO HANGİ DALA ELİM ATSAM KURUYO NERE GİTSEM KADER BENİ BULUYO KADER SENİNLE MUHAKEMEM VAR Dörtlüğü hüzünlü bir eda ile duyulur. Hafız Süleyman ve Çakır Hafız, İmam Ahmet’in kayboluşuna bir türlü akıl erdiremezler. Aramadıkları , sormadıkları kimse kalmaz. Akıllarına kötü şeyler gelmeye başlar. Gizli bir yerde öldürülüp gömdükleri ihtimali ağırlık kazanmaya başlar. Tanımayan birinin Boğazlıyan’da gördüğü kulaktan kulağa yayılır. Çakır Hafız görevlendirilir. Süleyman hafızda hastaneler ve ceza evlerinde arama işini üstlenir. Bir hafta aramadan sonra bir araya geldiklerinde en ufak bir gelişme olmadığı gözlenir. Artık ümitlerdeki ışık sönmeye başlamış dır ki mübaşir Kemal’in koşarak geldiğini gören Çakır Hafız ne bu telaş sözü üzerine ben sizi arıyordum size müjdeli bir haberim var imam Ahmet’in izini buldum (sarılıp sevinirler) hafız Süleyman’ı da sevindirmek için odun pazarında buldukları çakır hafızada aynı haberi verirler. Aynı sevinç orada da sahnelenir. Hani derler ya; ne varsa bu alemde o şey vardır Ademde. İmam Ahmet Yozgat’ta ki mahkemeye bir işi için dilekçe yazar adres bildirir. Meseleyi daha evvel bilen mübaşir Kemal evrak kayıt defterine dilekçe işlemini yazarken gözlerine inanamaz yanlış mı yazıyorum acaba diye tekrar ,tekrar okur. sürecek 25.10.2012