BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 17.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
199
Dün
:
4633
Toplam
:
14604599
Bozok Yazııları Prof. Dr. M.Öcal Oğuz
SARIKAYA HAMAMINDA AREFE SUYU
ocaloguz1@yahoo.com
Kültürümüzde Yozgat ağzıyla “arefe”, Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre “arife”, bayramdan önceki gündür ve Ramazan ve Kurban Bayramlarıyla ilgili hummalı son hazırlıklar bugün yapılır. Ev temizliği, köy, mahalle veya akraba ile Bayram Namazından sonra yenecek toplu yemeğin hazırlığı ve özellikle çocukların yıkanıp temizlenmesi, giyeceklerinin hazırlanması.
Arefe suyuna girmek sadece çocuklar için değil, büyükler için de sevap olarak kabul edilir. Ancak “arılık duruluk”, “su gibi aziz ol” sözleri arasında arefe suyuna giren çocukların boylarının uzayacağı da söylenirdi.
Bizim çocukluğumuzda kar veya yağmur yolları kapatmamışsa arafe suyuna girmek üzere köyden Hamam’a da giderdik. Hamam, bugünkü Sarıkaya’nın halk arasındaki adıydı. Bu ad kasabanın ortasındaki tarihî hamamdan geliyordu. Sarıkaya adı ise ilçe olma sırasında Aşağı Sarıkaya kasabasından ödünçlenmiş yeni bir isimdi. Hamam kasabasında eskiden Pazar günleri, sebze-meyve, tahıl, pırtı ve hayvan pazarı kurulurdu. Bu nedenle Hamam Pazarı ifadesi de yaygın olarak kullanılırdı.
Günümüzde “Roma Hamamı” diye meşhurlaşan ama bizim yöre halkı olarak sadece “Hamam” olarak adlandırdığımız tarihî yapı, bütün güzelliği ve özelliği ile 1970’lerin başında ayaktaydı. Üstü açık ve büyük havuz erkekler hamamı, üstü kapalı ve küçük havuz ise kadınlar hamamı olarak adlandırılırdı. 7-8 yaşlarıma kadar rahmetli annemle küçük hamamda çok çimdim, çok arefe suyuna girdim. Yaşım biraz büyüyünce rahmetli babamla, sonra da kendi başıma erkekler hamamında arefe suya girdim, tumdum ve yüzdüm.
Türkiye’nin “beton” yapılara yavaş yavaş sevdalanmaya başlandığı 1970’lerde Belediye bu tarihî yapıyı, kemerleri, süslü taşları ve havuzlarıyla birlikte yıktı, suyunu beton ve demirden yapılan yeni hamama taşıdı. Ne yazık ki tarihî miras şuuru pek gelişmediği için kimse “dur, yapma” demedi, hatta “eski taş yapıdan bizi kurtardı” diyerek memnun oldu.
Şimdilerde halk da devlet de kültürün, kültürel mirasın ve kültür turizminin farkına vardı. Herkes 1970’lerde yıkılan hamamı yeniden ihya etmek, ayağa kaldırmak için gayrete geldi. Bu çabalar yavaş yavaş semeresini vermeye, Yozgat ve Sarıkaya bu tarihî eser sayesinde farklı bir alanda tanınır olmaya başladı.
Bu tanınma sürecinin yeni halkası bir Ramazan müjdesi olarak UNESCO’dan geldi. Sarıkaya Hamamı, Mayıs ayında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine kaydedildi. Böylece ilerde asıl listeye alınmasının da yolu açıldı. Ben buna Yozgat’ın ve Sarıkaya’nın arafe suyunda yıkanması demek istiyorum.
Bu tarihten sonra Yozgat ve Sarıkaya gerek ulusal gerekse uluslararası alanda yeni ziyaretçilerle karşılaşacaktır. Özellikle Yüksek Hızlı Tren de bu süreci olumlu yönde destekleyecektir.
Ancak “yalnız taş duvar olmaz” veya “bir çiçekle yaz gelmez” sözlerini hatırda tutarak Yozgat’ın ziyaret ve konaklama seçeneklerini çeşitlendirmek gerekiyor. Örneğin Nevruz kapsamında Somut Olmayan Kültürel Miras Temsilî Listesine kaydedilen Çiğdem Günü, bir bahar festivali olarak kurgulanabilir, tarihî ve meşhur Haziran panayırı yeniden canlandırılabilir.
Ayrıca Dünya Miras Listesinde olan Hattuşa’nın Yozgat’taki uzantıları çok iyi anlatılabilir. Büyüknefes’te Tavium, Şahmuratlı’da Kerkenez, Akdağmadeni’nde Muşali Kalesi, Osmanpaşa’da Emirci Sultan, Şefaatli’de Karabıyık Köprüsü, Konakları, Çamlığı, Akdağ Ormanları, kaplıca ve ılıcaları ve sayamadığım kadar kültürel ve doğal miras Sarıkaya Hamamı gibi listeye girmeyi, en azından tanınır olmayı beklemektedir.
Yozgat Valiliği, Yozgat Belediyesi, Bozok Üniversitesi, ilçe kaymakamlıkları ve belediyeleri, ilgili kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları elbirliği ve işbirliği içinde ziyaret edilebilir, konaklanabilir, özgün yemekleri yenilebilir, güvenli gıdaları ve hediyeleri valizlerle eve, eşe-dosta götürülebilir bir Yozgat yaratmak için çalışmalıdır.
Kültür turizminde müzeler önemli bir yere sahiptir. Yozgat, mevcut müzelere ek olarak irili ufaklı, özel veya kamu kaynaklı müzeler kurmalıdır. Bu müzelerin bir bölümü tarihe ışık tutarken, bir bölümü de yaşayan kültürü anlatmalıdır. Yozgat’a gelen ziyaretçinin gezip görmekten zevk alacağı mesleki ve tematik müzeler varsa güçlendirilmeli, yoksa kurulması desteklenmelidir.
Eğitim, Kültür, Sanat, Edebiyat ve Basın başta olmak üzere her alanın geçmişini geleceğe taşıyan müzeler kurulmalıdır. Yozgat’ın eğitim tarihi pekâlâ tarihî bir okulda açılacak müze ile genç kuşaklara ve ziyaretçilere anlatılabilir. Yozgat’ın güçlü bir edebiyat geleneği var. Bu geleneği anlatan kapsamlı bir müze kurulabilir. Yozgat basını ve basın tarihi de öteden beri güçlüdür ve önemlidir. Türk basın tarihinin çok önemli ilk ve öncü şahsiyetleri arasında Yozgatlıların sayısı az değildir. Ayrıca basın araç ve gereçleri, matbaanın ortaya çıkışından bu yana çok çeşitlendi, çok gelişti. Bunların Yozgat özelince güçlü bir hikâyesinin müzede canlandırılması Yozgat’ı çok farklı ve özellikli bir konuma getirecektir. Yozgat bu müze sayesinde ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının kendi mesleki duyarlılıkları bakımından da ayrıca ilgisini çekecektir.
Sonuç olarak tekrar ifade etmek isterim ki Sarıkaya Hamamının UNESCO Geçici Listesine girmesini hepimiz sembolik anlamda arefe suyunda yıkanmak ve arınmak olarak okuyalım, Yozgat’ı geleceğin refah ve kalkınma bayramına hazırlanalım.
Ramazan bayramınız mübarek olsun, ziyaret edeniniz çok olsun!

13.06.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Yozgat’ın birkaç deliye ihtiyacı var !..
Sn Hocam daha önceki yazılarınızı da okumuş bir kısmına tenkit de yazmıştım.doğru bulduklarım ve desteklediklerimde oldu fakat bu son yazınıza yüzdeyüz katılıyorum dikkatimi çeken ;1nci paragrafın son iki cümlesi acının özeti.7 nci paragraf muhataplarının hiç işine gelmez.8 nci paragraf ise tamamen katıldığım,çıkacak birkaç delinin ilk yapması gereken.saygılarımla
ankara da bir Yozgat'lı -- 15.08.2016 09:39
Bari yeni üretim ve iletişim çağını atlamayalım
hocam ellerinize vede yüreğinize sağlık tüm Yozgat sevdalılarının hislerine tercüman olmuşsunuz. Yozgat ın gelişmesi ve kalkınması için
ben degil biz olursak sanırım bu makus kör talihi yenebiliriz.
hasan baycan -- 06.08.2015 14:47
Bari yeni üretim ve iletişim çağını atlamayalım
Çok değerli ve sevgili hocam, önce şu sözünüzden dolayı ben kendi çapımda alındım. Demişsiniz ki “Ama ben de üniversitede hoca olarak, UNESCO’da yönetici olarak biraz önce söylediğim idealist öğretmen veya yol gösterici yönetici olamadım.” Haşa ve sümme haşa. Hem bir öğretim üyesi olarak hem de bir Yozgat sevdalısı olarak kendinize hem de büyük bir haksızlık yapmışsınız.. “Ben kendi alanımda kendi iyi niyetime inanıyorum ama çalışmalarımda yine de sonuç alamıyorum. İnandırıcı olmak için çok çaba harcamamız, yılmadan, bıkmadan çalışmamız gerekiyor. Fikirlerimize, projelerimize, buluşlarımıza destek olunacak ortamlar yaratmamız gerekiyor” diyorsunuz. Asıl doğru olan da bu değil mi hocam.
Sizin, gerek Yozgat’ımızın gerek Türkiye’mizin yöresel ve kültürel mirasları için yayınladığınız eserler bir yana UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması babındaki çalışmalarınızı ve çırpınışlarınızı heyecanla izliyor ve mutlu oluyoruz. Ama rahmetli Nida Tüfekçi Hocamızın heykeli ile ilgili şu yazınız Yozgat gerçeğinin bir fotoğrafı gibi değil mi?...

“Yetkili, sorumlu Oğuz Beyleri toplanmış, “bu yahşi yiğide, bu güzel ozana bir teşekkür edelim, gelecek nesiller de onu tanısın iftihar etsin” diyerek, kendi çağlarının lisanında şükranlarını ifade etmek istemişler. Bozok Yaylasının Yozgat denen yahşi şehrine doğup büyüdüğü yerdir diye onun bir heykeline dikmişler.

Ey ulular, erenler, ey er cilasunlar, yiğitler, ey ağ pürçekli analar, ey kırk belikli ince belli kızlar, ey ağ sakallı babalar işte ne olmuşsa o zaman olmuş. Kimi demiş ben bu heykelin alışına çağrılmadım, kimi demiş ben niye başköşede değilim, kimi demiş benden gayrisi öne çıkmasın, kimi demiş beylikte geleceğim buna bağlı, kimi demiş bana kara koyun yahnisi verdiler, kimi demiş hüner bendedir onda değil. Hasılı kimi onu demiş kimi bunu. Kim haklı kim haksız ne önemi var? Sonunda yeniçeri misali “kazanlar kalkmış”. Ortalık toz duman olmuş. Kırgınlık olmuş, küskünlük olmuş. Ozanın ruhu azap duymuş. Yozgat’ın geleceği zarar görmüş.”

İstanbul’daki Yozgatlı dernekler federasyonu başkanı Sayın Ahmet Yılmaz Beyefendinin çabaları ile ilk defa bir birlik sağlandı ve ilk başarılı adım atıldı. İnşallah arkası gelir ve Yozgat’ın ekonomik ve kültürel kalınmasında güzel şeyler yapılır. Saygı ve sevgilerimle.


ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 24.07.2015 13:49
Kara koncolos ve yılbaşı
Koncoloz inancı eskisi kadar olmasa da Hemşin'de halen bilinen bir inanıştır. Koncoloz toplumdan dışlanmış, oldukça iriyarı, vücudu kıllı, çirkin bir yaratık olarak bilinir. Dere kıyılarında ve ıssız yerlerde yaşarmış. Dereye yakın büyük bir kazana elindeki elek ile su taşırmış. Kazan dolarsa kıyamet kopacakmış. Yılbaşı günlerinde evlere yaklaşırmış. Eve girmesin ya da yaklaşmasın diye evin önüne Tapul Tarağı (Yün Tarağı) atılırmış. Babaannemden duyduklarım bunlar. Ancak Koncoloz ile ilginç bir benzerlik Dostoyevski'nin İki Esir isimli kitabında var. Bir hapishane müdürü mahkumlara avluda bulunan bir kuyudan dibi delik kovalarla duvar dibindeki bir varile su taşıtıyor. Varili doldurduklarında mahkumları serbest bırakacağını söylüyor. Tıpkı Hemşin'deki gibi elekle su taşıma hikayesi Dostoyevski'de de var.
Alevi inancında Dar'a çekilip toplumdan dışlanan ve Düşkün denilen kişilerin misyonu ile Koncoloz'a yüklenen misyon da benzerlik göstermekte. Şaman geleneklerinden günümüze taşınan bir inançtır Koncoloz...
Adınız ve Soyadınız -- 28.06.2015 17:03
Yer adından soyadına isim değişikliği
sayın hacam yazınızı dikkatlice okudum emeğinize sağlık bu birikiminizi Yozgat .ın olmayan sosyal projelerine göçlere.tepkisizlige yansıtsanız nasıl olur.sizin gibi cumhuriyetin ve laikliğin özünü özümsemiş bir bilim insanlarına Yozgat ın ihtiyacı yokmu bu konuları içeren yazılarınızı bekliyoruz.ankara da yaşayan Yozgatlılar olarak .
hasan baycan -- 20.02.2015 16:45
Yer adından soyadına isim değişikliği
YoDEĞERLİ HOCAM:

Ana metinde kısmen arz ettiğim üzere basın ve sosyal medyada “Arap Aşı, Arapa Aşı, Ara Aşı” gibi adlarla da yer alan bu yemen aslının eski Dulkadirli Türkmen Yurdu Bozok yaylasında yapıldığı ve yenildiği anlaşılır.

Bu yemeğin Arap Aşı ve Arap mutfağına özgü bir yemek türü olmadığı hususunu küçük örneklerle de olsa tezimde diğer bir ifadeyle makalemin ana metninde anlatmaya çalıştım.

Yörenin, diğer bir anlatımla Orta Anadolu’nun tarih ve kültürünü çalışan, çalıştığı konuları başta kitaplarım olmak üzere makale, yazı dizisi, TV ve Radyo programları gibi iletişim araçları ile ilim camiası ve Türk Milletinin hizmetine sunmaya çalışan bir araştırmacı yazarım.

Çalışmalarımda başta sizin gibi yöremizin yetiştirdiği bilim adamlarının yayınladığı eserler ve aktardığı bilgiler olmak üzere alan araştırmaları ile kaynak kişilere bizzat ulaşılmıştır.

“Araba Aşı” başlığı ile yayınladığım yöresel bu yemeğimiz ile ilgili yaptığımız alan araştırmalarında Bozok Yaylasının merkezi yerinde kurulmuş Yozgat İli merkeze bağlı Derbent ve Baltasarılar köyleri, Çorum/Alaca İlçesi Büyük ve Küçükhırka köyleri, Bozok Yaylasının batı uzantısını oluşturan Aygar Dağı kuzey eteklerinde kurulmuş Boğazkale İlçesi Evci Beldesi, Sungurlu İlçesi Yarımsöğüt, Sarıkaya köyü, güney eteklerinde kurulmuş Poyraz, Salmanlı kasabası ve Derebağ köylerinde yaptığımız alan araştırmalarında yemeğin adının “Araba Aşı” adı ile anıldığı ve bazı köylülerin bu yemeği yöresel seslendirmesi ile “Arabaşı, Arabaaşı” olarak ayrıştırmadan seslendirdiği de görülmüştür.

Yaptığım alan araştırmalarında yemeğin gelişimi hakkında kayda değer her hangi bir bilgi edinilememiş manası bilinmeyen isimlerden neden “Araba Aşı-Arabaşı” aldığı sorusu tarafımca, yörede bilinen “Mıhla, Çatalaş, Çılbır, Hasıda” gibi anlam karşılığı olmayan yemeklerden birisi olduğu düşünülmektedir.

Selamlar.



Adınız ve Soyadınız -- 21.01.2015 23:03
GELENEKSELLEŞEN ARABAŞI
Değerli İsmail Uçakçı Bey,
Yozgat'ın ve Dulkadirli Türkmenlerinin bu kadim ve birleştirici ritüel kökenli yemeği hakkında verdiğiniz tamamlayıcı, eksikleri giderici ve konunun farkına varılmasına katkı sağlayıcı bilgiler ve eklemeler için canu gönülden teşekkür ederim.
Atalarımızın "Arabaşı" diye telaffuz ettiği bu kelime son yıllarda bazı yerlerde ve yayınlarda "Ara Aşı" olarak da karşımıza çıkıyordu. "Araba Aşı"ifadesini ilk kez sizde gördüm. Acaba bu kullanım atalarımız veya sizin aile büyükleriniz tarafından mı kullanılıyordu? Yoksa bu etimoloji size ait bir öneri midir? Eğer aile büyükleri veya derleme yaptığınız kaynak kişiler "araba aşı" ifadesini öteden beri kullanıyorlar ve bir de bu kelimenin veriliş nedenini açıklayan hikâye anlatıyorlarsa bunu da bizimle paylaşmanızı dilerim.
Böyle bir geleneksel kulanım ve hikâye yoksa "Araba Aşı", sizin "Arabaşı" kelimesine getirdiğiniz etimolojik açıklama olarak anlaşılmalıdır. Ben "Arabaşı" kelimesinin ne yazık ki etimolojisini bilmiyorum. Atalarımdan duyduğum ve derlemelerde gördüğüm şekilde hiç bir bölme, kesme, ayırma ve ayrıştırma yapmadan herkes gibi "Arabaşı" diyorum.
Lavaş Ermenilere kaptırıldı sözü basında yer alan yanlış bir bilgidir. Onu da daha sonra paylaşabiliriz.
Selam, saygıyla
M. Öcal Oğuz -- 13.12.2014 13:40
GELENEKSELLEŞEN ARABAŞI

DULKADİRLİ TÜRKMEN YEMEĞİ.!!!

Bazı kişiler tarafından ısrarla.!
“Arap Aşı, Ara Aşı” gibi adlarla anılan.! Arap mutfağına özgü bir yemekmiş gibi gösterilmeye çalışılarak, tezlerini hakim kılmak amacıyla Yüce Peygamberimizin de böyle bir yemek yediği söylemlerine konu olun Dulkadirli Türkmen yemeği.!

Yemeğin aslı.!
Dulkadirli Türkmen yurdu olan Bozok yaylasında yapılır. Başta Yozgat, Çorum, Kırıkkale, Kırşehir, Kayseri, Nevşehir, Sivas, Aksaray yöresi başta olmak üzere Dulkadirli yurtları ve XVIII. Yüzyıl zorunlu göçleri ile Rakka’ya yani, Kilis–Suriye bölgesi ile Afyon, Aydın, Uşuk, Eskişehir yöresine iskan edilmiş Dulkadirli Türkmenlerinin mutfak kültürünü oluşturur.!

Bu yemek.!
Yerlerin karla kaplı olduğu zamanlarda kanatlı av hayvanları ile yapılıp yenilir. Ve kaşıksız yenilemeyecek tek yemek türüdür.!
- Arap Ülkelerine kar yağmaması durumu.!
- Arap Ülkelerinde Avcılık kültürünün zayıf, hatta olmaması.!
- Araplarda geçen yüzyıllarda kaşık kültürünün bulunmaması.!
Yörede “Araba Aşı” adı ile anılan Dulkadirli Türkmen yemeğini “Arap Aşı” adı ile adlandırıp, Arap mutfağına özgü bir yemekmiş gibi sunmak afaki bir söylemden öte gidemedigini göstermektedir.!

Ara Aşı.!
“Araba Aşı” söcüğünün türetilmesi ile verildiği anlaşılan bu isim Bozok yaylasında ve hiçbir Dulkadirli yurdunda kullanılmaz.! Bu arada bir yapılan ve yenilen yemek türü değildir.! Konu içerisinde belirtildiği gibi karlı kış günlerinde köy odaları ve yahut aile ortamlarında yapılıp, küçük bir törenle yapılıp yenilen yemek türüdür.!

Bu Yemeği.!
Ara öğün, Ara yemek gibi göstermek söylemden öte gidemez.! Çünkü, bu yemeğin hamuru ile bol etli çorbasında doyum ve besin için fazlası ile yeterlidir.! Bu bilindiğinden Araba Aşı etkinliklerinde ayrıca bir çorba, ekmek ve yemek ikramında bulunulmuz.!

Yemeğin Geçmişi.!
Tarihte, köyün erişkin ve yaşlıları köy odasında toplanmış otururken gençleri ava çıkarlar. Karlama, diğer bir anlatımla koşuşturma adı ile anılan yöntemle keklik, tüfek, kapan, fak gibi malzemelerle diğer kanatlı hayvanları avlayıp getirirlerdi.
Gençler avda iken, köy odasında bekleyen erişkinler, avcılar gelene kadar hamuru pişirip, siniler içerisine dökerek soğuturlar. Dolayı ile hazırlamış olurlar. Avcıların getirdiği kanatlı avları orada temizlerler ve acılı sıcak çorba yapıp köy odasına kurdukları tabla (yer masası) lar ve yahut sinilerde yerlerdi.
Yakın geçmişimiz ve günümüzde, meşakkatli olduğundan dolayı insanlar ava çıkmaz; sıra düzeni ile bir komşuda toplanarak “Kaz (badı), hindi, tavuk, ördek” gibi kanatlı hayvanlarıyla yaparlar ve aile bireyleri ile birlikte yemektedirler.!
Hamur ve çorba olarak iki ayrı şekilde yapılmış bu yemeğin.! Hamuru, sadece “Un ve tuz” iken, çorbası “Kanatlı hayvan eti, yağ, acı biber, kavrulmuş un, salça, limon”dan oluşmaktadır.!

Yeme kuralı:
Hamur önceden yapılır, sinilere baklava kalınlığında serilir, soğumaya bırakılır. İyice soğuyunca baklava dilimleri gibi biraz büyük olarak kesilir. Sini ortasına çorba tabağı sığacak kadar bir daire şeklinde boşluk açılır, açılmış bu boşluğa sıcak çorba tabağı yerleştirilir.!

Sofraya gelmiş siniler, dolayı ile Araba Aşı etrafına insanlar otururlar. Ellerine aldıkları tahta kaşıkları ile önce sini üzerinde bulunan baklava dilimi gibi hamurdan alırlar. Hamurla dolu kaşığını sini-hamur ortasında bulunan çorba tabağına daldırırlar.!
Kaşığında bulunan hamurdan kalmış boşluğu çorba ile doldurur. Hamur ve çorba dolu kaşığı ağzına getirir, seri bir şekilde boşaltır.!

Yani, hamuru yutar.!
Kaşığına aldığı hamuru çorba dolu tabağın içerisine daldırınca düşürmemelidir. Eğer düşürürse, o kişinin acemliği olarak kabul edilir. Ve de düşüren kişi ceza olarak bir daha ki Araba Aşı ziyafetini yapmak zorundadır.
Yine, eğer kişi ağzına aldığı hamuru doğrudan yutamaz, çiğnemeye teşebbüs ederse o kişide toplumda gülünç duruma düşmüş ve bir daha ki Araba Aşı ziyafeti vermekle cezalandırılmış olur.

Yukarırda belirtilmeye çalışıldığı gibi Araba Aşı, Dulkadirli Türkmenlerine özgü bir kışa özgü bir yemek türüdür.! “Yoğurtlu Çılbır, Salçalı Çılbır, Elbasan Tava, Soğan Mıhlası, Pancar Mıhlası, Isbanak Mıhlası, Yuhka Ekmek Üzeri Bulgur Pilavı, Oğamaç, Hasıda Tatlısı, Pekmezli Oğamaç” gibi onlarca yemekten birisi.!

Tabi.! Şimdilik.?
Biliyorsunuz tarihi Türkmen Ekmeği Lavaş’ı, Ermenilere özgü diye diye Ermenilere kaptırdığımız gibi “Arap Aşı” adı diye diye bu Türkmen yemeğini Araplara kapırmazisek……

Bu vesile ile yöremizin tarih ve kültür unsurlarını gündemine alıp, makale ve kitaplarında yer vererek ilim camiasının hizmetine suna değerli bilim adamımız Oğuz hoca!ya teşekkürlerimi iletirim.

Araştırmacı Yazar
İsmail UÇAKCI
www.ismailucakci.com
nuz
Araştırmacı Yazar İsmail UÇAKCI -- 06.12.2014 20:43
Noel Baba ve Nasreddin Hoca
slm hocam bi konuyu atlamadan geçmeyelim nasrettin hoca ve noel baba türkiyede yaşamış insanlardır ve hatta aynı bölgenin insanı saylır noel baba antalyada yaşamış heykeli geçmişi bile var nasreddin hoca konyalı ikiside torosların çocuğu akdeniz bölgesinin insanı noel baba sanki başka ülkelerin karakteriymiş algılanıyor bunu bizim insanlarımızı geç onu çok seven yabancılar bile bilmiyor bence türkiye bu konuda pasif antalya dahada turizm açısından gelişebilir aslında bu konuda aydınlanma olursa
MUSTAFA AYDIN -- 05.09.2014 09:28
Yozgat’ın artıları ve eksileri
sn.hocam.ben 40 yıldır ankara'da yaşayan,ancak yozgat ta kardeşleri,yeğenleri ve akrabaları bulunan bir kişiyim.kamudan emekli oldum özel sektörde çalışmaktayım.yozgat gazetesini günlük okurum.bugün "Yozgat'ın artıları eksileri" yazınızı okudum okurken zevk alabiliyorum.çocukluğumuzun birtakım unsurları gözümüzün önüne geliyor.bağımızdan kopardığımız üzümü yıkamadan yemek,bahçemizdeki eriği suratımızı buruşturarak yemek,anamızın yaptığı yufka ile omaç yapmak,madımağı yufkayla dürüm edip suyunu akıta akıta karnımızı doyurmak vs.,vs.yazınızda organik tarımdan bahsediyor istanbulu besleyen şehir olarak belirtiyorsunuz Yozgat'ı.kulağa hoş geliyor.ama şunlarıda belitmek lazım.Onlarca Tarım il müdürü geldi geçti hangisi bir proje koydu ortaya hepsi makam peşinde veya yerini koruma telaşında.60 ını geçmiş biri olarak çocukluğumuzda neler varsa şimdide aynı.doğru 5 milyonluk ankara ya yakın,mesafe değişmedi fakat yollar,YHT tren özel otoların çoğalması gibi yeniliklerle daha kısa zamanda ulaşılabiliyor.Yozgat'ın zenginleri ankara'ya ya eğlenceye yada üst-baş almaya geliyor,bazılarıda yozgat ta kazanıp büyük şehirlere yatırım yapıp işini taşıyor.diğerleri ise ya ameleliğe yada kapıcılığa geliyor ankara ya.Hocam enson çamlığa ne zaman çıktınız bilmiyorum ama ben söyleyim yürekler acısı orman müdürü ne yapar biliyormusunuz yukarda belirttiğim gibi.Ankara da yaşayan Yozgatlıların kaç tanesi sarıkaya veya yerköydeki uyuz hamamına gitti hiç merak ettinizmi.ben söyleyim Afyon,kızılcahamam veya haymanaya gittiler.size bir anımı anlatayım.ankara dışından gelen misafirlerimle bir hafta sonu beypazarına gittik yemeklerimizi yedikten sonra o ballandırarak anlattıkları 80 kat baklavalarını sipariş ettik,eşim bir lokma aldıktan sonra aynen şöyle dedi;"bune yahu rahmetli kayınvalidem yapardıki buna baklava bile denmez onun yanında" bu ara belirteyim eşimde yozgatlı değil.şimdi soru şu :ankara da beypazarı baklavasını çok yerde bulursunuz ya yozgat baklavası ?.şimdi yozgat ta hanımlar yapmıyor bile hazır baklava alıp misafir ağırlıyorlar.Sn.hocam size sorayım enson nezaman düğürcük çorbası içtiniz ?kaypak çorbasının tadını hatırlayabiliyormusunuz. ankara da kaç esnaf var tandır kebabı yapan hiç merak ettinizmi.hocam hocam fuzuli'nin bir sözü var ;"söylesem tesiri yok,sussam gönül razı değil"diyor nede güzel söylemiş.yozgat'n ve yozgatlı'nın bakış açısının özeti ne biliyormusunuz hocam temmuz ayının sonunda kaleme aldığınız yazının yayın tarihi gazetenin sürmanşetine konu olduğu için 3 eylül.galiba kabahat bizde bardağın boş yanına bakıyoruz hep yada körlükten dolu yanını hiç göremiyoruz.Öcal hocam saygılar.
metin taşkınöz -- 03.09.2014 11:11
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00