BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 17.09.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
198
Dün
:
4716
Toplam
:
17146128
YANKI Kadriye ŞAHİN
Bayramların bağrına bağlanan çocuklar
kadriyesahin64@gmail.com
İnsan ne kadar yaşarsa yaşasın; yılların yükünü bedeni, ne kadar vurgularsa vurgulansın, geride kalan yılların hesabını yapmayan, yapamayan bir çocuk saklıdır içinde... Hatta, hiç büyümesini istemediği, bir türlü de büyütemediği bayramların kucağına bıraktığı, bayramların bağrında barınan çocuk.
O çocuğun, o çocukluğun;
Bayramdan bayrama ellerinde gelincikler açar. Gelincik kınalı elleri, geçmişe uzandığında, kollarına sığmayan bayramları kucaklar. O, zamanın gerilerinde kalmış elleridir, buram buram leblebi, şeker, toprak gibi kına kokan. Ve kınadır, bayramlarda bayramca açan al gelinciğin narin teninde biriken, umut, neşe mutluluk olup, küçük avuçlardan gönüllere uçan. Akşamdan akşama savrulan bacaların köy kokulu dumanları gibi, her bayram, büyürken kirlenmeyen, asla büyümeyen ruhları, bu koku sarıp sarmalar.
İnce beli, tül kırmızısı bedeni, yıl boyu beklediği bayramlıklar içinde, gelincik misali, çiçek çiçek açan kelebeksi duygularla coşar.
Coşarken;
Varlığın değerine değer biçemez.
Yokluk nedir? Bilemez.!
Yokluktan varlığa geçerken, uzanan elin, okşanan başın, tatlanan damağın tadıdır bayram.!
Yokluk yok olur;
Bayramlık elbiseleri, arife akşamı baş ucuna asıp, bayram sabahına bir an önce kavuşmak için, uyumaya çalışan, uykusuz gözlerinde aralanırken bayramın ilk ışıkları...O günün ışıklarıyla bağlanır çocukluğu, bayramın bayramlık varlığına. Yoksulluk, yokluk hiç olur, bayram sabahlarında. Artık dünyadaki tüm varlıklar serilmiştir ayakları altına. Tutunmuştur, arşta ki meleklerin kanadına.
Zaman farklıdır;
Marketler, alış veriş merkezleri yer almaz o boyutta. Bulunmaz vitrindeki gümüş kasenin içinde, ne bonbon şekeri, ne de çikolata... Tanışmamıştır yaş günlerinde yaş pastayla, yanar yanmaz kaybolan yalancı yaldızlarla... Çamlığın karı, limonun suyudur en çok sevdiği dondurma... Parası olsa da satılmaz bunların hiç biri mahalle bakkalında. Çocukluğu ile yaşlılığı arasında gizlenen en karlı alış veriştir bayram harçlıkları, en sevdiği bayramlarda.Tanır, hayatın tadını; iki bisküvi arasına sardığı, gül kokulu lokumda. Bilmez ki; tüm acılar, damağında kalan bisküvili lokum tadıyla avunacak hayatı boyunca.
Benliğine yer eder;
Emeğe saygı, ikrama hürmet. Koruyan, kollayan büyükler, Tanrıdan almıştır vekalet. Elleri öpülüp baş üstüne konulur. Bu şekilde belirtilir bilinen kadir kıymet. Bayramlarda, değere değer katmak, hoş edip, hoş olmak vardır, aradan çıkarılır gurbet, her türlü garabet. Bu günlerde silinir kırgınlık, kin, husumet. Sevgiyle, saygıyla yoğrulurken benliği, yok olur azamet. Büyümez büyütemez kinin, nefretin zehrini. Hep çocuk kalır bayramların bağrına bağlanıp kalan çocukların çocukluk özlemi. Bayramların bağrında gizlidir çocuk kalmanın gizemi.
Dedim ya;
Bu zamana göre, o zamanlar herkes yokluk ülkesinde yaşar. Vardır lakin, ağalar paşalar. Paşalarda bile yoktur; markalı, pahalı, son model denilen arabalar. Henüz dikilmemiştir, çok katlı, şatafatlı beton binalar. Evlerde yer almaz fil dişi sehpalar, deve boyunlu koltuklar. Mahallelerde çocuklara ayrılmamıştır bekçilerin beklediği salıncaklı parklar. Bahçeli evlerde bayram günü kurulur, ceviz ağacında sallanan salıncaklar. Uzak akrabalara yürütülerek götürülmez gelinler, nişanlı kızlar, evdeki hanımlar. Hazır bekler kapıda faytonlar. O günden bu güne, nal sesleri ile çınlayan Arnavut kaldırımları üzerinde koşar, ceviz ağacındaki salıncakta sallanan ve büyümemek de kararlı, yokluk ve varlık deryasında salınan çocuklar.
Beslenir o günde, manevi duygular;
Tanrının ziyaretidir eve gelen misafirler. Tanrı hatırına sunulur ikramlık yemekler. Her gelene sorulmadan kurulan sofralarda, misafire hizmet için yarışır çocuklar. Çocuklara ikram eden için açılır cennetteki tüm kapılar. O sofralarda, o gün aradan kalkar ayrılıklar, gayrılıklar... Birlik, dirlik, bütünlük barındırdığı için bayramdır bayramlar. Bu nedenle bayramların bağrında barınır büyümeyen, kimsenin göremediği görünmez, melek ruhlu çocuklar.
Mesafeler uzak olasa da;
O zamanlar, bu zamana göre insan insana daha yakındır. Bayram kutlamaları; ne telefonla aranır, ne mesaj atılır. Ne de, tatil maksatlı otellere kaçılır. O bayramlar ki, birliğin, bağlılığın, dirliğin, kadirşinaslığın, anmanın, anılmanın, saymanın, sayılmanın tüm varlığını, taa uzaklara; gönülde taşınan sevgi, duygu, tebrik kartlarına satır satır yazılır. Gönül sözü, gönül gözü; sarı, beyaz kanatlı zarflar içinde gönül dostlarına taşınır. Yakın komşular, akrabalar ev ziyaretinde bayramlaşır. Bu ziyaretin özlemini taşır, gözü kapıda, kulağı telefonda bekleyen, bayramda bayramsız kalmış uzun zamanlı çocuklar.
Uzun zamanlı çocuklar;
Belki, hiç selfi çekinmediler. Her anlarını telefonlara kaydedip egolarına da yenik düşmediler. Bilgisayar oyunlarına takılıp, bir ömür beslenecekleri çocuğu zehirleyip öldürmediler. Bayramları tatil eğlencesi yaparak, anlamını, önemini kaybettirip önemsizleştirme-diler. O çocuklar, çocukluğunu yaşadı ve çocuk kalarak, zamana, zamanında pırıl pırıl duygularla beslenmiş bir çocuk bıraktılar. Ne mutlu ki, her bayram çocuklaşıp, bayramların bağrına bağlanan çocukla buluşup, çocukça çocukluklarıyla avundular.
Ve o bayramlar ki;
İçimizde hep o çocuğu yaşattılar, onunla avuttular. Her gelişlerinde, çağın yalnızlaşmış insanlığına, en azından gerilerden mutluluk taşıdılar. Hiç büyümediler, büyürken kirlenme-diler, bayramların bağrına bağlanan çocuklar...
Çocuklarınızın çocukluğunu, her yıl dönüp gelen bayramların bağrına bağlayıp, mutluluk içinde yaşamalarını sağlamanız dileğiyle; hayırlı, nurlu, mutlu bayramlar.
Kadriye ŞAHİN

03.06.2019

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Bayramların bağrına bağlanan çocuklar
Yozgat gazetesini takip edenlerdenim.Köşe yazarları bölümünde (Kadriye ŞAHİN) ismini görünce yazılarınızı okudum.Çok haz aldım.Çok da memnun oldum.Sayenizde geçmişi yad edip hatırlamış olduk.İncelik gösterip bilgilendirdiğin için teşekkür ediyorum.
Bu vesile ile başta size ve ailenize sağlıklı yıllar dilerim.
Sınıfımızda bulunan arkadaşlarımızdan hayata veda edenlere rahmet,kalanlara sağlık,sıhhat ve afiyetler dilerim.
Saygı ve selamlar..
Yakup Aslan -- 17.08.2019 13:48
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) CENNETİ CEHENNEME ÇEVİRDİLER (BÖLÜM: 5)
Yakup Aslan Beyefendi kardeşim; Sizi hatırladım. Estağfurullah... Özür dilemenizi gerektirecek bir kusur yoktur. Zaman öylesine akıp geçti ki, geçerken de bazı anıları silip süpürdü. Siz,en azından bir hocamızı hatırladınız. Ben, arkadaşlarımızla irtibat kurarak bu yazıyı kaleme aldım. O günleri teferruatıyla hatırlayan kimseye rastlayamadım. Murat Çakmak ve Rahmetli Cengiz Gençkol haricinde. Biz, edebiyat bölümü olarak sadece 3. sınıfta fen dersi almadık. 1.2. sınıflarda fen dersi aldık. 1. sınıfta Emine hanım dersimize geliyordu. 2. sınıfta Ömer Şencen fen derslerimizi doldurdu... 3. sınıfta fen dersi yerine biyoloji dersi aldık ve hocamız, Mümtaz Kayaoğlu idi. Yozgat'ta yaşadığım her anı günü gününe hatırlıyorum. Yazdıklarımda yanlış yoktur.Yaşayan hocalarımızla ve tüm sınıf arkadaşlarımızla görüşerek hazırlanmış bir yazıdır.Üstelik, herkes bir birini hatırlasın diye, hatırladıkları kadarıyla kendi anlatımlarına da yazıların altında yer vermeye çalıştım ve bu yazı serisi sayesinde tüm arkadaşları arayıp bularak bir birimizle irtibat kurduk.Henüz yazının son bölümü yazılmadı.

İlginiz için teşekkür ederim. Selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 16.08.2019 00:25
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) CENNETİ CEHENNEME ÇEVİRDİLER (BÖLÜM: 5)
Ömer Şencan hocamızı yad edip,sağlık,sıhhat ve afiyetler dileyelim.Sınıf arkadaşlarım olan Kadriye Hanım ve Mikail Batur Beyden özür dileyelim.Ama biz edebiyat bölümü olarak fen dersi görmüyorduk diye hatırlıyorum.
Yakup Aslan -- 13.08.2019 21:07
Bayramların bağrına bağlanan çocuklar
"Yozgat Lisesi hatıraları" isimli yazımızın 5. bölümüne yorum yazan Yakup Aslan Beyefendiye ilgisinden dolayı teşekkür ederim. Ancak, bahsi geçen "Ömer Şencan" hocamız Fen bilgisi derslerimize geliyordu. O zamanlar kadro yetersizliğinden farklı branşlardaki hocalar, ne yazık ki farklı derslere gire biliyordu. Belkide matematik dersleri boş geçmesin diye sizlerin matematik derslerine girmiş olabilir. Karakteri hakkında hem fikirim. Yaşadığını duymuştum.Emeği geçen tüm hocalarımıza selam ve sevgiler..
Kadriye ŞAHİN -- 10.08.2019 00:27
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) CENNETİ CEHENNEME ÇEVİRDİLER (BÖLÜM: 5)
Ömer Şencan Fen Bilgisi hocası değil, Matemetik hocasıydı.Gümüşhane ve Yozgat'ta iki kardeşin matematik hocası.Adam gibi adamdı.Yaşıyorsa Allah sağlık,sıhhat ve afiyetler versin.
Yakup Aslan -- 23.07.2019 14:49
Bayramların bağrına bağlanan çocuklar
Sayın Kadriye Şahin, yazınızı okurken çocukluk günlerime gittim. Dedelerimizi çok erken kaybettiğimiz için maalesef başımızı onlara okşatamadık ama çarşıya indiğimizde yeşil bardaklar içinde limonlu ya da vişneli kar dondurmasından yediğimiz, yerken de mutlu olduğumuz günlerimiz oldu. Biz o günleri yaşadık ama geldiğimiz günlerin çocukları ya refah içinde ülkenin ve hatta yurt dışının imkanlarından istifade ediyor belki bizim yediğimiz kar dondurması mutluğu kadar duygu yaşamadan. Ya da ailesinin fakru zarureti yüzünden bayramı boynu bükük geçiriyor. Cennetmekan Yusuf Ziya Ortaç'ın şu sözü beni çok etkilemişti. "Ben asfalt yollardan korkarım. Cadillac otobillerle yalın ayakların birlikte yürdüğü yollardan." Bayramınız kutlu olsun. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.06.2019 09:18
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Sevgili Songül Hanımefendi; sizi tanımıyorum ancak zaman zaman yazdığınız yorumları ilgiyle takip ediyorum. Vakit ayırdığınız yorumlarınız için teşekkür ederim.

İnsan önce okuduğunu anlamalı... Sonra okuduğu konu üzerine düşünmeli... Ne yazık ki, eğitim almış ama eğitimsiz kalmış cahiller güruhun da; okumadan yazı yazmaya kalkışan, kalkışmakla da kalmayıp, yaşına başına bakmadan " had" bildirme ve "kınamayı" marifet sayan kendini bilmezler, düşüncesi kıt, yıkamacı yağlamacı, yalakalığı kendine meslek edinmiş insanlar ile de zaman zaman karşılaşa biliyoruz.

Bahsettiğiniz yazı, A.K.( Önemsemediğim için adını yazmak istemiyorum) tarafından başka bir gazete köşesinde yazıldı. Kendisini tanımam. Yazılarını da okumam. O günden sonra göz attığım kadarıyla; belli ki şahısları övmekle ilgili yazılar yazıyor. Çıkar karşılığı, reklam niyetine kullanılan kalemler beni çok alâkadar etmez. Hatta, kendi haddini bilmeyen had-sizler de hiç ilgi alanıma girmez... Başkasının sırtına basarak, babasına sırtını yaslayarak yükseldiğini sanan insandan, sesini başkasının adıyla duyurmaya çalışandan, birilerine tutunup kendi yokluğunu var sayandan; hiç hoşlanmadım ve bunları her zaman değerlerim arasında sıfır olarak değerlendirdim.

Bu tür insanların hayatım boyunca, solumda kalmalarını tercih edip; değerli, erdemli, şahsiyetli, haddini aşmayan, saygılı, çıkarsız insanları da sırtımda, başım üstünde, sağ yanımda taşıma gayreti gösterdim. Değerini gösteren insanlardan yerine göre elimden geldiğince desteğimi de esirgemedim ki, değere değer katılsın, değer değerince anılsın diye...

Şöyle ki; sıfırı sağınıza alırsanız sıfırlık dan kurtarır değer katmış olursunuz. Solunuzda bırakırsanız bir işe yaramaz. Yani bu tür varlıklar ile muhatap olursanız önemsemiş olursunuz, ister istemez kendilerine kendinizde yer edinerek, sizin değerinizi düşürüp kendilerine değer katarlar. Anladığım kadarıyla bu kızımız da böyle bir çaba içinde.

Sözün özü, hangi değer ile çarparsanız çarpın sonucu (0) sıfır olacak bir değer ile uğraşmaya değmeyeceği gibi, zaman harcayıp bulanık suyu sıçratma gereği de yoktur. Muhatap olmadığınız halde üzerinize sıçramak için cımbıldayan su, ne kadar temiz olursa olsun, sıçradığı yeri kirletecektir. Kendi kendine cımbıldayan su, zaten temiz değildir. Yazı yazdığını zannederek birilerinin gereksiz avukatlığını yapan evladımız da kendi kendine adıma yazı yazmış. Anlayıp-dinlemeden aklınca, çıkarcı hayvan sevenlerin kızağına gelip kınamış. Yazımızın altına, kendince fikir beyanında bulunsaydı saygı duyar, seviyesine inip cevap vermeyi uygun bulurdum. Kendi muhitim den ve köşemden uzak olduğu için, gerek görmedim. Annem rahmetli derdi ki, "Karşı mahallede havlayana hoşt demenin ne gereği var?"

Sevgi ve selamlar...Alakanıza tekrar teşekkürler

Kadriye ŞAHİN -- 08.03.2019 01:43
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Çok haklısınız Kadriye hanım, İnsanlar köyü terk etti. Her şeyi ithal etmeye başladık. Rahat yaşamanın rahatlığına alıştık. Yiyecekler ambalajlar içine girdi, hastalıklar bedenimize yerleşti. Topraklarımızı ekip, kendi ürünümüzü kendimiz yetiştirmek yerine her şeyi hazırını tercih ettik. Devleti, yöneteni suçlarken kendimizde hiç kabahat görmedik. Sonunda hayvanları da kendimize benzettik. Şimdi belediyeler hayvanları mama ile beslerse gazete sayfaları, sütunları reklam yapıyor. İnsanlar soğana hasret kalmış, işsizlik almış yürümüş kimse oralı olmuyor. Merhamet, vicdan sadece köpek beslemekle olmuyor.

Karnı tok, sırtı pek insanlar kendine uğraşacak meşgale arıyor, veya kendini hayvanlar aracılığı ile önemsetmeye çalışıyorlar. Bu tür insanlar, doğadan ayrı yaşadıkları için, kendilerindeki eksikliği hayvan üzerinden gidermeye çalışan ve hayvanı anlamayan, bir kaç mama tanesiyle mutlulu ettiklerini zanneden psikopatlar dır. Oysa, bir kaç hafta köyde yaşamış olsalardı hayvanların mutluluğunu ve insan olmanın gereğini anlaya bilirlerdi.

Doğruyu yazınca, doğruları haykırınca kınanıyor. Gazetenin birinde adınıza yazı yazan bir bayan, okuduğunu anlamadan mı yazdı, yoksa kendince adınızı kullanarak kendi reklamını mı yaptı bilemiyorum ama ortalıkta gezen köpeklerin çilesini kendisi yaşamış olsaydı hayvanları belki anlardı. Yok, yok, bunlar anlamaz! Bu seferde, kendini iyilik perisi ilan etmek için hayvanların çilesini kullanarak, belediyelere babasının gazetesinden seslenir, sonrada onların reklamını yapardı. Engelli insanların, çocukların, köpekler yüzünden sokaklarda dolaşamama hakkını kim savunacak, parçalanarak öldürülen insanların ailelerinin acısını kim paylaşacak, ve de sahipsizlik duygusunun bedelini o hayvanlara kim ödeyecek merak ediyorum. Hayvanı seven, alır evinde besler. Sokağa atıp hayvan severlik taslayıp, soğukta, sıcakta zebil olan hayvanlara bir avuç mama atıp kendilerini iyilik perisi ilan edemez.

Noktasız cümle kuran, virgülü hiç tanımayan insanlar; eline kalem alıp köşe yazarlığı yaparak doğruları yazanlara "haddini bil" çağrısı yapıyor. Hayvan koruma dernekleri adı altında çalışanlar köşeyi dönüyor. Ne oldu? birilerinin menfaatine mi dokundunuz ki köşelerinde adınıza yazılar yazıldı?

Günlerdir takip ediyorum. Cevabınız ne olacak diye. Anladım ki cevap verme gereği bile duymadınız. Çoluk çocukla uğraşmaya da değmez. Onlar daha çok cahiller. Noktanın, virgülün yerini bile bilmezler.

Kadriye hanım, Uzun zamandır yazılarınızı okumayı bekliyoruz, haddini bilmezlerin sizi yıldıramayacağını, hadsizler ile de muhatap olmayacağınızı biliyoruz. Sevgiler selamlar.
Songül gül -- 05.03.2019 23:26
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Değerli Muhsin Köktürk Hocam;
Keşke hayvanların mutlu olacağı ortamlarda yaşıyor olsaydık ve hayvanlarda bizimle yaşasaydı. Yaşanılan ortamda insan mutlu değil ki, hayvan mutlu olsun. Benim kızdığım konu, hayvan sever olarak görünen insanlar, bahçelerine hayvanları almıyorlar. Sadece, cadde üzerinde, çevre kirlenmesin diye hazır mamalarla beslemeye çalışıyorlar. Bu hayvanlar, güdüsel olarak yiyecek arayarak beslenme alışkanlığını kaybettiklerinden zaman zaman aç kalıyorlar, üstelik, sürekli cadde üstünde, yollarda dolandıkları için arabalar çarpıyor. Her sabah, sade bizim caddeden üç beş tane kedi ölüsü, köpek ölüsü toplanıyor. Bu hayvanları hem ilgiye alıştırıp hem dışarıda korumasız bırakmak doğru bir davranış değil. Sahibi olan hayvan daha mutlu, daha uysal, daha zeki. Onların ihtiyacı sucuk sosis, hazır mama yemek, arada bir okşanarak olduğu yere bırakılmak değil. Onların ihtiyacı nereye, kime ait olduklarını bilmek. Kendim de, köpekleri çok seviyorum. Ev içinde besledim. Çocuklarımla aynı odada, bazen aynı yatakta uyurdu. Çok da mutluydu.Hepimizi de mutlu ediyordu. Sokakta yaşayan köpekler, sürekli azarlandıkları için çok mutsuzlar ve zaman zaman saldıra biliyorlar. Elbette ki, belirli yerde, yuvada yaşayamamış olmanın etkisi de var.

Yaradan Allah, her canlının elbette ki rızkını vermiştir. Onların ölmesine gönlüm razı değil. Ya sahiplensinler, veya belediyeler ve halk iş birliği yaparak bu hayvanlar için rahat ortamlar, köpek koruma alanları hazırlasınlar. Vurdum duymaz olmak, görmezden gelmek, o hayvanların telef olmasına seyirci kalmaktır. İnsanın ve insanlığın görevi hayvanları korumaktır.

Yorumunuz ve duyarlılığınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla..
Kadriye ŞAHİN -- 10.01.2019 00:17
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Sayın Kadriye Şahin,

Başıboş hayvanların yarattığı sorunlara katılıyorum. Ancak belediyelerin bu konuda üzerlerine düşen görevi yapmadıkları kanısındayım. Öyle köpeklerin kulaklarına birer simge takmakla bu iş yürümüyor. Köpekler için uygun barınaklar oluşturmak gerek.
Başıboş hayvanlarla başıboş insanları karşılaştırınca inanın insanlardan daha çok korkuyorum. Olağanüstü durumlar olmadıkça hayvanlar insanlara saldırmıyor. Açlık, korku, şiddet ve benzeri etkenler onları saldırgan kılıyor.

Hayvanlarla iç içe yaşamamız bir doğa kuralı.Bu yaşam sırasında birtakım sıkıntılar yaşayacağız kuşkusuz. İşte bu sıkıntıları en aza indirmek, yok etmek için belediyelere büyük görev düşüyor. Bundan kastım, hayvanların öldürülüp yok edilmesi değil.

Duygularınızı, korkularınızı iyi anlıyorum. Ben öyle aç yatan, perişan durumda yaşam süren insanlar varken onları düşünmeyip hayvan haklarından söz edenlerden değilim. Ama inanıyorum ki Allah, yarattığı tüm canlılara yaşam hakkı vermiştir. Bize düşen görev canlıların bu hakkına saygı göstermek olmalıdır. Burada dengeyi kurmak, sağlamak çok ama çok önemli
Saygılarımla.



Muhsin Köktürk -- 08.01.2019 22:34
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00